+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Türk Tarihi Bölümünden Türk Büyükleri - Türk Büyükleri Listesi - Ünlü Türk Büyüklerinin Hayatı ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. DOLUNAY
    Özel Üye


    Türk Büyükleri - Türk Büyükleri Listesi - Ünlü Türk Büyüklerinin Hayatı





    Türk Büyükleri - Türk Büyükleri Listesi - Ünlü Türk Büyüklerinin Hayatı Forum Alev
    Türk Büyükleri - Türk Büyükleri Listesi - Ünlü Türk Büyüklerinin Hayatı

    Türk Büyükleri

    Türk güreşçisi Yaşar Doğu

    yasar dogu.jpg

    Ünlü Türk güreşçisi Yaşar Doğu, 1915 yılında Samsun'un Kavak ilçesine bağlı Karlıköyünde doğdu. Dedesinin köyü olan Emirli'de büyüdü. Güreşe orada başladı.1938 yılında Ankara'da askerliğini yaparken minder güreşine çıktı. Bir yıliçinde millî takıma yükseldi. Oniki yıl süreyle (1939-1951) Ay-Yıldızlı mayoaltındaki yerini muhafaza etti. Bu süre içinde katıldığı 7 şampiyonanın 6'sındaşampiyonluğu kazandı. 1961'de Ankara'da vefat etti. Kabri oradadır.

    Aslen Kafkas Türklerindendir. Ecdadı Samsun'a muhacir gelmişti. Daha önce bebeksayılabilecek çağda iken cepheye giden babasının şehit düştüğü haberi gelmiş,bu yüzden annesiyle birlikte dedesinin köyü olan Emirli'ye göç etmek zorundakalmıştı. Çocukluğunun geçtiği bu köyde güreşe başladı ve dahadelikanlılığın eşiğinde iken yaman bir karakucak güreşçisi olarak adını bütünçevreye duyurdu.

    Ankara'da askerliğini yaparken bir arkadaşının ısrarı ile Ankara Güreş Kulübü'ne girdi veorada minder güreşine başladı. Zehir gibi acı kuvveti ve büyük güreş kabiliyetiile bu güreşte de kendisini derhal gösterdi. Ancak kendisini pek. tecrübesiz buIanyöneticiler onun Avrupa Şampiyonası'nda ezileceğini düşünerek kadroya almakistemediler.

    Millî Takımın Finlandiyalı antrenörü Onni Pellinen ağırlığını koyarak direnincekendisine millî takımda yer verildi. Böylelikle başarı dolu güreş hayatının ilkmillî temasını 1939 Avrupa Şampiyonası sırasında Oslo'da yaptı. Mindergüreşindeki olanca acemilik ve millî maç tecrübesizliğine rağmen büyük birvarlık göstererek üç rakibini yendi, bir maçında sayıyla yenik sayılarak AvrupaŞampiyonluğunu kaybetti, ikinci oldu. O zaman, bu bile büyük başarıydı.

    1940 yılında İstanbu1'da yapılan Balkan Oyunları'nda güreş yaşantısının ilkşampiyonluğunu kazandıktan sonra, İkinci Dünya Savaşı'nın araya girmesiyle millîmüsabakalardan uzak altı yıllık bir duraklama devresine girilmişti.

    1946 yılında tekrar rakipsiz eleman olarak Millî Güreş Takımımıza girdi. Aynı yılStokholm'de yapılan Avrupa Şampiyonası'nda sıtmanın verdiği 40 derecelik hararetlemindere çıkmasına rağmen yaptığı altı güreşi de kazanarak 73 kilonun AvrupaŞampiyonu oldu. 1947 yılında Prag'da yapılan Avrupa Greko-Romen Şampiyonası'nda daAy-Yıldızlı mayo altındaki yerini muhafaza etti.

