+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Türklerin İslamiyet'i kabulü ile birlikte siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda ne tür değişiklikler meydana gelmiş olabilir ? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Türklerin İslamiyet'i kabulü ile birlikte siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda ne tür değişiklikler meydana gelmiş olabilir ?





  2. Sihem
    Özel Üye





    Cevap: Türklerin İslamiyet’le tanışması 8.yy.dan sonra olmuştur. Talas Savaşından sonra Müslümanlarla komşu olmuşlar ve bunun neticesinde boylar halinde İslamiyet’e geçmişlerdir. Türkler, İslamiyet’e geçince edebiyatlarında bir farklılaşma olmuştur. İçerik olarak artık İslami kelime ve kavramlar edebiyata konu olmaya başlamıştır. Allah, hak, peygamber gibi kavramlar eserlerinde kullanılmıştır. Aynı zamanda şekil olarak da değişim kendini göstermektedir. Dörtlükler yerini beyte, hece yerini aruz bırakmıştır. Divan edebiyatı diye bir edebi gelenek ortaya çıkmıştır.







  3. Ziyaretçi
    Türklerin İslamiyeti Kabulü ile Birlikte Siyasi,Sosyal ve Kültürel Değişiklikler


    Türkler tarihleri boyunca pek çok din ve inanış biçimini benimsemiştir.Ancak bu dinler içerisinde en çok Göktanrı ve İslamiyet yayılmıştır.Bir toplumun sahip olduğu dini;sanatını,geleceğini,giyim kuşamını,ahlak yapısını,zevklerini,dilini ve ortak amaçlarını etkilemektedir.Bu nedenle din değiştirmek oldukça zordur.8 yy. ile 12.yy arasında Türk toplumu tarihinin en köklü değişimini yaşamış,bu nedenle tarihçiler Türk tarihinin İslamiyet öncesi ve sonrası olarak 2 bölümde incelemişlerdir.

