+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden nükleik asitlerin yapısı ve çeşitleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    nükleik asitlerin yapısı ve çeşitleri





  2. Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: nükleik asitlerin yapısı ve çeşitleri

    NÜKLEİK ASİTLER

    Genetik bilgi taşıyan moleküller , canlıların tümünde yapı ve işlevsel özelliklerin denetimi sağlar , organizmaların dölleri arasında bağlar kurar.
    1.Nükleik asitlerin bulunuşu ve önemi
    Nükleik asitler virüslerden yeşil bitkilere ve insanlara kadar bütün canlılarda bilgi deposudur.Canlılar da ki enerji üretimi , protein sentezi , büyüme , üreme gibi bütün yaşamsal olaylar nükleik asitlerdeki bilgilerle gerçekleşir.Bu yüzden nükleik asitlere yönetici moleküller denir.
    Nükeik asitler , prokaryot ve ökaryot tüm hücrelerin kalıtsal maddesini oluşturur.
    Canlılarda iki çeşit nükleik vardır.Bunlar , deoksiribonükleik asit(DNA) ve ribonükleik asit(RNA) tir.Nükleik asitler , organik moleküllerin oldukça büyük ve karmaşık yapıda olanıdır.Karbo(C), Hidrojen(H), oksijen(O), azot(N) ve fosfor(P) elemntlerinden oluşmuştur.
    2.Nükleik asitlerin temel yapı taşları
    Nükleik asitlerin temel yapı taşları nükleotitlerdir.Nükleik asitler nükleotitlerin birleşmesinden oluşur.Nükleotitler fosforik asit (H3PO4), beş karbonlu bir şeker ve azotlu organik baz olmak üzere farklı üç molekülden meydana gelir.
    Nükleotit içinde beş karbonlu şekerle azotlu organik bazın oluşturduğu kısma nükleozit denir.Adeninin katıldığı nükleozid (adenin+beş karbonlu şeker) adenozin adını alır.Bir fosforik asitin bağlanmasıyla da adenin nükleotid oluşur.Buna adenozin monofosfat (AMP) de diyebiliriz.Adenin’in yerine guanin gelseydi,guanin nükleotid diğer adıyla guanozin monofosfat (GMP) olurdu.Nükleoditler özellikle adenin nükleodit ATP’nin yapısında da bulunur.Aynı zamanda fotosentez ve solunumda hidrojen taşıyıcılar olan NADP ve FAD’ın yapısına girdiği için anahtar madde görevini yapar.

    Şekerler : Riboz (C5H10O5) ve deoksiriboz (C5H10O4) şeker olmak üzere iki çeşitdir.Deoksiribozun ribozdan farkı 2.karbon atomunda OH yerine H taşıyor olmasıdır.Riboz şeker,RNA’nın yapısına katılırken, deoksiriboz şeker DNA molekülünde bulunur.
    Azotlu organik bazlar : Azot ve karbon atomlarının halka şeklinde birleşmesiyle meydana gelir.Bu bazlar pürin ve pirimidin diye ikiye ayrılır. Pürinler çift halkalı olup adenin(A) ve guanin(G) olmak üzere iki çeşidi vardır. Hem RNA’da hem de DNA’da bulunurlar.Pirimidinler ise tek halkalı olup sitozin(C), timin(T) ve urasil(U) olmak üzere üç çeşitdir.DNA’da adenin, guanin , sitozin, timin bazları bulunurken ; RNA’da ise adenin, guanin, sitozin ve urasil bulunur.Timin DNA’ya ,Urasil RNA’ya özgüdür.
    Fosforik asit (H3PO4) : DNA ve RNA’da bulunan ortak molekülerdir.


    3.Nükleik asit çeşitleri :
    Bütün canlıların yapısında bulunan moleküller olup hücrenin kalıtım maddesidir.Canlılar aleminde DNA ve RNA olmak üzere iki çeşit nükleik asit bulunur.
    A.DNA’nın Yapısı İşlevleri Ve Kendini Eşlemesi
    Çok sayıda deoksiribonükleodit belirli bir düzende birleşirse DNA oluşur. DNA’da 4 çeşit nükleodit vardır.Watson ve Crick’in 1953’te yayınladıkları, DNA molekül modelinin varsayımlarının aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
    1.Molekül, birbirine dolanmış sarmal iki nükleotit dizisinden oluşur.
    2.Her nükleotit bir fosfat grubu , bir deoksiriboz ve bir azotlu organik bazdan oluşur.
    3.DNA’da baz ile şeker arasında glikozit bağ bulunur.Nükleotitler birbirine fosfodiester bağları ile bağlıdırlar.
    4.İki ipliğin ortasında basamaklar şeklinde organik baz çiftleri vardır. Adenin daima timinle, guanin de daima sitozinle aralarında zayof hiğdrojen bağı oluşturarak bağlanır.
    5.Adeninle timin arasında iki hidrojen bağı, sitozinle guanin arasında üç zayıf hidrojen bağı vardır.
    6.Molekülde toplam pürin miktarı toplam pirimidin miktarına (A+G=C+T); adenin timine (A=T), guanin miktarı ise sitozine (G=C) eşittir.
    7.Bir DNA’daki A+T/G+C oranı türlere özgüdür.







  3. Ziyaretçi
    Nükleik asitler insan, hayvan, bitki, mikroorganizma ve virüs gibi bütün canlılarda bulunan ve kalıtsal özelliklerin nesilden nesile taşınmasını sağlayan kimyevî bileşikler. Tabîattaki en uzun polimerler (zincirli moleküller) olan nükleik asitler, yapılarında fosforik asit, organik baz ve pentoz şekerleri ihtivâ ederler. Zayıf, kırılgan moleküllerdir. Bileşikler, 1871’de İsviçreli biyokimyâcı Friedrich Miescher tarafından keşfedilmiştir.

    İlk defâ hücre çekirdeğinde keşfedildiğinden dolayı, çekirdek asidi mânâsında “nükleik asit” adı verildi. Sonraki araştırmalar bu asitlerin hücrenin diğer bâzı kısımlarında da bulunabildiğini ortaya çıkardı.

    Nükleik asitler organizmanın bütün genetik bilgilerini depolar ve yeni nesillere aktarır. Ayrıca hücrenin üremesi, protein ve enzim sentezi gibi birçok temel hayat olaylarını da yönetirler. Dolayısıyla “yönetici moleküller” olarak da isimlendirilirler. Nükleik asitler, organizmanın hücre yönetimi ve kalıtsal özelliklerle ilgili bütün bilgilerini ihtivâ eden ve bunları vakti geldikçe kullanan bir çeşit “bilgisayar hâfıza”sıdır. Nükleik asitler, yapılarına göre; 1) DNA (Deoksiribonükleik asit), 2) RNA (Ribonükleik asit) olmak üzere iki gruba ayrılırlar. DNA’lar yapılarında “deoksiriboz” şekeri, RNA’lar ise “riboz” şekeri ihtivâ ederler. Bütün nükleik asitler, “nukleotid” denen birimlerden oluşurlar. Nükleotidler, nükleik asitlerin yapıtaşlarıdır. Baz, şeker ve fosfat birimlerinden oluşan kompleks moleküllerdir. Yapısında riboz şekeri taşıyanlara “ribonukleotid”, deoksiriboz şekeri taşıyanlara “deoksiribonukleotid” denir. Taşıdıkları bazlara göre de “adenin nukleotid”, “guanin nukleotid” gibi isimler alırlar. DNA deoksiribonukleotidlerden, RNA ribonukleotidlerden meydana gelir.

    Deoksiribonükleik asit (DNA), daha çok kromozomlarda bulunur. Ribonükleik asit (RNA), hem çekirdek hem de hücre sitoplazmasında yer alır. Her ikisi de dünyâdaki yaşayan bütün varlıklarda mevcuttur ve bu iki bileşik olmaksızın hücre bölünmesi olamaz. Memelilerin spermleri sâdece DNA ihtivâ eder. Virüslerde iki nükleik asitten birisi bulunur.

    Muhtevâ ve yapı: Nükleik asitler, binlerce mononükleotidden (birimden) meydana gelmiş zincirlerdir. Her birim parça, azotlu bir kökün bir şekere (DNA’da deoksiriboz, RNA’da riboz) ve bir fosfata bağlanmasıyla meydana gelir.

    Her birim, 35 atomdan husûle gelir; birbirleriyle köprülerle birleşerek polinükleotidleri yaparlar. Burada azotlu baz değişim gösterir. Diğer kısım (-şeker-fosfat-şeker) monoton bir şekilde uzayıp gider. Azotlu dört ana baz vardır. Bu bazlar, Adenin, Guanin, Sitozin ve Urasil’dir. RNA’da Urasil, DNA’da Urasil yerine Timin (T) bulunur. A ve G, “purin bazlar” olarak bilinir ve “pirimidinler” diye anılan S, U ve T’den daha büyük moleküllerdir. Nükleik asit iplikleri o kadar küçüktür ki, ancak ileri derecede yüksek büyütmeleri olan optik dışı mikroskoplar ve elektron mikroskopları tarafından görüntülenirler (fotoğraflandırılabilirler).



    Nukleotid parçaları taşıdıkları bazlara göre kodlanmış vaziyette hücrenin ırsî özelliklerini belirtirler. 1960’larda açıklamalı biyokimyâsal araştırmalar sonunda bu şifre çözülerek arka arkaya gelen üç nukleotidlik bir parçanın özel bir amino asit şifresini temsil ettiği keşfedildi.

    Küçük virüslerin nükleik asitleri hemen hemen 6000 mononükleotid ihtivâ eder ve insan hücrelerindeki DNA kabaca 20.000 civârında mononükleotid ihtivâ eder. Bir virüs sâdece bir DNA molekülüne sâhipken insan hücrelerinin herbirinde 800.000 civârında DNA molekülü vardır. Sperm ve yumurta hücresinin herbirinde bu sayı yarı oranındadır. Fakat yumurta, sperm tarafından döllendikten sonra normal miktara ulaşır. Tabiî olarak insanda, bir virüse göre çok daha fazla sayıda genetik özellik vardır. Küçük bir nükleik asitte bile teorik olarak astronomik sayıda şifre düzenlenmesi mümkündür. Tek bir DNA molekülü, ciltler dolusu ansiklopediden daha fazla genetik veya biyolojik mâlumatı taşıyabilir. İnsan hücrelerindeki bütün DNA’lar ucuca getirildiğinde 16 milyar km uzunluğa erişirler.

    Genetik, devamlılığın sağlanması için döllenmeden sonraki hücre bölünmesi esnâsında veya mikroorganizmaların üremesi esnâsında, ebeveynden gelen DNA’nın kendinin kopyasını çıkarması gereklidir. Eğer meydana gelen kopya düzgün değilse, soya irsi olarak geçebilen bir mutasyona sebep olur ve kopya ederken meydana gelen bu yanlış, yeni bir mutasyon olana kadar gelecek nesillerde (kuşaklarda) devam eder. Uzun nükleotid dizisindeki ufak bir değişiklik, fark edilebilen bir mutanta (mutasyona uğramış birey) yol açabilir. Bu tip mutasyonların birikmesi sonucunda ırklarda bâzı değişiklikler meydana gelebilir. Radyasyon ve bilinen bâzı kimyevî maddeler nükleotid dizisinde değişikliklere yol açan mutasyonlara sebep olabilirler.

    1. DNA (Deoksiribonükleik asit): Hücre çekirdeğinin kromozomlarının yapısında bulunur. Hayat sırrını şifreler, karakterleri nesilden nesile aktarır. Protein ve enzim sentezi gibi temel hayatla ilgili olayları yönetir. Yapısında bulunan deoksiriboz (C5H10O4) şekerinden adını almıştır. DNA çift eksenlidir ve kendini eşleyebilir. Eksenlerinin nukleotid bazları karşılıklı olarak zayıf hidrojen bağlarıyla birbirine bağlıdır.

    DNA molekülünde bazların karşılıklı bağlanma kaidesi:

    DNA molekülünde A sayısı T sayısına, G sayısı da S sayısına eşittir.

    2. RNA (Ribonükleik asit): Yapısında riboz (C5H10O5) şekeri bulunur. Tek eksenlidir. DNA kalıpları üzerinde sentezlenir. Nükleotidlerinde A, U, S, G bazları bulunur.

    RNA çeşitleri ve protein sentezi:

    a) Mesaj RNA(mRNA)=Elçi RNA=Kalıp RNA: Protein sentezinde kalıp ödevini görür. Hücre çekirdeğindeki DNA modelinin bir ekseninin kopyası olarak sentezlenir. Sitoplazmaya geçerek protein sentezi için ribozoma yapışır. Adarda sıralanan nükleotidlerde her üç bazı bir şifre (mânâ) ifâde eder ve Kodon olarak adlandırılır. DNA’nın şifresi mRNA ya aktarılırken A ® U, G ® S, T ® A, S ® G olarak geçer.

    b) Taşıyıcı RNA (tRNA)= Transfer RNA: Sitoplazmada bulunan küçük RNA’lardır. Her tRNA üç nükleotidden oluşur ve şifresine göre 20 çeşit amino asitten birini taşır. Üçlü şifresine Antikodon denir.

    c) Ribozomal RNA(rRNA): Ribozomların yapısında bulunur. Ribozomlar, protein ve rRNA yapısındadırlar.

    Protein sentezi: Hücre çekirdeğinin DNA’sındaki genetik mâlumat, hücreleri ve cinsleri birbirinden ayıran özel enzim ve proteinlerin sentezini yönlendirir. Bu proteinlerin üretimi, ribozomlar olarak bilinen, özel sitoplazmik yapılarda vuku bulur. Ribozomlar, yapılarında kendilerine has nükleik asit (ribozomal nükleik asit) ve protein ihtivâ eden organellerdir.

    Protein sentezi, hücre çekirdeğindeki DNA’nın bir ekseninden mesaj RNA (mRNA)’nın sentezlenmesiyle başlar. mRNA’ya kalıplık ödevi gören DNA’nın eksenindeki şifre, mRNA’ya aktarılırken A ® U, G ® S, T ® A, S ® G olarak geçer. DNA’nın bir eksenindeki şifrenin mRNA’ya aktarılmasına transkripsiyon adı verilir. Sentezlenen mRNA, hücrenin delikli çekirdek zarından stoplazmaya geçerek bir ribozoma gidip yapışır. Her üç bazı bir mânâ (şifre) ifâde eder ve kodon adını alır. Karşı şifreler ise stoplazmada bulunan taşıyıcı RNA(tRNA)’larda bulunur. Her biri üç nükleotidden oluşan tRNA’ların üçlü şifrelerine de antikodon denir. Her tRNA bir amino asit taşır.

    Ribozom, kendine yapışan mRNA boyunca kaymağa başlar. Her kodonda (şifrede) bir miktar durur. Antikodonu kodon şifresine uyan taşıyıcı RNA (tRNA), mesaj RNA’nın karşısına geçerek kodon ve antikodonlar birleşerek şifre çözülür. tRNA, taşıdığı aminoasidi ribozoma bırakır. Her şifre çözümünde amino asitler, ribozomda ard arda bağlanarak protein sentezi yapılır. Kodon ve antikodon şifre çözümlerinde bazlar belli bir kâideye göre karşı karşıya gelmek zorundadır. A ´ U, G ´ S karşı karşıya gelecek şekilde ´tRNA’lar ve mRNA’nın karşısına dizilirler. RNA’lardaki bilgilerin protein sentezine çevrilmesine translasyon adı verilir.

    Hücrede 20 çeşit amino asit bilinmektedir. Her amino asit, belli bir tRNA tarafından taşındığına göre, sitoplazmada en az 20 çeşit tRNA bulunuyor demektir. Amino asitlerin bağlanma bağlarına “peptit bağı” denir. Her peptit bağında bir molekül su (H2O) açığa çıkar. (n) sayıda amino asit molekülünden meydana gelen bir protein molekülünün sentezinde (n-1) H2O açığa çıkar. İki amino asitten meydana gelen bileşiğe dipeptit, üç aminoasitten oluşan tripeptit, çok sayıda amino asitten oluşana polipeptit denir.

    1961’de birkaç fen adamı uygun ribozom, enzim, mRNA, tRNA, amino asit ve kimyevî enerji kaynağı karışımı kullanarak hücre dışında ilk protein sentezini gerçekleştirdiler.

    İnsanlarda görülen birçok irsî hastalık muhtemelen DNA’nın baz dizilişindeki küçük değişiklikler veya mRNA teşekkül ederken kopya etme hatâları yönünden meydana gelmektedir. Meselâ orak hücreli anemi, anormal bir hemoglobin protein tipile karakterizedir. Bu anormal hemoglobin, protein zincirinde tek bir amino asidin değişmesine yol açan tek bir gen hasarı sonucunda ortaya çıkar.







  4. Ziyaretçi
    süper olmuş elinize sağlık beyler

+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
nükleik asit çeşitleri,  nükleik asitlerin yapısı ve çeşitleri,  nükleik asitlerin yapısı,  nükleik asitlerin çeşitleri,  Nükleik asitlerin özellikleri
5 üzerinden 4.13 | Toplam : 8 kişi