    İlk kez “Demirperde Bloku”nun katıldığı bu şampiyona enteresan bir mahiyettaşımaktaydı. Zira Sovyet Rusya ve peykleri bir demirperde ülkesinde yapılan buşampiyonada tam bir ittifak içinde idiler. Yaşar, arkadaşlarına yapılanhaksızlıkları gördüğü zaman, şampiyonluğu kazanmak için sadece Rus rakibinideğil, demirperde hakem blokunu da yenmesi gerektiğini gayet iyi anlamıştı. Bu azimlegirdi güreşlere ve rakiplerini çatır çarır yendikten sonra finalde Rus ile karşıkarşıya kaldı. Güreşe fırtına gibi girdi. Rus'u tuttuğu gibi yere vurdu. Oyundanoyuna geçiyordu. Bir ara rakibinin sırtını yere yatırdı. Hakemler görmezliktengeldiler. Sonra bir tuş daha yaptı. O da aynı akıbete uğradı. Koca Yaşarkızmıştı. Olanca gazabı ile atıldı, çift sürer gibi sürdü Rus'u. Daha sonrahırsla rakibini çatır çatır çevirdi. Bir pestil gibi sırt üstü mindere serdi verakibinin göğsüne çıkıp oturdu. Teker teker bütün hakemlere baktı. Gözleri öfkeile doruydu. Hani “Bu da tuş değil mi be insafsızlar” der gibiydi. Hakemleristemeye istemeye “Evet” dediler. Tuşu da; şampiyonluğunu da bastıra bastırakabul ettirmişti koca Yaşar...

    Güreş Dünyasında İsveçlilerin deyimi ile bir “Kara saçlı kuvvet ilahı” olarakparlayan Yaşar Doğu, büyük namını 1948 Olimpiyatları, 1949 Avrupa Şampiyonluğuile de perçinledi. 1950 yılında Irak ve Pakistan'a yaptığı büyük turnede büyükkuvvet ve güreş bilgisini doğu alemine tanıtmak imkân ve fırsatını da buldu.

    1951 yılında Helsinki'de yapılan Dünya Şampiyonası'nda 87 kiloda Ayyıldızlı mayoyugiydi. Çok çabuk kilo alan, buna karşılık çok zor kilo veren bir bünyeye sahipti.Bu yüzden yıllar ilerledikçe sıkleti de yukseliyordu, Nitekim 67 kilo ilebaşladığı güreş hayatının son şampiyonluğunu Helsinki'de 87 kiloda kazandı.Böylelikle parlak güreş hayatına bir de dünya şampiyonluğu sıfatını eklemişoldu.

    Ayyıldızlı mayo altında yaptığı 47 maçın 46'sını kazanan Yaşar, bunların 33'ünde tuşyapmış, 11 maçını ittifakla, 1'ini abandone ile, birini de ekseriyetlekazanmıştır. Galibiyetle sonuçlanan 46 güreşi 690, dakika sürmesi gerekirken;yaptığı tuşlarla bu süreyi 372 dakika 26 saniyeye indirmişti.

    Güreş hayatını kapattıktan sonra Millî Güreş Takımımıza antrenör oldu. 1955 yılındaantrenör olarak Millî Takımımızla gittiği İsveç'te ciddi bir kalp krizi geçirdi.Uzun bir tedavi gördü. Doktorlar kendisine iyi bakmasını, yorulup heyecanlanmamasınısöylemişlerdi. Fakat bunu yapamadı. İsveç'ten döner dönmez tekrar kendini güreşeverdi ve 8 Ocak 1961'de Ankara'da bir kalp krizi sonucu vefat etti.

    Yavuz Sultan Selim

    yavuz sultan selim.jpg

    Yavuz Sultan Selim, Osmanlı İmparatorlarınınen büyüklerinden biridir. O, büyük bir şair, kuvvetli bir kumandan ve yüksek birdevlet adımı idi. Yavuz Selim, İkinci Bayezid’in oğludur. Diğer kardeşleri Korkut,Ahmet, Mahmut, Alim Şah, Şehinşah’tır. Annesi Gülbahar Hatun’dur.

    Yavuz Selim 1467 tarihindeAmasya’da doğdu. Annesi Şehzade Selim’i çok iyi yetiştirdi. Devrinin en yüksekhocalarından Halim Çelebi’den ders aldı. Ağabeylerinden, daha üstün bir zekaya vekuvvetli bir iradeye sahipti. Büyük bir devlet adımı olmak için bütün vasıflarıhaizdi. Edebiyata fazlasıyla meraklı idi. Biri Türkçe, diğeri Farsça iki Divânıvardır. Vezirlerinin boynunu hiç tereddütsüz vurdurabilen bu cengaver, aşık olunca: Canımı ateş-i aşk istila etti bu sûzişte , Gözyaşımdanbaşka serpilecek su yoktur. Diye ağlayabilecek kadar hassas bir ruha sahipti.
    O, korkunç bircihangirdi. Bir gün şöyle söylemişti: Bana cihanda yalnız vatan aşkı kafidir. Çoştukça,Selim bugün askerlik aşkının padişahıdır, Ne hanlıkta mukayyeddir, ne de Hakanamuhtaçtır. Deyip dünya haritasını önüne alıyor:
    Bu dünya bir padişaha azdır! Diye üzülüyordu.
    Yavuz Selim hakikatenyiğit bir insandı. İri vücutlu, şahin bakışlı, pala bıyıklı, bir erkek güzeliidi. Sakalını tıraş ettirir, bir kulağına da küpe takardı. Sade giyinmeyi sever,basit yemekler yerdi. Süslenmeyi hiç sevmezdi. Eşi Hafize Ayşe Sultan, oğlu Süleyman’asüslü bir elbise giydirmişti. Oğlunu süsler içinde gören Yavuz Selim:
    Sen böyle süslenirsen, Hatunlar ne giyecek? Demişti.Buna rağmen pek sertti. Vezirlerin kusurunu gördüğü zaman affetmez, derhal başınıvurdururdu. Halk ona kahramanlığından, sertliğinden dolayı Yavuz demişti.
    Babası İkinciBayezid, oğlu Şehzade Selim’i Trabzon’a vali tayin etmişti. O, burada devlet işleriylemeşgul olurken bir yandan da şiir yazıyordu; bir de sanata sahipti. Trabzon’da Süleymanadlı bir oğlu dünyaya geldi.
    Yavuz Selim, Trabzon’davali iken memleketinin durumunu inceden inceye tetkik ediyordu. İran’dan gelen Şiikuvvetleri Anadolu içlerine doğru akın ediyorlardı. Buna fazlasıyla üzülüyordu.Babası iyice ihtiyarlamış olduğundan, Fatih devrinin muazzam zaferleri görünmüyordu.Memleketi idare edecek büyük vezirler de yoktu. Bu halden müteessir olan Yavuz Selim,babasına şöyle bir mektup yazdı:
    “Devlet işlerini başarmanın kolay bir iş olmadığışüphesizdir. Bendelerine kalırsa, iş başına getirilecek kimselerin devlet adamlarındanbirine mensup olması maksada vefa etmez. Bu gibilerin belki biraz sadakatinden istifadeedilebilir. Memleketimizin her köşesinde ilim ve ahlakıyla tanınmış birçok kimselervardır. O cümleden olmak üzere bu taraftaki kullarınızdan bazılarını uzun zamandenedim. Kendilerine az çok kabiliyet gördüm. Bunlar biraz daha yetiştirilecek olursakendilerinden istifade olunur. Bu maksatla kendilerini takdime cüret ediyorum.”
    İlim ile ahlakı,en üstün vasıf olarak görmüştü. Babası artık devleti iyi idare edemiyordu. İstanbul’dabir takım ulema Şehzade Ahmet’i tahta çıkarmaya teşebbüs ettiler. Bunu duyan YavuzSelim, kuvvetleriyle Rumeli’ne geçerek babasının kuvvetleriyle çarpıştı.
    Sonuçta kendi gücüyle1512 tarihinde dokuzuncu padişah olarak tahta çıktı.
    Yavuz Selim, padişah olunca iki siyasetin gerçekleştirilmesine çalıştı. Birisi doğusiyaseti; İran’da Şii Safevî Devleti’ni ortadan kaldırmak, Orta Asya’ya bir kapıaçmaktı. Diğeri ise; Kuzey siyaseti ile Mısır’ı elde ederek Hint ticaret yollarınasahip olmaktı. Aynı zamanda Halifeliği Araplardan alarak üç yüz milyon Müslüman’ınHalifesi sıfatını kazanmaktı. Yavuz Selim, bu emellerini yerine getirebilecek birkudrette yaratılmıştı. Ordusu onu çok seviyordu. O da büyük kuvvetlere kumandaetmek iktidarına sahipti.
    Yavuz Selimtahta çıktığı sıralarda Safevî tahtında bulunan Şah İsmail hiç rahat durmuyor,Anadolu’ya akınlarda bulunuyordu. Yavuz, İran’daki Şiilere bir ders vermeğe kararverdi. Yavuz Selim, Edirne’de bir divan kurarak İranlılara harp etti.
    Ordusu 19 Mart1514 tarihinde Edirne’den hareket ederek, Anadolu yakasına geçti. Derhal AnadoluBeylerbeyi Sinan Paşa orduya katıldı. Sadrazam Dukakin zade Ahmet Paşa, öncü olarakileri harekete geçti. Bütün kuvvetlerinin adedi 180,000 kişi idi. Ordu, Erzincantaraflarına gelince, Yavuz Selim, Şah İsmail’e bir mektup göndererek, şunları yazdı:
    “Fitneler çıkardınız, İslam büyüklerine küfürler ediyorsunuz, bunun cezasıkatildir, üzerinize geliyorum, işgal ettiğiniz Osmanlı memleketlerini geri veriniz.”
    Buna karşı şahİsmail de bir mektup yazdı. Hakaret olsun diye de içi afyon dolu bir kase gönderdi.Yavuz da ona bir aba, bir asa, bir de külah yolladı. Askerin yolu uzun olduğundan çokgüçlük çekiyorlar, hem de erzak sıkıntısına uğruyorlardı. Bu hali Yavuz’a söyleyenHemdem Paşa’yı, padişah derhal idam ettirdi. Fakat askerde isyan emareleri göründü.Yeniçeriler tabanları yarılmış, çarıklarını mızraklarının ucuna takarak, Yavuz’unçadırının etrafını sardılar. Çadıra da bir silah attıktan sonra, hep bir ağızdan:
    İstemezük, istemezük!... Diye bağırmaya başladılar. Bu hali giren Yavuz, çadırdanfırlayıp atına atlayarak askerlerine gözünü dikti ve onlara ateşli bir hitaptabulundu:
    “Ey asker kıyafetli korkaklar; çoluğunu, çocuğunu,karısının kucağını muharebeye tercih edenleriniz varsa geri dönsünler!... Benburaya geri dönmek için gelmedim. Bu meşakkatlerin çekileceğini tahta çıktığımzaman söylemiştim. Şimdi niçin itaat etmiyorsunuz? Siz harbe girmezseniz, ben yalnızbaşıma girerim!.."
    Bu hitapkarşısında asker heyecana gelerek yoluna devam etti. Ordu, 22 Ağustos 1514’te ÇaldıranOvası’na geldi. Yavuz, Şah İsmail’e bir kadın elbisesi gönderdi. İran ordusu120,000 kişi idi. Kısa bir zaman sonra Çaldıran Ovasında çarpışma başladı.
    Neticede Şah İsmail’in ordusu bozuldu. Kendisi harp meydanından kaçtı. Türk ordusumuzaffer olarak Tebriz’e girdi. Şah İsmail’in meşhur incili tahtı da Türklere geçti.
    Yavuz’unÇaldıran zaferinden sonra en büyük savaşı “Ehramlar muzafferiyeti”dir. Bu harbide Mısır Kölemenlerinin hükümdarı Cansu Gavri, Toman Bey ile yaptı. Yavuz’unkuvvetleri Mısır Kölemenleriyle 24 Ağustos 1516’da Mercidabık’ta karşılaştı.Bu kuvvetleri perişan ederek, Suriye ülkesini fethetti. Bundan sonra da Yavuz Gazzezaferiyle Filistin’i fethederek, Sina Çölünü aştı, Kahire’ye geldi. Toman Bey’inkuvvetlerini de, 22 Ocak 1517’de Ehramlar önünde perişan etti. Mısır ülkesi de Türkülkeleri arasına girdi. Bu savaşta Kölemenler Yavuz Selim diye Sinan Paşa’yı öldürdüler.Bunu duyan Yavuz Selim:
    Heyhat Mısır’ı zaptettik, fakat koca Sinan’ı kaybettik!... dedi.
    Son AbbasiHalifesi Mütevekkil Alallah, Hazreti Peygamberin mübarek emanetleriyle Halifeliği,Yavuz Selim’e teslim etti. Bundan sonra Osmanlı padişahları tebaasının hükümdarıve aynı zamanda bütün Müslümanların Halifesi oldu.
    YavuzSelim, Nil nehri kenarında gezinirken suya düştü, fakat derhal kurtardılar. Her zamanyanında bulunan büyük Türk alimi İbn-i Kemal’e askerlerin halini sordu. O da,askerlerin çadırlarında şu türküyü söylemekte olduklarını bildirdi:
    Nemiz kaldı bizim mülk-i Arabda
    Nice biz dururuz Şam ü Haleb’de
    Cihan halkı kamu iş-ü tarâbda
    Gidelim biz dahi Rum illerine... Bunun üzerine Yavuz:
    Git Vezire söyle! Sabahorduyu kaldırsın! Diye emir verdi. Yavuz Selim, Mısır’da yedi ay üç gün kaldıktansonra yola çıktı. Yavuz Selim, Mısır’dan 1000 deve yükü altın ve gümüş paraile İstanbul’a geldi. Yolda İbn-i Kemal’in atının ayağından bir çamur parçasıYavuz’un giydiği feraceye değdi. İbn-i Kemal sapsarı kesildi. Fakat Yavuz Selim:
    Bu cübbeyi alın, böylecehazinemde saklansın; alimlerin atlarının ayaklarından sıçrayan çamur bizim makbulümüzdür.Demek suretiyle ilim adamlarına olan saygısını belirtmişti.
    Yavuz Selim, sadrazamlığa Pir Mehmet Paşa’yı getirdikten sonra Macaristan’a birsefer yapmak üzere ordusu ile yola çıktı. Fakat Çorlu ile Uğraş nahiyesi arasındakiSirt köyünde hastalandı.
    Sırtındaçıkan Sirpençe büyümüştü. Ağırlaşınca eline bir Kur’an-ı Kerim aldı; Yasinsuresini okuyarak, 1520 tarihinde 53 yaşında bu cihangir, dünya evini terk etti.
    Dokuz yıllık, debdebe içinde zaferlerle dolu olan hayatı sona erdiği zaman, dünyatarihi en büyük hükümdarlarından birini kaybediyordu.









  2. DOLUNAY
    Özel Üye





    Yusuf Akçura

    yusuf akcura.jpg

    Yusuf Akçura 2 Aralık 1876'da doğdu. Türkçülük akımının önde gelen düşünür ve tarihçisidir.
    Yusuf Akçura Harbiye Mektebi'nde okudu. 1897'de darbe girişimlerine katıldığı için tutuklandı.Taşkışla Divan-ı Harp kararı ile müebbet kalebentlik cezasına çarptırıldı.Karar sonrasında padişah fermanı ile Trablusgarp'a sürüldü. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1899'da yaptığı girişimler sonucu Trablusgarp kenti içinde serbestdolaşma izni aldı.

    Kısa bir süre sonra da Fransa'ya kaçarak, Paris'teki Jön Türkler'e katıldı. Paris’teSiyasal Bilgiler yüksek okuluna devam etti.

    1903'te Osmanlı Devleti Kurumlarının Tarihi Üstüne Bir Deneme adlı teziyle okulu bitirerek Rusya'ya döndü. Kazan'da öğretmenlik yaptı. Bu dönemde Mısır'da çıkan Şüra-yıÜmmet ve Türk gazetelerinde çok sayıda imzasız makalesi yayımlandı.
    Bunlariçinde, 1904'te Türk Gazetesinde çıkan Üç Tarz-ı Siyaset başlıklı dizi makaleözel önem taşır. Bu makalede imparatorluğun önündeki seçeneklerin"Osmanlıcılık", "Panislavizm" ve "Irk esasına dayalı TürkMilliyetçiliği" olduğu, bunlardan en uygununun da sonuncusu olduğunubelirtiliyordu.
    Akçura,II. Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'a geldi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı.Darülfünun'da ve Mülkiye Mektebinde siyasal tarih dersleri verdi. Türkçülükakımına daha çok düşünce düzeyinde katıldı. Türk Derneği ve Türk Ocağı'nınkurucuları arasında yer aldı. Türk Yurdu dergisinin başyazarı ve editörü oldu.
    İlkmecliste milletvekili, kurtuluştan sonra Türk Tarih Kurumu Azası oldu.
    Akçura,Osmanlı Türkleri ile Osmanlı Devleti dışındaki Türklerin yalnız dil ve tarihalanındaki ortak geçmişlerine dayanarak bir birlik yaratamayacaklarını savundu.
    Önemliyapıtları arasında; Üç Tarz-ı Siyaset, Şark Meselesine Dair tarih-i SiyasiNotları(1920), Muasır Avrupa'da Siyasi ve İçtimai Fikirler Cereyanlar(1923), Siyasetve İktisat hakkında Birkaç Hitabe ve Makale(1924), Osmanlı İmparatorluğununDağılma Devri sayılabilir. Ayrıca Türk Yılı(1928) adlı derlemesi Türkçülükhareketinin kaynaklarını ve gelişimini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır.Mevkufiyet Hatıraları (1914) ise Rusya'daki etkinlikleri ve tutukluluğu üzerine bilgiverir. Hakkında en önemli yapıt, François Georgeon'un Aux Origines du NationalismeTurc; Yusuf Akçura (1980) adlı kitabıdır.
    YusufAkçura, 12 Mart 1935'te Haydarpaşa Garı'nda çocuklarıyla yürürken kalp krizinden öldü.









  3. DOLUNAY
    Özel Üye
    Yunus Emre

    yunus emre.jpg

    Büyük halk şairi ve mutasavvıfı olan ve şiirleri Türk halkının yüzyıllar boyu mânevi besin kaynağı olan Yunus Emre’nin hayatı efsânelerle doludur. O, ne zaman yaşamış, nerede yaşamış ve ne zaman ölmüştür; bunlar kesin olarak belli değildir. Bolu veya Sivrihisar’da doğduğu rivayet edilir.

    Yunus’un ümmî yani hiç okumamış olduğu rivayeti meşhurdur. Düzenli bir eğitim görmediği yazılarında kidil hatalarından da çıkarılabilir. Ancak eserleri okunduğuna, onu cahil saymaya imkanolmadığı anlaşılır. Yazıları pek çok şey bildiğini, zamanının kıymethükümlerini, inanış tarzlarını pek iyi kavradığını gösterir. Şiirlerinde dilceve fikirce anlaşılmayan, izaha muhtaç parçalar mevcuttur. Fakat içlerinde pek açık,gayet doğal, özellikle düşündürücü olanları çoktur.
    Yunus şiirleriyle, ilâhileriyle, efsâneleriyle Türk halkının yüzyıllarca hâfızasındayer etmiş, dilinde canlanmış, ruhunda yaşamış ve göz yaşlarında akmıştır.
    Yunus Emre, büyük, engin ve içten bir halk şâiridir. O, temiz bir Türkçe ile halkaAllah sevgisinin erişilmez heyecanını duyurmağa uğraşmış ve bunda da başarılıolmuştur. Ona göre, tabiatta her şey Allah’ı aramakta ve Allah’ı anmaktadır.
    Yunus’taderin bir tasavvuf kültürü görülür. O, Oğuz lehçesinin en güzel eserlerinivererek Türk halk dilini edebi bir dil durumuna getirdi. Yaşadığı dönemde Farsçaedebî dil, Arapça ise ilim dili idi. Yunus Emre, sade ve basit bir dille ilâhîdüşüncelerin en güzel anlatımını verdi.

    Benim burda kararım yok,
    Ben burdan gitmeye geldim.
    Bezirgâmım metaım çok
    Alana satmaya geldim.

    Ben gelmedim dava için
    Benim işim sevgi için
    Dostun evi gönüllerdir
    Gönüller yapmaya geldim.
    diyen, gönüller ikliminin güneşi,büyük âşık Yunus Emre için yazılanlar diziye gelmez, koca bir kütüphaneyidoldurur. Aslında o yüzyılları kucaklar. Yüzyıllar onu söyler, seven ve sevilengönüller, yüzyıllardır onu söyleşir. O, yüzyılların, âşk yüklü dertlidolabıdır inleyen

    Benim adım dertli dolap
    Suyum akar yalap yalap
    Böyle emreylemiş çalap
    Derdim vardır inilerim.
    Suyum alçaktan çekerim,
    Dönüp yükseğe dökerim,
    Görün ben neler çekerim
    Derdim vardır inilerim.