    Türk-Arap mücadeleleri Abbasiler döneminde şiddetini kaybetti.Çin ve Abbasi orduları arasında 751 yılında Talas savaşı Karluk Türklerinin Müslümanların yanında yer almasından dolayı Abbasilerin üstünlüğü ile sonuçlandı.Bu savaştan sonra Türk-Arap ilişkileri olumlu yönde gelişti.Bu olay Orta Asya’nın kaderini değiştirirken,Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinde de etkili oldu.Talas savaşında Çinlilere karşı Arapların yanında yer alan Karluklar 10.yy’dan itibaren kalabalık gruplar halinde İslamiyet’i kabul ettiler.
    TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABUL ETME NEDENLERİ
    Türkler 10.yy başlarından itibaren büyük kitleler halinde Müslüman olmaya başladılar.Bunda türklerin İslam öncesi inanışları ile İslamiyet arasında büyük benzerliklerin bulunması etkili olmuştur.
    TÜRKLERİ İSLAMİYETE GİRMEYE TEŞVİK EDEN FAKTÖRLER
    1-Türkler diğer dinlere karşı engin bir hoşgörüye sahipti.İslamiyet de bir hoşgörü diniydi.
    2-Eski Türk dini ile İslamiyet arasındaki benzerlik:
    a-Tek tanrı inancı b-Ahiret inancı c-Hac ve kurban ibadetlerine benzer ibadetlerin varlığı
    3-Sosyolojik faktörler,aile kavramına verilen önem,namus,temizliğe verilen önem İslamiyet’teki cihat ve gaza anlayışı ile Türk-Cihan hakimiyeti düşüncesinin benzerlik göstermesi.
    4-Ekonomik ve sebepler,eski Türk toplumunda sosyal sınıflar yoktu.İslam dininde de böyle bir ayrımın yapılmaması,dolayısıyla her iki düşüncede de halkın refah ve mutluluğunun gözetilmesi vardır.
    5-Siyasi ve askeri tercih;8yy’da Türk-Çin rekabeti hızla devam etmekte,hatta hakimiyet yavaş yavaş Çinlilerin türklerin elindeki Maverünnehir’i de alarak egemenliği ele geçirmek istiyordu.Güneyde Arap yarımadasında ortaya çıkan İslam dinide büyük bir hızla yayılarak Çinlilerle rakip olabilecek konuma gelmiştir.751’de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük bir zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonra Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.
    TALAS SAVAŞININ ÖNEMİ VE SONUÇLARI
    1-Türk-Arap ilişkileri gelişti.Türklerin İslamiyet’e girişinde dönüm noktası oldu.
    2-Çin’in Orta Asya üzerindeki emelleri sona erdi.Saldırı konumundan savunma konumuna geçtiler.
    3-Orta Asya’nın Çinlileşmesi beklenirken Müslümanlılaşmasına sebep oldu.
    4-Yeni buluşlar ve teknik gelişmeler Çinlilerden Türklere,Türklerden Araplara geçmiş ve batıdaki gelişmelere zemin hazırlamıştır.
    5-Doğu ticaret yollarının denetimi Müslümanlara geçti.
    6-Karluklar 766’da bağımsız devlet kurdular.
    TÜRKLERİN İSLAMİYETE HİZMETLERİ
    Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri dünya tarihinin önemli olaylarından birisidir.Çünkü Türkler İslamiyet’in korunup,geniş alanlara yayılmasında İslam kültür ve medeniyetinin gelişmesinde önemli rol üstlendiler.Türkler özellikle Abbasilerden itibaren halifelik orduları içinde yer aldılar.Bizans sınıfındaki Antep,Urfa,Tarsus gibi şehirlere yerleştirilmeleri ile İslam devletini Bizans tehlikesine karşı korudular.Türklerin yerleştirildiği bu sınır şehirlerine avasım adı verilirdi.Türkler için Bağdat yakınlarında askeri bir şehir olan Samarra kenti kurulmuştur.Türkler zaman zaman Abbasilere karşı isyan ederek yönetimde bulundukları topraklarda kendi devletlerini kurdular.(Tolunoğuları,İhşitler)Oğuzların İslamiyeti kabul etmelerinden sonra Büyük selçuklu devleti kuruldu.Bu devletin güçlü bir İslam devleti haline gelmesi ile Türkler İslam dünyasının siyasi liderliğini ele geçirdiler.Müslüman Türk hükümdarlar,Abbasi halifelerini korudular.Tuğrul bey,Abbasi halifesini Şii Büveyhoğulları baskısından kurtardı.Abbasi halifesi bu yardımlarından dolayı Tuğrul beye doğunun ve batının sultanı ünvanını verdi.Bu durum,Türklerin İslam Dünyasında ulaştığı gücü en güzel şekilde açıklamaktadır.

    İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK

    A. DEVLET YÖNETİMİ:

    İlk Türk İslam devletleri (Karahanlılar hariç) devlet yönetimi alanında Abbasilerden etkilenmişlerdir. Bu dönemde de Orta Asya Trük devletlerinde olduğu gibi hükümdarlık babadan oğla geçmektedir. (Memlükler hariç) Ama bunun yanında hükümdarlıklarının halife tarafından onaylanması gerekmektedir. (Buna menşur denirdi.)

    Tolunoğulları ve Ihşidiler:

    Abbasilerden büyük ölçüde etkilenmişlerdir. Bu iki devlette “naiplik” ve “haciplik” görevleri bulunmaktaydı. Ayrıca Akşitler de vezirlik önemli bir yere sahipken Tolunoğulları’nda bu kurum bulunmamaktaydı.

    Naip: Hükümdar küçük yaşta olduğunda veya savaşa gittiğinde ona vekâlet eden görevli.

    Hacip: Hükümdar ile halkın ve devlet adamlarının görüşmelerini ayarlayan devlet görevlisi.

    Karahanlılar:

    Karahanlı Devleti ilk Türk-İslam devleti olduğundan Abbasi devlet yönetiminden pek etkilenmemiştir. Hükümdarları “han, hakan, kadir, ilig, kara” unvanları kullanmışlardır.

    Devlet “ikili devlet teşkilatı” ile yönetilmiştir. Doğuyu yöneten gerçek hükümdara “Arslan Kara Han” denirken batıyı yöneten küçük hükümdara “Buğra Kara Han” denilmiştir.

    Gazneliler:

    Hükümdarları “sultan” unvanını kullanırdı. (Sultan Mahmut) Sultan devlet yönetiminde mutlak hâkimdi.

