Necip Fazildan Bir Kaç Şiir

+ Yorum Gönder
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden Necip Fazildan Bir Kaç Şiir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    FrEeDoM
    Usta Üye
    Reklam

    Necip Fazildan Bir Kaç Şiir

    Reklam



    Necip Fazildan Bir Kaç Şiir

    Forum Alev
    Ayrılık Vakti
    Akşamı getiren sesleri dinle
    Dinle de gönlümü alıver gitsin
    Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
    Yaşlı gözlerime dalıver gitsin

    Güneşle köye in, beni bırak da
    Küçüle, küçüle kaybol ırakta
    Su yolu dönerken arkana bak da
    Köşede bir lahza kalıver gitsin

    Ümidim yılların seline düştü
    Saçının en titrek teline düştü
    Kuru yaprak gibi eline düştü
    İstersen rüzgara salıver gitsin.

    Aynalar


    Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
    İşte yakalandık, kelepçelendik!
    Çıktınız umulmaz anda karşıma,
    Başımın tokmağı indi başıma.
    Suratımda her suç bir ayrı imza,
    Benmişim kendime en büyük ceza!
    Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
    Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
    Nur topu günlerin kanına girdim.
    Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
    Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
    Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
    Günah, günah, hasad yerinde demet;
    Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
    Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
    Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

    Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
    Bakamam, aynada, aynada vicdan;
    Beni beklemeyin, o bir hevesti;
    Gelemem, aynalar yolumu kesti.

    Ölünün Odası


    Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
    Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
    Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
    Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
    Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
    Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
    Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
    Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
    Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
    Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
    Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
    Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
    Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
    Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
    Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
    Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm…

    Beklenen



    Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar,
    Ne de şeytan bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimde gölgeni,
    Gelme, artık neye yarar?
    Bekleyen

    Sen, kaçan bir ürkek ceylansın dağda,
    Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
    İstersen dünyayı çağır imdada;
    Sen varsın dünyada, bir de ben varım!

    Seni korkutacak geçtiğin yollar,
    Arkandan gelecek hep ayak sesim.
    Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
    Enseni yakacak ateş nefesim.

    Kimsesiz odanda kış geceleri,
    İçin ürperdiği demler beni an!
    De ki: Odur sarsan pencereleri,
    De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!

    Göğsümden havaya kattığım zehir,
    Solduracak bir gül gibi ömrünü.
    Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
    Bana kalacaksın yine son günü.

    Ölürsün... Kapanır yollar geriye;
    Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
    Varılmaz hayale işaret diye
    Toprağında bir taş olur, beklerim...


    Canım İstanbul
    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım...
    İstanbul,
    İstanbul...

    Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
    Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

    O manayı bul da bul!
    İlle İstanbul'da bul!
    İstanbul,
    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
    Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    Gecesi sümbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul...


    Çile

    Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birden bire dam.
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

    Ateşten zehrini tattım bu okun.
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum değdi burnuna (yok)un.
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk,
    Al sana hakikat , al sana rüya!
    İşte akıllılık , işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta , bana çil horoz
    Yepyeni bir dünya etti hediye.

    Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kainat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen , hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük , yetiş takma gözde cam!
    Otursun yerine , bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim , dostum ve hocam!

    .
    .
    .
    .

    Aylarca gezindim , yıkık ve şaşkın .
    Benliğim kazan ve aklım kepçe,
    Deliler köyünden bir menzil aşkın
    Her fikir içimde bir çifte kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta ?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl ?
    Zamanın raksı ne , bu yuvarlakta?
    Sonu varmış , onu öğrensem asıl ?

    Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selâm , selam sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düşte perde ol!
    Bir asâ kes bana , ihtiyar ağaç.

    Uyku katillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak
    Teselli pınarı , sabır memesi;
    Size şerbet , bana kum dolu çanak.

    Bu mu rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş , şehvet;
    Karınca sarayı , kupkuru kelle....

    Akrep , nokta nokta ruhumu sokmuş.
    Mevsimden mevsime girdim böylece
    Gördüm ki , ateşte cımbızda yokmuş.
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    ..
    ..
    ..
    ..

    Evet her şey ben de bir gizli düğüm
    Ne ölüm terleri döktüm , nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir , kaçak ve kurnaz.
    Yollar bir yumaktır, uzun dolaşık
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tütüyor önümde mavi bir ışık.

    Büyücü büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman nedir inimde ?
    Camdan keskin , kıldan ince kılıcın,
    Bir zehirli kıymık gibi beynimde.

    Lügat , bir isim ver bana halimden ;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım tutun elimden
    Aynalar söyleyin bana ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynunuzda taşıyan öküz?
    Bela mimarının seçtiği arsa ;
    Hayattan muhacir , eşyadan öksüz?

    Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki , Arş ' a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var , ne hakikatta .
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta.
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    ..
    ..
    ..
    ..

    Gece hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın , hem geleceğin.

    Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mavera dede.
    Yandı sırça saray, ilahi yapı
    Binbir avizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik
    Ve çevre çevre nur , çevre çevre nur.
    İçiçe mimari , içiçe benlik
    Bildim seni ey Rab , bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz
    Nizam köpürüyor,ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz
    Suda ezel fikri ebed duygusu.

    Kaçır beni ahenk , al beni birlik
    Artık barınamam gölge varlıkta
    Ver cüceye , onun olsun şairlik
    Şimdi gözüm büyük sanatkarlıkta

    Öteler öteler, gayemin malı
    Mesafe ekinim , zaman madenim
    Gökte samanyolu benim olmalı ;
    Dipsizlik gölünde , inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs , önümde diz çök
    Heybem hayat dolu , deste ve yumak
    Sen bütün dalların birleştiği kök
    Biricik meselem , sonsuza varmak.




  2. 2
    ASUDE
    Bayan Üye

    Cevap: Necip Fazildan Bir Kaç Şiir

    Reklam



    şüpesiz necip fazıl bu ülkede yetişmiş en zeki en hazır cevap ve usta şairlerden biridir kendisinin şiirleri sözleri hala çok konuşulmaktadır







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi