+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden geçmişten günümüze mektup ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    geçmişten günümüze mektup





  2. HARBİKIZ
    Bayan Üye





    Cevap: geçmişten günümüze mektup

    Harfler bir ülkeden öteki ülkeye, bir ulustan öteki ulusa geçerken bir başka gezi daha yapıyor Taşların üzerinde papirüse, papirüsten mumlu levhalara, mumlu levhalardan parşömene ve parşömenden de kağıda geçiyorlardı Taş üstünde dik ve dümdüz yükseliyor, kağıdın üzerinde yuvarlaklaşıyordu Balmumu üzerinde de yıldız biçiminde kıvrıldılar Balçık üstünde çivileştiler, yıldız iğne biçimi aldılar Hele kağıt ve parşömen üzerinde sürekli kıllık ve biçim değiştirdiler
    Kumlu toprağa ekilen bir ağaç,killi ve bataklık bir alana ekilen ağaçtan nasıl değişik şekilde büyürse; harfler de taştan kağıda geçen süreçte öylece görünüşlerini ve biçimlerini değiştirdiler
    Yazı yazmak için çok çeşitli araçlar kullanılmıştır Hiç elimizden düşürmediğimiz kağıt kalem dünün icadıdır Biraz daha öncelere, ilk insanların resimlerden yazının henüz doğmakta olduğu çağlara dönersek o zaman yazı yazmanın inanılmayacak kadar zor olduğu görülür Çünkü o günlerde bu iş için gereken araçlar yoktu Herkes, ne ile neyin üzerinde nasıl yazacağını kendisi düşünüp bulmak zorundaydı

    O dönemin araçları arasında taş, koyunun kürek kemiği,balçık yaprağı,çanak çömlek parçaları, yırtıcı hayvan derileri ve ağaç kabukları gibi şeyler hep bu dönemde kullanılıyordu Bütün bunların üzerine sivriltilmiş bir kemikle ya da çakmak taşıyla kaba bir resim çiziktirmek mümkündü İslam Peygamberi HzMuhammed, kutsal kitap Kuran-ı Kerim'i koyunları kürek kemiği üzerine yazdırmıştı Eski Yunanlılar, halk toplantılarında oylarını şimdi yapıldığı gibi kağıt üzerine değil de, çanak çömlek (ostrakon)lar üzerine yazarak verirlerdi

    Papirüs bulunduktan sonra bile birçok yazarlar,yoksulluk yüzünden yazılarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmak zorunda kalmışlardı Eski yunan bilginlerinden birinin kitap yazmak için evindeki bütün çanak çömleği kırdığını anlatırlar görevle Mısır'da bulunan eski Romalı asker ve memurlar; bir aralar, papirüs yetersizliğinden hesap pusulalarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmışlardır

    Ama palmiye yaprakları ile ağaç kabukları yazı yazmaya çok daha uygundu Yaprakların kenarları bir ölçüde kesildikten sonra iplikle dikiliyordu Bu kitabın kenarları altınla yaldızlanır ya da renk renk boyanırdı Böylece çok güzel bir kitap meydana gelmiş olurdu Ormanca zengin olan ülkelerde kayın ve ıhlamur ağacı kabuklarından yapılmış yapraklar üzerine yazı yazılırdı
    Papirüs bulunmadan çok önce bunların üzerine iğne ile yazı yazılmaktaydı Hindistan'da bir çok kitap palmiye yaprakları üzerine yazılmıştı
    Bununla birlikte çok eski çağlardan itibaren bir yazı yazma yöntemi vardır;onu bügünde kullanmaktayız Bu taş üzerine yazı yazmadır Taştan kitap, kitapların en uzun yaşamlısıdır Bunda 4000 yıl önce, eski Mısır mezar tapınaklarının duvarlarına yazılmış olan upuzun hikayeler günümüze kadar gelmiştir

    ÇAMURDAN KAĞIDA DOĞRU

    İnsanlar çok eskiden beri taştan daha hafif, ama onun kadar dayanıklı bir "nesne" aradılar Tunç üzerine yazmayı denediler Bir zamanlar sarayları ve tapınaklarını süslemiş olan üzerleri yazılı tunç levhaları bugün de görmek mümkündür Bazen bu levhalardan birinin bütün bir duvarı kapladığı da olurdu Levhanın iki yüzüne yazı yazılmışsa, levha bir zincirle asılırdı

    Anlatırlar; Fransa'da Blois kentinde, tunçtan bir kilise kapısı vardır Bu kilise kapısı bir kitabı andırır Kapının üstünde Kont Etienne ile Blois kenti arasında yapılmış bir antlaşma yazılıdır Bu antlaşma gereğince halk, Kont'un şatosu etrafına bir duvar çekmeyi kabul ediyor; buna karşılık Kont da şaraptan aldığı vergiyi halka bağışlıyordu Şarabı içenler çoktan dünyadan göçtüler, etrafındaki duvar yıkıldı Buna karşılık tunç kapının kanadı üzerinde kazılmış olan antlaşma hala durmaktadır

    Bir ilginç yazı yazma yönetimi daha vardı

    Bir zamanlar Dicle ile Fırat boylarında yaşayan Asurlularla Babilliler çok eskiden kullanmışlardı Koyuncuk'ta, eski başkent Ninova yıkıntıları arasında Austen Henry Layard adlı bir İngiliz, Asur hükümdarı Asur Banibal'ın kitaplığını buldu Bu, içinde bir yaprak kağıt bile bulunmayan çok ilginç bir kitaplıktır Bu kitaplığın bütün kitapları lüleci çamurundandı

    Lüleci çamurundan oldukça büyük ve kalın levhalar hazırlanırdı Yazıcı yazısını üç köşeli sivri çomağıyla bu levhaların üzerine yazardı Çomak, çamurun içine batırılıp hızla çekilince kalın başlayıp incecik kuyruk halinde biten bir iz meydana gelirdi Babilliler ve Asurlular böylece çok çabuk yazı yazarak çivi yazısının düzgün ve incecik satırlarıyla levhaları (tabletleri) doldururlardı Bu iş bittikten sonra daha dayanıklı olması için çömlekçiye verilirdi Eski Asurlular da çömlekçiler kitap pişirirlerdi Böylece taş gibi dayanıklı kitaplar oluşurdu

    Asurlular balçık üzerine yalnız yazı yazmazlar, basma da yaparlardı Değerli taşlardan, kabartma resimlerle süslü merdane biçiminde mühürler kazırlardı Basmalar üzerindeki desenler bugün bu yolla yapılmaktadır Rotatif basma makinesi de bu türde çalışmakta ve yazılar merdanenin üzerinde bulunmaktadır
    Bir antlaşma yaptıklarında bu merdaneyi balçık tablet üzerinden geçirirlerdi Böylece tablet üzerinde çok iyi seçilebilen bir mühür çıkardı
    PAPİRÜS BULUNUYOR

    Mısırlıların icat ettikleri kitap ise çok garipti Uzun, çok uzun ve yüz metrelik bir şerit düşünün: Bu şerit kağıttan yapılmışa benzerse de bu genelde "acayip" bir kağıttı Elinize alıp ışığa tutarsanız,incecik bir çok çapraz çizgilerden yapılmış karelerden meydana geleceği görülecektir Bir parçasını koparırsınız, gerçekten de tıpkı hasıra benzeyen bir takım-eritlerden örülü olduğu kolayca anlaşılır Görünüşte bu kağıt; sarı, parlak ve perdahlıdır
    Balmumu levhalar gibi kolay kırılabilir de
    Üzerindeki satırlar şeridin uzunluğunca değil de, dikine; onlarca, hatta yüzlerce sütunlar halinde yazılmıştır Eğer satırlar şeridin uzunluğunca yazılmış olmasaydı, her satırı okumak için şeridin bir başından öteki başına kadar gidip gelmek gerekirdi Bu garip kağıt kendisinden daha garip bir bitkiden elde ediliyordu Nil kıyılarının bataklık yerlerinde çıplak, uzun gövdeli ve tepesinde püsküllü olan yine garip görünüşlü bir bitki yetişmekteydi Bu bitkinin adı papirüstü Dil bilim olarak da kelime bir çok dilimize geçmiştir
    Papier (Almanca ve Fransızca), paper (İngilizce) olarak dünya dillerinde örnekleri vardır
    YAZI YAZMADA İLK ARAÇLAR

