+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Karahanlı devletinin coğrafi ekonomik siyasal ve kültürel özellikleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Karahanlı devletinin coğrafi ekonomik siyasal ve kültürel özellikleri





  2. Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: karahanlı devletinin coğrafi ekonomik siyasal ve kültürel özellikleri

    Karahanlılar Devleti'nin Türk tarihi açısından önemi, ilk kez Türk ve İslam sentezini yapan devlet olmasındadır. Türklerin, Müslümanlığı benimsemesinden sonra kurulan bu devlet, hem Türk, hem de İslam karakterini taşıyordu. Uygur alfabesini kullanırlar ve Türkçe konuşurlardı. Orta Asya'dan gelen Yağma Türk boyu tarafından kurulan Karahanlılar Devleti, yaklaşık olarak üç milyon kilometrekarelik bir alana yayılmıştı.

    Türklerin göçebelikten vazgeçerek yerleşik bir yaşam sürmeye başladıkları dönemde, ortaya çıkan ilk Türk devleti, Karahanlılar Devleti'dir. Karahanlılar Devleti'nin kökeni epeyce karışıktır. Bir görüşe göre, Karahanlılar Devleti'nin kurucusu ve yöneticisi Göktürkler'in, Aşına soyundan gelen Karlukların bir koludur. Doğu Göktürk siyasal birliği 742 yılında dağılınca, bozkır egemenliği önce Basmıllara, sonra da Uygurlar'a geçer. Uygur ve Basmıllarla birlikte Göktürk Devleti'nin yıkılmasına katılan Karluk beği, ilkin sağ yabgu, daha sonra da sol yabgu yapılır. Sol yabgu, kağandan sonra en yüksek makamdır. Karluklar Çin-Arap ve Arap-Turgeş savaşlarından yararlanarak Balasagun ve Taraz bölgelerini ele geçirirler. Sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Kaşgar'ı alırlar. Uygur devleti Kırgızlar tarafından yıkılana kadar Uygurlar'a bağımlı kalırlar. Uygur Devleti'nin ortadan kalkmasından sonra, Kırgızlar Türk geleneklerine değer vermediklerinden, bozkır egemenliğinin Ötüken'e bağlı olduğu inancı da yıkıldı. Yerleşik yaşama yönelen, Mani dinini benimsemiş Uygurlar'da, eski gelenekler değerini yitirdiğinden, henüz şaman olan ve soyunu Kağan Aşına sülalesine bağlayan Karluk yabgusu kendisini bozkırlar egemeninin yasal mirasçısı sayar ve büyük kağan anlamına gelen "Karahan" unvanını alır. Tarih kaynaklarında Karaordu veya Kuzordu diye geçen Balagasun'u başkent yapar.
    Bir başka görüş ise, Karahanlı Devleti'nin kökenini, Doğu Göktürk ve Uygur siyasal kuruluşlarının temel öğesi oları Dokuz Oğuzlara bağlar. Buna göre Türgeş'ten sonra Karluklar, Onokların dağılmasını önleyemeyen ve İslam fetihlerine direnemeyen zayıf bir topluluktur. Karahanlı Devleti'ni, Dokuz Oğuzlardan gelen Yağma sülalesi kurar. Dokuz Oğuzlar'dan bir bölüm ayrılarak, Karluk Türkleriyle birleşir. Türk kağanı bundan hoşlanmaz ve Dokuz Oğuz'u Karluk ve Kimek arasında bir yere, Sarısu bölgesine yerleştirir. Yağma adlı Dokuz Oğuz şefinin topluluğu orada barınamaz, kağanın yanına gider. Yağma boyunun yöneticileri Dokuz Oğuz kralları ailesinden gelmektedir. Yağma kralları genel olarak Buğra Han unvanını taşımaktadırlar. Yağmalar Kaşgar ve Narin arasındaki bölgede yaşarlar. Buğra Han unvanlı Karahanlılar da Kaşgar kenti ile sıkı bir bağlantı içindedirler. Karahanlı sülalesinin Yağmalarla bağlantıları bazı otoritelerce kesin sayılmaktadır.

    Karahanlılar, ister Göktürk-Aşına-Karluk, ister Dokuz Oğuz-Uygur kökenli olsunlar, bölgede göçebe boyları birleştirerek önemli bir siyasal birlik kurarlar. Altay-Türk bozkır sistemine göre bu boy toplulukları, büyük ve küçük kağan arasında paylaştırılır. Doğu bölgesine egemen büyük kağan, Balasagun'a yerleşir ve Arslan Karahan unvanını taşır. Batı'daki küçük kağan ya da ortak kağan ise önce Taraz'a daha sonra Kaşgar'a yerleşir ve Buğra Han unvanını taşır. Arslan, Çiğil boyunun, deve ise Yağma boyunun simgesidir.
    Boyların paylaşılması sülalenin daha alt birimlerinde de sürer. Karahanlı soyundan dört alt kağan ile altı hükümdar vekili, iki başhükümdarı izler. İki alt kağan için, simge adlarıyla birlikte Arslan İliğ ve Buğra İliğ unvanı kullanılır. Hükümdar vekilleri ise Yinal unvanını taşırlar. Her rütbenin belirti bir unvanı vardır ve bu rütbeler hiyerarşik bir sistem meydana getirirler. Arslan İliğ yeri boşalınca Yinal, Arslan Han yeri boşalınca da Buğra Han yerine geçer ve eski unvanı bırakıp yeni unvan taşımaya başlar. Ne var ki, aile içindeki bu hiyerarşinin sık sık çiğnendiği ve bu yüzden savaşların çıktığı görülür. Karahanlıların ilk saptanan büyük kağanı Bilge Kül Kadir Han'dır. Ondan sonra, oğulları Bazır Arslan Han Büyük Kağan, Oğulcak Kadir Han ise Ortak kağandır. Ama yeğeni Satuk, savaşla Oğulcak'ın yerini alır ve Satuk Buğra Han olur. Onun oğlu Baytaş büyük kağan Arslan Han'ı yenerek sülalenin bu kolunu ortadan kaldırır, kendisi başa geçerek Büyük kağan olur. İlk kez İliğ unvanını kullanan kardeşi Süleyman'ın oğlu Harun Buğra Han'dır. Buhara'nın kesin fethini sağlayan Nasır, Arslan İliğ unvanı ile alt kağandır. Ağabeyi Togan Han Büyük Kağandır. Harun'un oğlu Yusuf Kadir Han, Arslan İliğ'den daha üst rütbede ortak kağandır. Bir süre sonra Arslan İliğ kendisini Büyük Kağan ilan eder ve ağabeyi ile savaşmaya başlar. Nasır ölünce kardeşi Mansur Arslan İliğ olur. O da kendisini büyük Kağan olarak ilan eder, küçük kardeşi Yinal Tekin ise onun yerine Arslan İliğ olur. Gerçek Büyük Kağan Togan ile savaşa girişirler. Togan Han bu savaşta ölünce onun yerine yasal olarak ortak Kağan Yusuf Buğra Han geçer.