    Yunus Emre’nin yaşadığı devir, Anadolu'nun içine dönük, umutsuz, bezgin birdönemidir. Moğol akınları karşısında yenik düşen Anadolu Selçuklu Devleti,Türkmen Boylarının ikide bir ayaklanmasıyla tümden güçsüz kalmış, halktankoparak, kendi derdinde, kendi yaşantısını sürdürme çabasına düşmüştür. Üstüste gelen kıtlık ve sürekli kuraklıklar, bitkin ve ezik halkın yaşama umudunukırmıştı.
    Halk, gerçek mutluluğun ölümden sonra var olacağını, bu geçici dünyada, arı-durubir gönülle Tanrıya yönelmeyi. telkin eden mutasavvıf şeyhlerin çevresinde kümeküme toplanmıştır. Yunus, bu ortamda, bir aşk ve sevgi güneşi olarak Anadolu'dadoğmuş, umutsuzlara umut vermiş, Anadolu'nun gönlü ve dili olmuştur.

    Dağlar ile taşlar ile
    Çağırayım Mevlâm seni
    Seherlerde kuşlar ile
    Çağırayım Mevlâm seni.
    Mevlâsını, her yerde, her zaman çağıran Yunus, gençlik yıllarında büyükmutasavvıf Mevlâna Celâleddin'in sohbet meclislerine katılmış:

    Mevlâna Hüdavendigâr bizenazar kılalı
    Onun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır,
    beytiyle himmet nazarının gönlüne aynaolduğunu söylemiştir.
    Çeşitli söylentiler, Yunus Emre'nin yaşantısına renk katar. Bir kıtlık günüHacı Bektaş-ı Velî'nin dergâhına varmış, buğday istemiş. Ona, buğday yerine“himmet” teklif edilmiş. “Hayır, demiş buğday isterim.” Çuvallarınıbuğdayla doldurmuşlar. Köyüne dönerken yarı yolda aklı başına gelmiş. Geridönerek Hacı Bektaş'tan “erenler himmeti” dilemiş. “Senin kısmetin TaptukEmre'dedir” demişler ve Taptuk Emre'ye ısmarlamışlar.
    Yunus, tam kırkyıl Taptuk Emre'nin Dergâhı'na odun taşımış. “Taptuk Dergâhı'na odunun eğrisibile gerekmez” diyerek, kırk yıl tek bir eğri odun getirmemiş. Sonunda, muradınaermiş ve kendisine izin verilmiş.

    Dirildik pınar olduk,
    İrkildik ırmak olduk,
    Aktık denize daldık,
    Taştık Elhamdülillâh.
    Taptuğun tapusunda,
    Kul olduk kapısında,
    Yunus miskin çiğ idik
    Piştik Elhamdülillâh.

    diyerek, diyar diyar dolaşmış, içindeyanan ateşin közüyle, şiirler söylemeğe başlamış.
    Bundan sonra, Yunus'un gönlünde ilâhî aşk'tan başka bir şeye yer yoktur artık. Buaşkın potasında yanıp yakılmakta, bu yanışın iniltileri Yunus'uozanlaştırmaktadır.
    ArtıkYunus yok, ortada aşk var, aşkın terennümleri var. Yunus, bu aşk harmanında savrulanbuğday taneleri gibi estikçe aşk, döküldükçe aşk:
    Aşkın aldı benden beni
    Bana seni gerek seni
    Ben yanarım dün'ü günü
    Bana seni gerek seni

    Ne varlığa sevinirim
    Ne yokluğa yerinirim
    Aşkın ile avunurum
    Bana seni gerek seni
    Yunus Emre,Anadolu'da doğan, yine Anadolu'da batan bir tasavvuf güneşidir. Yaşadığı çağdaTürkçe bir kenara itilmiş, hor görülmüşken, Yunus, Türk dilini, bütün incelik vegüzellikleriyle sırtlamış, ayağa kaldırmış, kendinden sonra gelen ozanlaraöncülük etmiştir.
    Yunus Emre’nindili, Anadolu'nun öz dilidir. Anadolu Türklüğünün yüreği Yunus'ta çarpar, buyürek, tüm kükrekliğiyle Yunus'ta dile gelir :

    Gönlüm düştü busevdaya
    Gel gör beni aşk neyledi
    Başımı verdim kavgaya
    Gel gör beni aşk neyledi.
    Ben ağlarım yana yana
    Aşk boyadı beni kana
    Ne âkilim ne divâne
    Gel gör beni aşk neyledi.