    Mumu bilmeyenimiz yoktur Balmumundan bir kitabı görenlerimiz ise çok azdır Romalıların icat ettiği balmumundan kitapların neredeyse geçen yüzyılın başarında, Fransız devrimine kadar kullanıldığını bilenler pek azdır Balmumundan kitap bizim cep defterimiz büyüklüğünde birkaç levhadan yapılmıştır Her levhanın ortasında buraya sarı ya da siyaha boyanmış balmumu doldurulurdu Bu levhaların iki köşesinde delikler vardır Birinci ve sonuncu levhanın dış yüzeylerinde balmumu bulunmazdı Böylece kitap kapandığında balmumu iç yüzündeki yazıların silinmesinden korkulmazdı
    Yağ gibi eritilebilen bir kitap, tuğla kitaplardan da, şerit kitaplardan da çok daha yadırgatıcıdır Bu deliklerden geçirilen kurdelalarla, levhalar birbirine bağlanarak bir kitap halini alırdı
    Bu levhaların üzerine neyle yazılıyordu Kuşkusuz mürekkeple değil Bu iş için bir ucu sivriltilmiş, öteki ucu yuvarlaklaştırılmış çelik kalemler kullanılıyordu İşte bizim silmek için kullandığımız lastiklerin ilklerinden biri de buydu Balmumu yazı tahtaları çok ucuzdu Dolayısıyla karalamalar, notlar günlük hesaplamalar bunların üzerine yazılıyordu Roma'ya uzak Mısır'a getirilen papirüs pahalıydı Bu yüzden de yalnız kitap yapmakta kullanılıyordu
    Kalemin sivri ucu ile yazar, yuvarlak ucu ile de düzeltir ya da silerlerdi
    Ancak şimdi kurşun kalemin ve ucuz kağıdın ortaya çıkışından sonra balmumu levhalardan vazgeçilebildi Oysa, bir kaç yüzyıl öncesine kadar hiçbir öğrenci kemerinde bir balmumu levha olmadan edemezdi Daha papirüsün en parlak döneminde ona zorlu bir rakip türemişti Parşomen!!!

    Çok eski zamanlardan beri çobanlıkla geçinilen uluslar yazılarını evcil ve yaban hayvanı derileri üzerinde yazarlardı Ama derinin yazı yazmaya uygun bir madde;yani parşomen haline gelebilmesi için iyice terbiye edilmiş olması gerekti Bakın bu nasıl olmuştu:

    ANADOLU YİNE ÖNDE

    Eski Mısır'ın İskenderiye kentindeki kitaplıkta bir milyona yakın papirüs tomarı bulunuyordu Bu kitaplığın zenginleşip büyümesinde, Ptolome Sülalesi'nden gelen Firavunlar çok çalışmışlardı Böylece İskenderiye kitaplığı uzun yıllar boyunca dünyanın en önde gelen kitaplığı oldu Fakat bir süre sonra bir başka kitaplık,Anadolu'daki Bergama kenti kitaplığı onunla yarışmaya başladı

    O sırda hükümdarlık eden Mısır Firavunu, Bergama kitaplığını acımasızca cezandırmaya karar verdi ve ülkesinden papirüs gönderilmesini yasakladı İşte o günden sonra Bergama, dünyaya parşomen satan bir yer haline geldi Kısa bir süre sonra Parşomeni katlanabileceği ve defter haline getirilebileceği anlaşıldı Ayrı ayrı yapraklardan dikilmiş kitap da böyle ortaya çıktı
    Bergama hükümdarı da buna karşılık şöyle bir önlem düşündü: Yurdunun en usta adamlarını yanına çağırıp koyun yada keçi derisinden papirüs yerini tutacak ve yazı yazmaya yarayacak bir madde hazırlamalarını buyurdu Yunanca "pergament adını alan Parşomen,doğduğu kentin (Pergamon) adını alarak böyle icat olmuştu
    Zamanla Mısır'da Papirüs daha az üretilmeye başlandı Hele Araplar Mısır'ı aldıktan sonra Mısır'dan Avrupa ülkelerine olan papirüs gönderilişi büsbütün durdu İşte ancak o gün parşomen kesin bir zafere ulaştı Bu, pek de olumlu bir zafer değildi Roma imparatorluğu,bu olaydan bir kaç yüzyıl önce kuzeyden ve doğudan gelen yarı ilkel kavimlerce yıkıma uğratılmıştı

    Bitmez tükenmez savaşlar bir zamanlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti Her geçen yıl yalnız bilginlerden değil, okuma-yazma bilenlerinin sayısını da azaltmıştı Parşomen, kitap kopya etmeye yarayan biricik araç olarak kaldığında, onun üstüne yazı yazacak kişi de hemen hemen kalmamış gibiydi Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı Yalnız kral saraylarında, ağdalı bir dile mektuplar yazan yazıcılar kalmıştı Bundan başka, kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manastırlarda sevap işlemek için kitap kopya eden keşişlere de rastlamak mümkündü

    KİTAP KİTAP!!!

    O çağlarda kullanılan mürekkep de Romalıların ya da Mısırlıların kullandıkları mürekkepten ayrıydı Parşomen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan, özel dayanıklı bir mürekkep icat olunmuştu Bu mürekkep, bugün de bir çok mürekkeplerin yapıldığı gibi mazı soyundan (mürekkep kozası), demirsülfattan ve reçineden (ya da Arap zamkından) yapılırdı

    İşte artık kağıdın icat edilmiş olduğu günlerden kalma eski bir elyazmasında bulunan ve o zaman ki mürekkeplerin nasıl yapıldığını anlatan bir reçete: "Mazıları bir Ren şarabı içine atarak güneşe ya da sıcak bir yere bırakınız Bunu, unla karıştırmış, demir sülfat katınız sık sık,bir kaşıkla karıştırınız Güzel bir mürekkep elde etmiş olursunuz Mazıların yeter derecede, Ren şarabının da mazıların içinde kaybolacak miktarda olması gerekir İstediğimiz ölçüyü tutturabilmeniz için demir sülfatı azar azar koyunuz Mürekkebi kaleminizle kağıdın üzerinde bir deneyiniz İstediğiniz kadar siyah olmadığını görürseniz, koyultmak için bir reçine tozu katınız, sonra da dilediğinizi yazınız!"
    Elde edilecek sarı suyu bir bezden süzdükten sonra ve mazıları da ezdikten sonra bu suyu başka bir şişeye doldurunuz
    Bu eski mürekkebin şaşırtan bir özelliği vardı O mürekkeple yazıldığından önceleri yazının rengi çok soluk olurdu Aradan bir süre geçtikten sonra yazı kararırdı Bizim şimdiki mürekkeplerimiz ise ,içlerine boya katabildiğimiz için daha iyidir Bu nedenle de bunları yalnız okuyan değil, yazan da iyi görebilir
    Bir dönemler nasıl papirüs parşomene yenildiyse,eninde sonunda parşomen de yerini hepimizin bildiği kağıt'a bırakmak zorunda kaldı
    ÇİNLİLER KAĞIDI YAPIYOR


    Kağıdı ilk yapanlar, Çinlilerdir 2000 yıl kadar önce ,daha Avrupa'da Yunanlılar ve Romalılar ünlü Mısır papirüsleri üzerine yazı yazarken, Çinliler kağıt yapmayı çoktan biliyorlardı Kağıt yapmak için bambu lifleri, bazı otlar ve eski paçavralar kullanılıyordu Bunları, bir dibek içinde suyla karıştırıp hamur haline getiriyorlardı Bu hamurdan da kağıt yapılıyordu Burada kalıp olarak incecik bambu kamışıyla ipekten kafes şeklinde örülmüş çevreler kullanılıyordu

    Kalıbın üzerine kağıt kurumadan biraz dökülüp liflerin birbirine yapışması ve keçe haline gelmesi için kalıp her tarafa eğilirdi Su, kafesin deliklerinden akar, kafesin üstünde de ıslak kağıt tabakası kalırdı Bu tabakayı dikkatle kaldırır, bir tahtanın üzerine serer ve güneşe kurutulardı Sonunda bu kurutulmuş kağıt yapraklarından bir tomarını tahtadan yapılmış bir baskı aracının altına koyarlardı

    Kağıt Asya'dan Avrupa'ya gelinceye kadar birçok yıllar geçti Bu iş bazı aşamalardan geçti: 704 yılında Araplar, Orta Asya'da Semerkant kentini aldılar Orada ellerine geçirdikleri bir çok ganimet arasında kağıt yapmanın sırrını da alıp ülkelerine yürürdüler Bu yolla Arapların eline geçen kağıt nedeniyle Sicilya, İspanya ve Suriye gibi ülkelerde kağıt fabrikaları kuruldu
    Suriye'nin Avrupalıların Bambiç diye adlandırıldıkları Manbiç kentinde de bir fabrika kurlmuştu
    Arap tacirleri karanfil, biber ve güzel kokular gibi doğu mallarıyla birlikte Avrupa'ya Manbiç kağıdı da sürürüryorlardı Kağıtların en iyisi bütün tabakalar halinde satılan Bağdat Kağıdı sayılıyordu Mısır'da çeşitli kağıt türleri yapılmaktaydı Bunların arasında çok büyük tabakalar halinde yapılan "İskenderiye kağıdı"ndan tutun da, güvercin postalarında kullanılan küçücük tabakalara kadar her türlü kağıt vardı

    Bu tür kağıt eski paçavralardan yapılmaktaydı Siyah benekli bir rengi vardı Avrupa'nın kendi kağıt fabrikaları ya da o günlerin deyimiyle "kağıt değirmenleri" görülünceye kadar aradan yüzyıllar geçti Artık XIII yüzyılda bu tür kağıt değirmenlerini görmek mümkündü
    Işığa tutulduğunda, yer yer paçavra parçaları bile görülüyordu
    BASKININ ÖNDERİ

    Bu sıralarda Almanya'nın Mayence kentinde Johanm Gensfleich Gutenberg adlı bir adam kendi bastığı kitabı; yani, baskı makinesiyle basılan ilk kitabı gözden geçirmekteydi Harflerin biçimiyle kitabın düzenli elyazması kitapları çok andırıyordu Fakat aralarındaki fark yine de uzaktan bile görülüyordu Yazıcının (hattat) yazı kalemiyle savaşa tutuşan baskı makinesi çok kısa zamanda onu alt etti Çünkü elle ancak uzun yıllar süresice yapılan kocaman eserler,baskı makinesinde bir kaç günde bastırabiliyordu
    Siyah ve okunaklı harfler törene çıkmış askerler gibi düzgün ve dimdik duruyorlardı
    Git gide el yazması bir kitapla baskı makinesinde basılan bir kitap arasındaki benzerlik gittikçe azaldı Yavaş yavaş harfler yazmak çok zordu Oysa, baskı makinesi bunu kolayca yapabiliyordu Böylece kocaman, kalın kitapların yerini baskı makinesinde basılmış, harfleri okunaklı küçük kitaplar aldı

    Elyazması kitaplardaki her resmi, ressamlar yapmak zorundaydı Baskı makinesinden basılan kitaplarda ise elle yapılan resimlerin yerini gravürler aldı Yazı yazan makine,yani baskı makinesi, aynı zamandan resim yapan makineye dönüştü Böylece birkaç saat içinde yüzlerce gravür" yapmak" mümkün oluyordu Bütün bunlar kitapları ucuzlattı Günümüzün kitaplarında gördüğümüz başlıklar, iç kapaklar, dış kapakklar, gömme başlıklar, bizi hiç şaşırtmaz Sayfa başındaki sayılar bize çok doğal görünür Kelimeleri virgülleri gördüğümüzde de "Bu da ne oluyor" diye şaşırmazsınız herhalde

    Oysa kitaplarda iç kapağın başlığın ,gömme başlıkların ve virgüllerin olmadığı dönemler vardı Bütün bunların ne zaman ve niçin ortaya çıktığını kesin olarak söylemek bile mümkündür Sözgelişi, dış kapak 1500 yılında şu nedenle ortaya çıkmıştır Eskiden kitaplar basılmaz yazılırdı Bunlar büyük bir çoğunlukla satış için değil,ısmarlama olarak yazılırdı Bu yüzden kitap yazanın kitabı reklam etmesine hiç gerek yoktu

    Basımevleri için durum daha da farklıydı Bir basımevi yüzlerce, binlerce sayıda kitap basılıyordu Hem bu bastığı kitaplar ısmarlama olarak değil,doğrudan doğruya satış içindi Bu kitaplara alıcı bulmak gerekliydi O dönemde kitabın ilk sayfası kitapçı dükkanının kapısına asılırdı Bu, kitabın çıkışını bildiren bir ilan demekti
    Bunun için kitabın adını, birinci sayfaya büyük harflerle basmak gerekiyordu İşte böylece kitap kapağı ortaya çıkmış oldu
    Kitabın çıkışıyla, şu ana kadar elde ettiğimiz bilgilerin çoğunu bu yolla elde etmiş olduk Kitaplar belki elektronik bir ortama geçebilir Şu an hali hazırda e-books dediğimiz teknolojik aletler kullanılmakta Ancak bir geçek var ki, yazının ölümsüzlüğü Belki sözcüklerin, belki de düşüncelerin eninde sonunda vücut bulacağı ve kullanacağı yazılardır Geçmişin zorluklarıyla geleceğimize pencere açarsak, yazının icadını aklımızdan çıkarmayalım







+ Yorum Gönder
mektubun geçmişten günümüze geçirdiği aşamalar,  geçmişten günümüze mektup,  mektubun geçmişten günümüze aşamaları
5 üzerinden 3.50 | Toplam : 2 kişi