    Bulundukları eyaletlerde bağımsız boylar bulunmasına karşın, Karahanlı soyu birbirlerinin rütbe ve eyaletlerini ele geçirmek için iç savaşı sürdürürler. Karahanlı soyunun sürekli olarak birbirleri ile boğuşması devletin iç ve dış güvenliğini sarsar, bu nedenle de Karahanlı Devleti bir süre sonra parçalanır ve ortaya Doğu ve Batı olmak üzere iki ayrı Karahanlı Devleti çıkar. Önceki Türk devletlerindeki gibi Karahanlı Devleti de Doğu ve Batı olmak üzere geleneksel biçimde bölünmekten kurtulamaz.

    1040 yılında Karahanlı Devleti ikiye bölünür. Batı Karahan Devleti Semerkand ve Buhara gibi büyük İran-İslam kültür merkezlerini sınırları içine alır. Doğu Karahan Devleti ise başkent olarak Kaşgar'ı seçer ve daha çok Buda ile Mani dininin etkin olduğu bölgeleri sınırları içine alır. Ne var ki, ilk Türk-İslam edebiyatı, İran-İslam etkisindeki Batı devletinde değil de Doğu Karahan Devleti'nde gelişir. Gerek Batı, gerekse Doğu devletlerinde eski siyasal sistem sürer. Karahanlı soyundan büyük Kağanlar, ortak kağanlar, iliğler ve yinallar geniş bağımsızlık içinde kendilerine bağımlı bulunan boyları ve kavimleri yönetirler.

    Karahanlı Devleti, göçebe bozkır düzeninden klasik İslam devletine bir geçiş aşaması olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Askeri güç geniş ölçüde göçebe savaşçılara dayanmaktadır. Prensler kentlerde otururlar. Soylarına bağlı kavimlerin askerleri, savaşçı niteliklerini yitirmesinler diye bu kentlerin yakınında kurulan çadırlarda göçebe yaşamı sürerler. Askeri gücünü Selçukluların Oğuzlarına dayandıran Ali Tegin Buhara'da oturmaz, kent yakınında Karluk Ordu adını verdiği ordu karargâhında otururdu. Bastırdığı paralara da Karluk-Ordu adını vermiştir.

    Karahanlıların tarihi konusunda Batılı ve İslam kaynakları pek birbirini tutmamaktadır. Bu devletin adının Batılı tarihçiler tarafından verildiği ve güçlü hanlılar anlamına gelen Karahanlılar olduğu da ileri sürülmüştür. Karahan, karaordu Türkçe'de büyük baş ve güçlü anlamında kullanılmıştır. İlig unvanı bu devletin kurucusu olan hanedanın bir özelliğidir. Bu unvan arslan ve buğra ile birlikte devletin dört alt kağanından ancak ikisi tarafından kullanılmıştır. Devlet yapısı ve yönetimi olarak eski Türk sistemini uygulayan Karahanlıları, İran sistemini bilen Müslümanlar hiç anlamamışlardır. Karahanlı Devleti'nin yapısı kadar sülalenin kaynağı da tarihsel belgelerde tartışmalıdır. Çeşitli kaynaklara göre Karahanlı sülalesinin orijini olarak Uygur kökeni, Türkmen kökeni, Yağma kökeni, Karluk kökeni, Karluk-Yağma kökeni, Çiğil kökeni, Tuchu kökeni gibi çok değişik görüşler ileri sürülmüştür.

    Bölgedeki karışıklıklardan yararlanan Karluklar 740 yılından sonra Balasagun ve Taraz yörelerini ele geçirmişlerdir. Tibetliler ile Uygurlar arasındaki savaştan yararlanan Karluklar, Kaşgar kenti ve civarını da ele geçirme şansına sahip olmuşlardır. Kırgızların Ötüken ve bölgesini işgal ederek, Uygur Devleti'ni yıkmasından sonra, bozkır yöreleri başsız kaldı. Bunun üzerine kendi soyunu Aşma sülalesine bağlayan Karluk Yabgusu kendisini bozkırların yeni egemeni ilan ederek büyük kağan anlamında Kara-Hakan adını aldı. Merkez olarak Çu boyunda Balasagun civarında bulunan Karaordu seçildi. Yeni devlet kendisine bağlı bulunan kavimleri yarı yarıya böldü ve iki kağan yönetiminden çift hükümdarlık sistemine geçti. Doğu bölgesinin egemeni Büyük Kağan Karaordu kentinde yaşıyordu. Aynı zamanda Arslan Kara Hakan unvanı ile de tüm Karahanlıların en üst düzeydeki egemeni oluyordu. Batı bölgesinin yöneticisi Serik Kağan önce Taraz'da sonra da Kaşgar'da oturmuştu. Buğra Kara Hakan adı ile Batı bölgesinin yöneticisiydi. Karahanlı devletinde bir hiyerarşi vardı ve çeşitli unvanlar yükselme sırasına göre kazanılırdı. Bir üst makam boşaldığı zaman onun altında bulunan, o üst makama geçerdi. Üst düzey unvanları hep devlet kurucusu hanedanın üyelerine veriliyordu.

    Kağan hanedanının yanı sıra bir de başta Yuğruş olmak üzere vezirler topluluğu bulunuyordu. Başkomutana Subaşı, saray nazırına Tayangu, bitikçi ve maliye nazırına da Ağıcı denirdi. Bu tür görevlere hanedan ailesinden olmayanlar da getirilirdi. Sülaleden gelen hükümdar vekilleri irken, sağan, inanç, ongun, toğrul adlarını taşırlardı.

    İlk Karahan hükümdarı Bilge Kül Han önce Samanoğulları ile savaşmak zorunda kalmıştır. Samanoğullarını yenerek ülkesini genişleten bu kağanın yerine daha sonra iki oğlu geçti. Oğlu Bazır, Arslan Han adı ile Balasagun'da, Oğulcak da Kadir Han adı ile Taraz'da başa geçtiler. Samanoğulları Taraz'ı ele geçirince Oğulcak da Kaşgar'ı merkez yaparak devleti yeniden düzenledi. Bu arada asi Samanoğulları'ndan birisinin ülkesine sığınmasına izin veren Oğulcak, yeğeni Satuk'un bu adam aracılığıyla Müslümanlığı benimsemesine yardımcı oldu. Satuk'un Müslüman olmasından sonra, Karahanlı devletinin Batı kısmında Müslümanlık hızla yayıldı. Satuk Müslümanlık sayesinde yavaş yavaş güçlendi ve Büyük Kağan olmak için mücadeleye başladı. Müslüman gönüllülerden oluşturduğu ordusuyla Doğu bölgesinde egemen olmak için hazırlandı. Aral Gölü ve Hazar Denizi arasında yaşayan Oğuzlar bir süre sonra Müslüman oldular. Satuk Buğra Han Müslümanlığın verdiği yeni güçle kısa zamanda devlete ve bölgesine egemen oldu. Satuk Buğra Han'ın 955 yılında ölümünden sonra yerine geçen oğlu Baytaş Musa babasının büyük kağan ile başlattığı savaşı kazanarak hanedanın doğu kolunu ortadan kaldırdı ve kendini büyük kağan ilan etti. Bu noktadan sonra tüm Karahanlı Devleti Müslümanlığı benimsedi. 960 yılından sonra Karahanlı Devleti artık tam anlamıyla Müslüman bir devlet olarak yaşamını sürdürdü. Karahanlı Devleti tümüyle Müslüman olduktan sonra civar bölgelerin de Müslüman olması için İslam cihadı doğrultusunda savaşlara girişti. Musa'nın yerine geçen oğlu Hasan Musa da babasının başlattığı Müslümanlığı yayma savaşlarını sürdürdü. Kaynaklarda Arslanhan veya Karahan adı ile geçen Hasan Musa Kağan zamanında Samanoğulları devleti yıkılmış ve Fergana bölgesini Karahanlılar Devleti almıştı. 992 yılında, Satuk Buğra Hanın torunu Harun Buğra Han orduları ile Buhara ve yöresini ele geçirdi. Selçuklular arkadan orduları ile baskı yapınca Karahanlılar geri çekildiler ve bir yıl sonra Samanoğulları Buhara'ya yeniden sahip oldular. Harun Buğra Han ölünce yerine oğlu Ahmed Togan, han unvanı ile geçti. Togan Han sonradan Samanoğulları Devleti üzerine iki sefer düzenledi ve bütün Seyhun havzasını devletinin sınırları içine kattı. Ahmed'in kardeşi Nasır da İlig Han unvanı ile Batı kağanlığına geçti ve 999 yılında düzenlediği büyük bir sefer ile Buhara kentine girerek Samanoğulları Devleti'ni yıktı, hazinelerini ele geçirdi. 1002 yılında Samanoğulları ayaklanmak istediler ama, başaramadılar. Selçuklular bir yıl sonra Karahanlıları bozguna uğrattılar ama, İlig Han bir yıl sonra bu bölgeyi yeniden egemenliği altına aldı. Bu arada Gazne Valisi Sebük Tekin ölmüş yerine oğlu Mahmud geçmişti. Gazneli Mahmud Karahanlılar ile bir anlaşma yapmak istedi, İlig Han ile yapılan anlaşma sonucunda Ceyhun ırmağı iki devletin ortak sınırı oldu ve Mahmud, İlig Han'ın kızı ile evlendi. İlig Han tüm Samanoğulları ülkesini ele geçirmek istediğinden Mahmud Hindistan'dayken harekete geçti. Durumdan bilgisi olan Mahmud geri dönerek Karahanlıları yendi. İlig Han intikam almak için Hotan tarafında bulunan Yusuf Kadir Han'dan yardım istedi. 1008 yılında Belh yakınlarında yapılan savaşı, ordusunda Hindistan'dan getirdiği filler bulunan Mahmud kazandı.







  3. Gülcan
    Usta Üye
    Bu yenilgi Karahanlı Devleti için büyük bir dönüm noktası olmuştur. Yenilgiden sonra Karahanlı Devleti'nde hanedan ve taht kavgaları başladı. Bunun sonucunda Nasır bağımsızlığını ilan etti. Büyük kağan Ahmed de kardeşine karşı Gazneli Mahmud ile dostluk anlaşması yaptı. Bir yıl sonra Nasır kardeşine karşı bir sefer açarak Kaşgar'a doğru yola çıktıysa da şiddetli kış yüzünden bu seferi sonuçlandıramadı. Gazneli Mahmud bu hanedan anlaşmazlığını çözmek için aracılık önermiş ama Nasır ölünce konu kendiliğinden çözüme kavuşmuştu. Nasır'ın yerine üçüncü kardeş Mansur geçtikten sonra Karahanlılar tarihi ciddi boyutlarda karışıklık dönemine girdi. 1016 yılında Mansur büyük kağana karşı harekete geçerek kendisini büyük kağan ilan etti. Buna karşılık büyük kağan Ahmed'i oğlu ve kardeşi destekliyordu. Mansur'un darbe girişiminden sonra iki taraf arasında yoğun çatışmalar başladı. Bu iç savaş sırasında Gazneli Mahmud da Harzem'i işgal etti. Karahanlılar kendi içlerindeki kavga nedeniyle bu işgale seyirci kalıyor ve hiçbir şey yapamıyorlardı. Ahmed'in ölümü üzerine bu kez de Yusuf Kadir Han ile Mansur arasında savaş çıktı. Bir sûre sonra hiçbirisi kazançlı çıkamayınca anlaşma yapıldı ve ikisi ortak yönetime başladılar. Karahanlı Devleti böylece aynı anda iki kağana birden sahip oluyordu. Bu anlaşmadan sonra Gazneliler üzerine ortak bir sefer açıldı ama, gene Belh yakınlarında Karahanlılar yenildiler. Yenilgi üzerine Şehzade Ahmed ile Ali Tekin, Mansur'a karşı ayaklandılar. Mansur bunun üzerine kendisini dine adadı ve derviş oldu. Yusuf Kadir Han büyük kağanlıkta tek başına kaldı. Bu kez de kardeşleri ona karşı çıktılar. Yusuf Kağan bunun üzerine yardım için Gazneli Mahmud'a başvurdu. Yapılan anlaşma ile Ali Tekin'in eline geçen topraklar geri alınacak ve Yusuf Kagan'ın oğlu Muhammed'e verilecekti. Anlaşma çerçevesinde Gazneli Mahmud harekete geçti. Karşı koyabilecek gücü kendinde bulamayan Ali Tekin kaçtı. Gazneli Mahmud onu izlemeyerek Gazne'ye geri dönünce Ali Tekin, Buhara ve Semerkand'da yeniden duruma egemen oldu. Karahanlı hanedanı içindeki savaşta daha sonra Yusuf ve oğullarının şansı açıldı. Savaşlardan yengi ile çıktılar ve ülkede birliği yeniden kurdular. Yusuf Kagan'dan sonra yerine oğulları Süleyman ile Muhammed geçtiler. Gazneliler ile anlaşmazlıklar sürdüğünden arada bazı savaşlar oldu. Kısa bir süre sonra taht kavgası yeniden başladı.



    Muhammed ve İbrahim kardeşler, kendisini büyük kağan sayan Kadir Han oğlu Süleyman'dan ve onun yönetiminden ayrılmaya karar vermişlerdi. 1042 yılında uygulanmaya başlanan bu karar sonucunda Karahanlılar Devleti ikiye bölündü. Doğu Karahanlılar ülkesi başkent Balasagun ve civarındaki bölgeleri kapsıyordu. Büyük Kağan Balasagun'da otururken, bağlı kağanı Kaşgar veya Talas'ta oturuyordu. Batı Karahanlılar ise Fergana bölgesiyle Seyhun ve Ceyhun nehirleri yöresinde yaşıyorlardı. Batı Karahanlılar büyük kağanı önceleri Özkent daha sonra da Semerkand'da oturmuş, Batı bölgesi bağlı kağanı ise Buhara'yı merkez edinmişti. Doğu ve Batı Karahanlılar arasındaki sınır da Hocand oluyordu. Ortada kesin bir sınır yoktu. Sınır daha çok bu iki devletin güçleri oranına göre çiziliyordu. Böylece bir Türk devleti daha Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölünmüş oluyordu.



    Doğu Karahanlılar Devleti

    Bu devletin tarihi, bölünmeden sonra eskisine oranla durgun geçmiştir. Yusuf Kadir Han'ın oğlu olan Süleyman Batı Karahanlılara kaptırdığı toprakları geri almak için kardeşleriyle arasındaki anlaşmazlıkları sona erdirip her birinin yöneteceği ülke sınırlarını saptadı. Ancak buna karşın bir süre sonra 1056 yılında kardeşi Muhammed'in topraklarına saldırmaktan kendisini alıkoyamayan büyük kağan yenilerek esir edildi. Bundan sonra Muhammed kendisini büyük kağan ilan etti. Muhammed kısa bir süre sonra tahtını büyük oğlu Hüseyin'e bırakarak devlet yönetimini bıraktı. Muhammed'in başka bir eşinden İbrahim adlı bir çocuğu daha vardı. İşte bu eşi saray darbesi düzenleyerek kocasını zehirleyip, eski büyük kağan Süleyman'ı boğdurarak kendi oğlu İbrahim'i büyük kağan ilan ettirdi. Ancak İbrahim de bir süre sonra ölünce yerine Yusuf Kadir Han'ın küçük oğlu Mahmut büyük kağan oldu. Mahmut Kağan zamanında Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügat-it Türk'ü, Yusuf Has Hacip de Kutadgubilik adlı eserlerini yazmışlardı. Gene Mahmut döneminde iki Karahanlı Devleti arasında sınır konusunda bir anlaşma yapılmıştı. Mahmut'tan sonra yerine oğlu Omar geçmiş ama, kısa bir süre sonra Buğra Han Hasan büyük kağan olmuştur. Hasan döneminin en önemli olayı Doğu Karahanlı Devleti'nin Selçuk Hükümdarı Melikşah'ın uyruğu altına girmeleridir. Hasan'dan sonra başa geçen Ahmet zamanındaki en önemli olay ise Batı'ya doğru genişlemeye çalışan Karahitayların yenilgiye uğratılmasıdır. Bundan sonra başa geçen İbrahim ise, iç kargaşaları önlemek için Karahitayları yardıma çağırdı ve büyük kağan unvanını Karahitay Hükümdarı Kürhan'a devrederek Balasagun ve yöresinin bu yeni devletin egemenliği altına girmesine yardımcı oldu. İbrahim bu tarihten sonra Kaşgar'da oturarak İlgi Türkmen unvanını taşımıştır. İbrahim'den sonra başa sırasıyla Muhammed II, Yusuf ve Muhammed III geçtiler. 1211 yılında Doğu Karahanlılar Karahitaylara karşı ayaklandılar ve daha önce esir düşen Muhammed lll'ü esirlikten kurtararak Kaşgar'a getirdiler. Bunun Özerine Karahitaylar yeni bir sefer düzenleyerek Kaşgar'a yürüdüler ve Muhammed III ile beraber tüm Karahan beylerini kılıçtan geçirerek Doğu Karahanlılar Devleti'ne kesin olarak son verdiler.

    Batı Karahanlılar Devleti

    Batı Karahanlıların ilk büyük kağanı Muhammed l'dir. Onun dönemiyle ilgili önemli bir olaya kaynaklarda rastlanmamıştır. Yerine geçen kardeşi İbrahim Kağan ise Batı Karahanlı Devleti'nin en tanınmış hükümdarıdır. Kaynaklarda adı Tamgaç Han olarak geçen İbrahim Kağan, devletin tüm kurumlarını yeniden düzenleyerek adaletli bir yönetim düzeni kurmakla şöhret yapmıştır. Daha sonra başa geçen oğlu Nasır ise Selçuklular ile savaşmak zorunda kaldı. Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan büyük bir ordu ile yeni bir sefer düzenledi ama, bir saldırı sonucunda ölmesi bu seferi durdurdu. Nasır Kağan gelişen yeni tehlikeyi bir saldırı ile önlemek istedi. Selçuklu tahtına geçen Melikşah iki yıllık bir savaştan sonra Tirmiz'i geri aldıktan sonra Semerkand üzerine de yürüyünce, Nasır barış istemek zorunda kaldı. Melikşah'ın çok tanınmış veziri Nizamülmük'ün aracılığı ile barış yapıldı. 1080 yılına kadar başta kalan Nasır'ın yerine kardeşi Hızır geçti. Hızır'ın oğlu Ahmed ise başa geçince ulema ile düşünce ayrılığına düştü ve ulema da Selçuklu Sultanı Melikşah'tan yardım istedi. Melikşah 1088'de Buhara'yı işgal etti. Arkasından Semerkand ve Özkent düştü. Ahmed esir edilerek İsfahan'a götürüldü. Melikşah arkasında bir vali bırakarak ülkesine geri döndü. Kısa bir süre sonra Karahanlı ordusunun temelini oluşturan Çiğitler, Selçuklu egemenliğine karşı ayaklandılar. Vali kovuldu ve Doğu Karahanlıların ilk büyük kağanı Süleyman'ın oğlu Yakup, kağan olmak üzere Batı Karahanlı ülkesine çağırıldı. Semerkand'a gelen Yakup'un ilk işi Ciğil beyini öldürmek olunca Çiğlilerin desteğini yitirdi. Bu olaylar üzerine Melikşah yeniden Semerkand üzerine yürüdü. Yakup ise Fergana’ya kaçmaktan başka bir yol bulamadı. Melikşah yeniden bir vali tayin ederek ülkesine döndü. Kısa bir süre sonra da Ahmed'i tahtına yeniden getirdi. İsfahan'da bulunduğu sırada Batıniler ile ilişki kurmakla suçlanan Ahmed zındıklık suçu ile ulema tarafından esir edildi, açık bir yargılamadan sonra 1095 yılında idam edildi.

    Daha sonra başa geçen üç büyük kağan olan Mesut, Süleyman ve Mansur dönemlerinde göze çarpan önemli bir olay olmamıştır. 1099 yılında büyük kağan olan Cibrail'in Melikşah'ın oğulları arasında çıkan karışıklıklardan yararlanarak Horasan'ı ele geçirmesiyle yeniden Selçuklular ile Karahanlılar arasında gerginlik dönemine girildi. Horasan Valisi Sancar ise daha sonra bu toprakları geri alarak Karahanlıların kağanını idam ettirdi. Sancar bu zaferden sonra Seyhun ve Ceyhun ırmakları bölgesini yeniden düzenleyerek kendilerine bağladı. Aynı zamanda kendi yeğeni Muhammed ll'yi Karahanlıların başına büyük kağan olarak tayin ettirdi. Muhammed'in bütün ömrü iç savaşlarla geçti ve çok kez Sancar’dan yardım istemek zorunda kaldı. Döneminin son günlerinde Sancar ile anlaşmazlığa düştü ve Sancar, Semerkand'ı zaptederek devlet hazinesine el koydu, yeğeni Muhammed'i esir aldı. Muhammed'in yerine geçen Ahmet II, Sancar'ın egemenliğini tanımadı ve onunla savaştı. Sancar yeni kağanı tanımamış, onun yerine Ali Tekin'in torununu tayin etmişti. Daha sonra da İbrahim ve Mahmud II büyük kağanlığa seçilmişlerdi.

    Sancar'ın yeğeni olan Mahmud II, tüm geleceğini Selçuklulara dayandırmıştı. Bu sırada Karahitaylar Karahanlılar ülkesini istila ettiler ve kağan Semerkand'a çekildi. Karluklar da kağan ile anlaşmazlığa düştüklerinden ayaklanarak Karahitaylar' dan yardım istediler. Bunun sonucunda Katvan'da Selçuk ve Karahitay orduları karşılaştı ve sonunda Selçuklular yenildiler. Mahmut'un kardeşi İbrahim III Karahitaylar'ın korumasında kağan oldu. Yeni kağan da Karluklar ile geçinemedi. 1156 yılında Kallabad savaşında İbrahim III öldürüldü, İbrahim'in yerine geçen Hasan Tekin oğlu Ali intikam almak için önce Karlukların başbuğu Yabgu Han'ı öldürttü, oğlunu ve diğer Karluk beylerini de azletti. Karluklar bu kez 1158'de Harzemşah'lı İl Arslan'dan yardım istedi. Ali ise Karahitaylar'dan başka Doğu Karahan Kağanı'ndan da yardım istedi. Harzem ve Karahitay orduları Zerefşan'da karşı karşıya geldilerse de savaş olmadı. Karluk beylerinin yerlerine geri verilmeleri koşulu ile anlaşma yapıldı.







  4. Gülcan
    Usta Üye
    Ali ölünce yerine kardeşi Mesut II geçti. Onun zamanında üke içindeki kargaşalıkların bastırıldığı ve Karluklar ile Oğuzlar'a karşı hareketin sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Onu izleyen kardeşinin oğlu İbrahim IV'ün başa geçtiği görülmektedir. Karahanlı Devleti'nin son kağanı İbrahim'in oğlu Osman'dır. Osman zaman zaman Harzemşahlar'a veya Karahitaylar'a uyruk olarak Karahanlı Devleti'ni sürdürmeye çalışmıştır. 1212 yılında Semerkand'da çıkan bir isyan sırasında bütün Harzemlilerin kılıçtan geçirilmeleri üzerine Harzemşah Semerkand'ı kuşatarak zaptetti ve Osman esir alınarak idam olundu. Karahanlılar sülalesinden Hasan Oğlu Hüseyin 1140'lardan sonra Batı'da Fergana'da bağımsız bir Karahanlı Devleti daha kurmuştur ama, Cengiz istilası ile bu devlet de ortadan kalkmıştır.

    Göçebeliğin ve kabile bağlarının ağır bastığı bir ortamda Cengiz Han Devleti'nde görülen biçimde bir feodalleşme sürecinin Karahanlılarda da başladığı görülmüştür. Bu feodalleşme sürecine karşı kabilelerin tepkileri kanlı savaşlara yol açmamıştır. Örneğin Karluklar'ın savaşçılıktan uzaklaştırılarak zorla yerleşik yaşama geçmeleri gibi olaylar ortaya çıkmıştır. Bu kargaşalıklar özerk kent prensliklerinden kurulu bulunan Karahanlılar Devleti'nin pek de sağlam olmayan temellerini iyice sarsmıştır. Samanoğulları ve Gazneliler bozkıra dayalı Karahanlı Devleti'ni küçümserlerdi. Karahanlı ülkesi boş ve yoksul görüldüğü için oraya sefer yapmaya bile değmeyeceği söylenirdi. Karahanlıları bozkırda yaşadıkları için civar bölge toplumları barbar bir ulus olarak görürler ve ilişki kurmaktan kaçınırlardı.

    Bununla beraber bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Karahanlı Devleti'nin önemli rolü olmuştur. Oğuz boylarının Orta Asya steplerinden kalkarak İran ve Anadolu içlerine kadar yayılmalarında Karahanlı Devleti'nin varlığı gene önemli bir rol oynamıştır. Oğuzlar'ın ve Selçuklu Devleti'nin ilk tarihi Karahan ve Gazne devletlerinin çerçevesinde gelişir. Karahanlı Devleti Orta Asya'dan Ön Asya'ya geçiş bölgesinde kurulduğundan, birçok geçişlere ve seferlere sahne olmuştur.