    Onun doyumsuzsevgisinde, tüm insanlığın sesini duyarsınız. Bu seste gerçek inanç, Tanrısevgisi, insan değeri ve var olmanın sevinci vardır. Tüm kötülüklerden arınmış,duru bir gönülle seslenir insanlığa:
    Adımız miskindir bizim
    Düşmanımız kindir bizim
    Biz kimseye kin tutmayız
    Kamu âlem birdir bize
    derken, insanları anlayış ve dayanışmaya, birliğe vedirliğe davet eder. Onun bu çağrısı “sevgi” ocağınadır. Seslenir:
    Gelin tanış olalım,
    İşi kolay kılalım.
    Sevelim sevilelim
    Dünya kimseye kalmaz.
    YunusEmre’nin bilinen iki eseri vardır. Biri, Risaletü’n-Nushiyye ya da (ÖğütRisalesi) adıyla aruz ölçüleri içinde yazılmış, tasavvufî, ahlâkî, dinî bireserdir. Ötekisi ise, asıl büyük şiir gücünü yansıtan Dîvân’ıdır.
    Sonaraştırmalara göre, Yunus Emre, 1321 yılında, yetmiş yaşlarında olduğu halde,hayata gözlerini kapamıştır. Porsuk suyu ile Sakarya’nın birleştiği yerde birzaviyesi olduğu ve oraya gömüldüğü rivayetler arasındadır. Bursa’da gömülüolduğu da söylenir.
    Erzurum’daki Tuzcu Köyü yakınında, Manisa’nın Salihli ve Kula kazalarıarasındaki Emre Köyü’nde, Keçiborlu kasabası civarındaki bir köyde YunusEmre’nin mezarı diye gösterilen yerler varsa da onun asıl mezarının seven vesevilenlerin gönlü olduğu bir gerçektir.
    UNESCO,1971-1972 yılını bütün dünyada Yunus Emre Yılı olarak kabul etmiştir.
    Biz dünyadan gider olduk
    Kalanlara selâm olsun.
    Bizim için hayır dua
    Kılanlara selâm olsun Ecel büke belimizi
    Söyletmeye dilimizi
    Hasta iken hâlimizi
    Soranlara selâm olsun
    Tenim ortaya açıla
    Yakasız gömlek biçile
    Bizi bir âsân vechile
    Yuyanlara selâm olsun
    Selâ verile kasdımıza
    Gider olduk dostumuza
    Namaz için üstümüze
    Duranlara selâm olsun.
    Derviş Yunus söyler sözü
    Yaş dolmuştur iki gözü
    Bilmeyen ne bilsin bizi
    Bilenlere selâm olsun.










  4. Galus
    Özel Üye
    Türk büyüklerinin isimlerini sizlere sırasıyla vermekteyiz işte sizlere türk büyüklerimiz.

    ALP ARSLAN (1029 ila 1032-1072)

    NENE HATUN (1857- Erzurum 1955)
    BARBAROS HAYRETTİN PAŞA (1473- 1546)

    DEDE KORKUT
    EVLİYA ÇELEBİ (1611-1682)
    FARABİ (870-950)
    FATİH SULTAN MEHMET (1432-1481 )
    FUZULİ

    İBN-İ SİNA (980-1037

    KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN (1495-1566)
    KARACAOĞLAN

    MEHMET AKİF ERSOY (1873-19369)

    MEVLANA CELALEDDİNİ RUMİ(1207-1273)

    MİMAR SİNAN (1489- 1588)

    OĞUZHAN M.Ö.209.174

    OSMAN GAZİ (1258-1326)

    PİRİ REİS (1465-1554)

    Yavuz sultan selim (1467-1520)

    yıldırım beyazid (1360-1403)

    yunus emre (1238-1320)




+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
dünyaca ünlü türk büyükleri,  önemli türk büyüklerinin kisaca hayatlari,  ünlü türk büyükleri,  ünlü türk büyükleri ve hayatları,  türk büyüklerimizin hayatı
5 üzerinden 4.00 | Toplam : 3 kişi