    Karahanlı Kültürü

    Karahanlılar Devleti başlangıçta Uygur kültürünün kalıntılarına dayanarak kurulmuştur. Müslümanlığın benimsenmesi ise bu devleti daha sonraları bambaşka bir yapıya kavuşturmuştur. Karahanlı Devleti, yerleşik yaşama geçen Türk boylarının meydana getirdiği büyük bir kültür devletidir. Batı Göktürk Devleti'ni meydana getiren Oğuz kavimleri Batı'ya kaydıkça, onların yerlerini Karluk Türkleri almışlardır. Diğer Türk devletlerinde olduğu gibi iki başkent sistemini kullanan Karahanlılar Balasagun ve Kaşgar'ı önemli merkezler durumuna getirmişlerdi. Orta Asya Türk kültürü açısından, daha kuzeyde bulunan Balasagun kenti önem taşımaktadır. Karluk Türkleri Türgeş Devleti'nden çok şey öğrenmişler ve bu öğrendiklerini yeni göç ettikleri ülkede uygulamaya çalışmışlardır. Doğu bölgesinde yaşayan Uygurlar'ın oluşturduğu yüksek kültür ve uygarlık düzeyi de Karlukları geniş ölçüde etkilemiştir. O dönemde Karluklar daha yeni olarak göçebe yaşamından yerleşik yaşama geçiyorlardı. Bu nedenle kent yaşamı ile uyuşmayan birçok inançlarını ve günlük yaşantılarını daha bırakmamışlardı. Uygurlar ise Türk dilini geliştirmiş, türlü yönlerde Karluklara öncülük edebilecek bir duruma gelmişlerdi. Karahanlı Devleti'nin dilinin ve yazısının Uygur biçiminde doğup gelişmesi ancak böyle bir Uygur etkisine bağlanabilirdi. Onuncu yüzyılda, Mirki, Kulan, Tüzün, Bulak, Aspara Karluklar'ın kurduğu önemli kentlerdi.

    Karahanlılar devletinin kurucusu olan Karluk Türkleri Batı'dan Müslümanlığın da büyük etkisini almışlardır. Batı sınırı sayılan Talaş kenti geniş miktarda ticaret kolonilerinin yaşadığı bir kent idi. Birçok yollar burada birleşiyorlar ve Ön Asya'dan gelen Müslüman kervanları ile tüccarlar da bu yörede yaşıyorlardı. Burana Mescidi, Babacı Hatun türbesi Müslümanlık etkisi ile yapılmış en eski Türk eserlerindendir. Taraz kenti, Orta Asya'da, Müslümanlığın bir sıçrama tahtası gibiydi. Müslümanlığın yayılma döneminde Karluklar Şamanizme inanıyorlar ve eski inançlarını sürdürüyorlardı. Uygurlar ise çoktan Buda dinine inanmışlardı. Kentlere yerleşen Karluk boyları Uygurlar'ın etkisi ile Buda dinine inanırken, Batı'ya gözlerini çevirenler ise yavaş yavaş Müslümanlığı benimsiyorlardı. Karluk Türkleri ne kadar Budizm ya da Müslümanlığın etkisi altında olurlarsa olsunlar, kendi inançlarını ve sanatlarını da bir türlü bırakmamışlardı. Müslümanlık insan ve hayvan resimleri yapılmasını yasaklıyordu. Onuncu yüzyılda Karahanlı Devleti'nde bol bol hayvan ve insan resimleri görülmektedir. Bunların yanında, İslam sanatında kullanılan geometrik süslerin de yer almaya başladığı açıkça görülmektedir. Bu dönem Türk sanatının çok önemli bir çağıdır. Bir yandan eski Türk sanatı bir yandan da İslam sanatı ve kültürü bir araya geliyordu. Karahanlılar Devleti bu açıdan Türk ve İslam sentezine yönelen ilk Türk devleti sayılabilir.

    Eski Türk ve İslam sanatlarının yan yana olmasından değişik eserler çıkıyordu. Karahanlı kültürü hem Türk, hem de İslam temellerine dayanarak gelişiyordu. Karahanlı Devleti'nde Müslümanlık ile ilgili olarak yazılan kitaplar da eski fıkıh kitapları benzeri biçimde kopya edilmemiş, Müslümanlık gerçekçi bir gözle ele alınmıştır. Yepyeni bir kültür ve sanat anlayışı gelişiyordu.

    Karahanlı Devleti Karluk Türklerinin, yerleşik düzene geçerek oluşturduklar bir kent kültürü üzerine kurulmuştur. Yerleşik düzene geçiş eski Türklerin göçebe kültürünün artık bir yana bırakıldığını gösteriyordu. Tokmak kentinin bulunduğu Çu Vadisi tarım ekonomisi açısından önemli bir merkez durumuna yükselmişti. Tanrı Dağları'nın yüksek ve karlı tepelerinden inen birçok su kolları, kuzeydeki ovalar içinde dağılmış ve insanların yaşaması için elverişli bölgeler meydana getirmişlerdi. Çok iyi tarım yapabilen bu kentler giderek önem kazanmışlardır. Karluklar Çu nehrinin tüm kolları üzerine önemli kentler kurarak bu bölgeyi tarım merkezine dönüştürmüşlerdir. Karluk kentleri daha sonraları Tanrı Dağları'na ve Talaş ırmağına kadar yayılmışlardır. Artık bu yeni kentlerde yavaş yavaş yeni bir mimarlık sanatı da doğmaya başlamıştı. Bu yeni tarzda hem Müslümanlığın yeni etkileri, hem de Orta Asya Türk kültürünün motifleri sürüyordu. Karluk Türklerinin gerçekçiliği de açık olarak izleniyordu. Bu eserler yepyeni bir sentez arayışının ürünleri olarak sivriliyorlardı. Anadolu'ya kadar uzanan Türk ve Müslüman sentezi bir kültür ve sanat anlayışının ilk ürünlerini Karahanlılar Devleti veriyordu. Taş binalara önem verilmesi ile Karahanlılar kalıcı kentlere yerleştiler ve oluşturdukları kültürün uzun ömürlü olmasını sağladılar.

    KarahanIılar hem Müslüman olarak, hem de Türkleri Akdeniz'e doğru yaklaştırarak Türk tarihinin önemli bir dönüm noktasını gerçekleştirdiler, İslam dünyası içine girdikten sonra Karahanlılar son derece etkin olmuşlardır. Bu devletin açtığı yoldan önce Selçuklular ve daha sonra da Osmanlılar yürüyerek geleceğin büyük imparatorluklarını kuracakları topraklara ulaşmışlardır. Karahanlı Devleti'nin Ön Asya'ya doğru uzanması gelecekteki bu Türk imparatorluklarının işini kolaylaştırmıştır.

    Karahanlılar Devleti, Orta Asya kültürü ile Selçuklular arasında tam bir geçiş oluşturmuşlardır. Selçuklularda görülen süsleme motifleri mimarlıkta olsun, ağaç işlerinde olsun Karahanlılar'dan gelmektedir. Türk uygarlığının diğer dönemlerinde de Karahanlılar devrinin rolü büyüktür. Karahanlılar Samanoğulları devletinin topraklarını ele geçirdikten sonra Müslüman Devletler arasında en güçlü duruma geldiler. Müslüman Türk uygarlığının doğuşu ve gelişmesi Karahanlılar Devleti aracılığı ile gerçekleşmiştir. Müslüman Türk kültürü kısa zamanda genişleyerek Arap ve İran kültürlerini geride bırakmıştır.



    Karahanlı Yazını

    Karahanlılar dönemi Türk yazını Türk tarihi açısından çok önemlidir. Bu dönemde ortaya çıkan iki ana eser ve bunların yazarları Türk kültürü ve yazını açısından çok önemli bir aşamayı gerçekleştirmişlerdir. Bu iki yazar Yusuf Has Hacip ve Kaşgarlı Mahmud'dur. Eserleri ise Kutadgubilik ve Divan-ı Lugat-it Türk'tür. Karahanlı yazını ve kültürü açısından bu iki eseri ve yazarı ayrı ayrı ele almak gerekir.



    A- Kutadgubilik ve Yusuf Has Hacip

    Kutadgubulik, kutlu bilgi demektir. Türklük bilgisi kitabıdır. Bu eserin Arapça yazılmış kopyaları ancak son zamanlarda yayınlanabilmiştir. İlk olarak Uygur dili ile yazılmış olması nedeniyle üzerinde ayrıntılı çalışmak zor olmuştur. Uzun bir süre bir köşede unutulup kalan eser daha sonraki dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bir yönü ile tarih eseri olan Kutadgubilik, Türk ulusunun yeni bir geleceğe doğru yöneldiği dönemin en önde gelen belgesidir.

  5. Gülcan
    Usta Üye
    Karahanlılar Devleti'nin kuruluşunu, gelişme dönemlerini ve Türklerin Müslümanlığı benimseme dönemlerini dile getiren eser aynı zamanda Türk yazını açısından da önemli bir örnektir. İslam'ın benimsenmesiyle beraber Karahanlılar Batı'ya doğru gelişme göstermişlerdir. Dış düşmanların sürekli baskıları kadar, iç karışıklıklar da bu devletin kısa ömürlü olmasına yol açmıştır. Kutadgubilik'in bazı yerlerinde yazar kendisini anlatmıştır. Yusuf, inanmış bir Müslüman olarak eserini kaleme almıştır. Kendi döneminin düşünürü olarak eserini yazmış ve şiirsel türü üslup olarak benimsemiştir. İnsana dünyada mutlu olabilmesi için gerekli bilgiyi vermeye çalışmıştır. Toplum yaşamının ve devlet düzeninin ideal yönleri ile nasıl olması gerektiği üzerinde duran yazar, kendi döneminde, düşünceleriyle gündelik yaşamın üzerine çıkan kesimlerin sözcüsü olmuştur. Yusuf eseri ile insan yaşamının anlamını inceleyen, onun toplum ve devlet içindeki yerini irdeleyen bir yaşam felsefesi sistemi getirmeye çalışmıştır.

    Yusuf Has Hacip, Kutadgubilik'i emir veya baskı üzerine yazmamıştır. Onun döneminde hanedan üyelerinin birbirleriyle çatışmaları, bu iç karışıklıklar sırasında toplum ve devlet düzeninin temelinden sarsılması karşısında, eseri ile toplumun temel çatısını oluşturan ahlak ilkelerini yeniden düzenlemek istemiş olabilir. Eserini göze girmek veya övgü toplamak için yazmamıştır. Eser okunduğu zaman içten gelen bir duygu ve topluma karşı yüklenilen sorumluluk duygusunun ön planda yer aldığı görülmektedir. Türk yazı dilinin inceliklerini taşıyan eserinde Uygurlardan sonra ortaya çıkan gelenekleri geliştirerek sürdürmüş ve o dönemde çok yaygın olan İranlıların aruz kalıbını kullanmıştır. Yapıt, yarı öykü, yarı temsil tarzında, arada hareketli ve açıklayıcı monologlar ve canlı doğa anlatımlarıyla süslenmiş olan sahneleriyle, tüm olarak başarılı biçimde yaratılmıştır. Ozanın asıl amacı ideal bir yaşam düzenini ortaya koymaktır. Bilgin tavrı olmakla beraber Yusuf Has Hacip temelde bir ozandır ve eserinde kendine özgü bir üslup kullanmıştır. Kutadgubilik ne olayları aktaran tarih, ne bölgeleri anlatan coğrafya, ne felsefe, ne de nasihat kitabıdır. Ozan, döneminin tarzına uyarak çevresinin görüşlerini dile getirmiştir. Müslümanların birbirleriyle kardeş olduklarını kendi dinlerini dünyaya yaymak için elele seferber olmaları gerektiğini söylemiştir.

    Yusuf onbirinci yüzyılda yaşamış Balasagunlu bir ozandır. Eserini yazdıktan sonra önemli bir devlet adamı olmuştur. Hakaniye Türkçesi ile kaleme aldığı eserini 1069-1070 yılları arasında tamamlamıştır. Bitirince Karahanlı hükümdarına eserini sunmuş, han da eseri çok beğendiği için Yusuf'a Has Hacip unvanını vermiştir. Eski Türk gelenekleriyle İslam ilkelerini en iyi biçimde uzlaştıran Yusuf, devlet yönetimini de iyi bildiğini gene Kutadgubilik ile ortaya koymuştur. Kutadgubilik toplumu Karabudun ve Akbudun diye ikiye ayırır ve böylece halk ile üst tabakalar arasında var olan ayırımı dile getirir. Bu eserin Viyana, Mısır ve Fergana'da üç yazma nüshası bulunmaktadır. Viyana yazmasının tıpkı basımı Türkiye'de de yapılmıştır.



    B- Divan-ı Lugat-it Türk ve Kaşgarlı Mahmud

    Kaşgarlı Mahmud onbirinci yüzyılda yaşamış önemli bir Türk düşünürüdür. Kendi döneminin Türkçesinin büyük bir sözlüğünü yazmıştır. İstanbul Fatih Kitaplığı'nda bir tek yazma kopyası vardır. Kaşgarlı Mahmud'un diğer eserleri ele geçmemiştir. Bir tek eseri ile çağının gerçek bir dil bilgini olduğunu ortaya koyabilmiştir. Araplara Türk dilini öğretmek amacıyla gramer yazmış, Türk kültürünü böylece çağın bilim dünyasına sunmuştur. Kaşgarlı'nın kişiliğini ve kimliğini eseri tamamlamıştır. Eser ile yazarı tam olarak anlayabilmek için beraberce ele almalıdır. Divan-ı Lügat-it Türk'ü ilk ele geçiren Ali Emiri Efendi olmuştur. Eser birkaç kez Türkçe'ye çevrilmiştir ve üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Türk dilinin en eski sözlüğü olması nedeniyle sağlam bir kaynak değeri taşımaktadır. Özellikle Karahanlı döneminin belgelenmesinde büyük bir görev yapmıştır.

    Kaşgarlı Mahmud'un da feyiz kaynağı Karahanlı Devleti idi. Geleneksel Türk kültürü ile İslam kültürü sentezi yapan bu devlet Türk tarihi açısından çok önemi ibir aşama yapmıştı. Yusuf Has Hacip kadar Kaşgarlı Mahmud'u da eser yazmaya sürükleyen ana neden buydu. Türk-İslam kültür sentezi Karahanlı devletinde doğduktan sonra yavaş yavaş çevre ülkelere yayılmıştır. Mahmud, Türk dilinin bütünlüğünü sağlayarak bu yeni kültür sentezinin oluşmasına önemli katkıda bulunmuştur. Kaşgarlı eserini Yusuf gibi hakanına sunmadı. Karahanlı Türk Devleti'nin yaşamını idealize eden Divan'ını büyük bir sorumluluk ile kaleme aldı. Divan'da hakan veya halifeyi yükseltecek herhangi bir kısım yoktur. Pedagojiyi ve filolojiyi iyi bilmesi, Divan'ının üst düzeyde olmasına yardım etmiştir. Türkler'e yalnız dil açısından değil ama etnoloji açısından da yararlı olmuştur.

    Kaşgarlı, Asya'da Türkler'e karşı cereyanların gelişmesi karşısında, Türk dilinin güçlendirilmesini savunmuş ve bu amaçla Divan'ını kaleme almıştır. Ayrıca Müslümanlık nedeniyle Arap kültürünün Türkler arasında yayılması karşısında gene Türk diline sahip çıkılması gerektiğini savunmuştur. Nitekim onun çabaları ile Türk dili Arap dilinin içinde erimekten kurtulmuş ve günümüze kadar gelebilmiştir. Kaşgarlı Mahmud'un çıkışları zamanla yandaş toplamış ve Karahanlı kültürü Türk olma özelliğini koruyabilmiştir. Güçlü bir din dili olan Arapça ile sanat ve yazın dili olan Farsça'ya karşı Türk dilinin ayakta kalabilmesi güç olmuştur.

    Divan kendi türünde en eski Türk sözlüğüdür. Daha eski bir sözlük şimdiye kadar ele geçmemiştir. Sözcük çeşidi açısından Divan zengin sayılır. İrili ufaklı birçok Türk boy ve uruklarından derlenmiş şiveler sözlüğü karakteri taşımaktadır. Karşılaştırmalı Türk grameri araştırmaları açısından en sağlam kaynak olarak gösterilebilir.

    İslam dünyasına girmeyen Türkler Divan'da ikinci planda kalmışlardır. Eski Orhun ve Müslüman olmayan Uygur Türkleri hakkında eserde hiçbir şey yoktur. Sözcükler toplu bir biçimde sunulmuş, herhangi bir ayırım yapılmamıştır. Divan yalnızca Türk şive ve ağız malzemesini içerecek bir sözlük olarak düşünülmüştür. Zamanın Türk kültürü, etnik yapısı ve folkloru bol bir malzeme ile verilmiştir. O dönemde yerleşme merkezi olan köy ve kentlerin adı da coğrafi bilgi olarak sıralanmıştır.

    Kaşgarlı Mahmud ayrıca eserine ilk Türk cihan haritasını da eklemiştir. Haritanın ana merkezini Türk hükümdarlarının oturduğu Balasagun kenti oluşturmaktadır. Kendi anavatanını dünyanın merkezi olarak göstermiştir. Türklerin yaşadıkları yerlere birinci derecede önem vermiştir. Türklerin ilgisinin bulunmadığı yerler ise haritada gösterilmemiştir. Arap haritacılığı etkisine karşın Kaşgarlı'nın haritası ilk Türk haritası olarak kabul edilmektedir.

    Arap dilinin etkisine karşı Kaşgarlı Mahmud, eski dili, yapısı ile beraber korumaya çalışmıştır. Yeni bir sistem ve yapı geliştirecek durumda olmasına karşılık bunu yapmaması, Türk dilinde bir yozlaşma veya başkalaşıma neden olmamak gibi bir tutum olarak açıklanabilir. Türk dilinin şivelerini ayrı bölümler halinde incelemiş ve bunlar arasındaki farkları ele almıştır. Oğuz, Yağma, Uygur ve Hakaniye Türkçelerine geniş olarak yer vermiştir.

    Divan'da toplanan halk yazını örnekleri ise o dönemin toplumsal yapısı vedüşüncesi açısından geniş bilgi vermektedir. Dokuz yüzyıllık bir geçmişe sahip bulunan Divan-ı Lugat-it Türk hakkında zamanımızda yeni araştırmalar yapılmaktadır.

    Karahanlılar Devleti, kendi döneminde Türk ve Müslüman kültürleri arasında bir senteze yönelmek, ortaya önemli eserler koymak açısından Türk devletleri tarihinde özel bir yere sahip bulunmaktadır. Ne var ki, bu geniş kültürel yapıya karşı iç ve dış karışıklıklar nedeniyle bu devlet kısa ömürlü olmuştur.

  6. Ziyaretçi
    tşk ederim ilk defa uğraşmadan buldum

  7. Ziyaretçi
    çok ihtiyacm vardı saolun

  8. Ziyaretçi
    Cok ihtiyacm vardı saolun

+ Yorum Gönder
karahanlı devletinin coğrafi ekonomik siyasal ve kültürel özellikleri,  karahanlı devletinin coğrafi özellikleri,  karahanlıların coğrafi ekonomik siyasal ve kültürel özellikleri,  karahanlıların coğrafi yapısı,  uygur devletinin coğrafi ekonomik siyasal ve kültürel özellikleri
5 üzerinden 3.71 | Toplam : 7 kişi