    Memlükler:
    Hükümdarlık babadan oğla geçmez, başarılı komutanlar arasından seçimle belirlenirdi. Bu durum bazen devletin çok güçlü olmasına bazense komutanlar arasında taht kavgalarına ve devletin zayıflamasına sebep olurdu.

    B.S.D.:

    Eski Türk anlayışını büyük ölçüde yerini korurken İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra Abbasiler, Gazneliler ve Karahanlılar’ın etkisinde kalmışlardır. Hükümdarlar ise önceleri yabgu, bey, Tuğrul Bey’in 1055 Bağdat Zaferinden sonra ise “Sultan” unvanını kullanmaya başlamışlardır.

    Hükümdar devleti akrabaları arasında bölüştürür ve onlardan kendisine biat etmelerini isterdi. (Konfederasyon gibi)

    Sultanın çocuklarına “melik” denirdi. Melikler küçük yaşlarda illere vali olarak gönderilir yanlarında gönderilen tecrübeli devlet adamlarına ise “atabeg” denirdi. (Osmanlı’daki karşılığı “lala”) Atabeylik sistemi sayesinde melikler devlet tecrübesi kazanıyordu. Ama devletin merkezi otoritesi zayıfladığında ise atabeyler veya melikler bağımsız olmak için isyan ediyorlardı. Bu durumda da devlet güç kaybediyordu.







  4. Ziyaretçi
    İlk Türk İslam Devletlerinde Divanlar:

    a) Divan-ı Saltanat: Bütün devlet işlerinin görüşüldüğü büyük divan
    b) Divan-ı İstifa: Devletin mali işleri görüşülürdü. (Başkanı müstevfi)
    c) Divan-ı Tuğra: Devletin iç ve dış yazışmalarının yürütüldüğü divandır. (Başkanı Tuğrai)
    d) Divan-ı İşraf: Devletin teftiş işlerine bakardı. (Başkanı müşrif)
    e) Divan-ı Arz: Askerlik işlerine bakan divandır. (Başkanı Ariz)

    ORDU
    Türk-İslâm devletlerinde ordu, devletin esasını oluşturmaktaydı.

    Karahanlılar'da

    Ordunun çekirdeğini Karluk ve Çiğil Türkleri oluşturmaktaydı. Ordu; saray muhafızları, hassa ordusu ve eyalet askerlerinden oluşmaktaydı.

    Harzemşahlar’da
    Ordunun esas dayandığı kuvvet Türkmen (Oğuz) ve Kanglı-Kıpçak boylan idi. Büyük Selçuklu Devletini örnek alarak oluşturdukları ordunun bölümleri: İkta askerleri, hassa ordusu ve eyalet askerleri

    Tolunoğulları, İhşîdiler, Eyyûbîler ve Memlûklular da

    Mısır'da kurulan Tolunoğulları, İhşîdiler, Eyyûbîler ve Memlûklular da gücünü Türk askerî teşkilâtından almıştır. Mısır'da ordunun özellikle Kıpçak Türklerinden oluşmasına çok dikkat edilmiştir. Onlar için Nil nehrindeki bir adada ayrı bir yer tahsis edilmiştir. Nitekim Memlûk Devleti bu ordu tarafından kurulmuştur.

    Gaznelilerde

    Diğer Türk ordularından farklı olarak filler, paralı askerler bulunurdu. Ülke sınırları çok geniş olduğundan diğer uluslardan askerde alınırdı.

    Büyük Selçuklu ordusu:

    1. Merkez Ordusu;

    § Gulaman-ı Saray: Çocuk yaşta iken çeşitli kavimlerden seçilerek yetiştirilen, doğrudan sultana bağlı askerlerdir. Sayıları 4 bin civarındaydı. Maaşlı olan bu ordu, Osmanlılardaki Kapıkulu askerlerini andırır.

    § Hassa Ordusu: Sultana bağlı özel kuvvetler

    2. Eyalet Askerleri: Eyalet askerleri iki bölümden oluşur:

    § Meliklerin, askerî valilerin ve diğer idarecilerin emrindeki özel ordu.

    § Sipahiyân (Atlı Askerler): Kendilerine iktâ olarak ayrılmış yerlerde yaşayan sipahiler ordunun temelini oluşturuyorlardı. Gelirleri karşılığında asker besleyip, savaş zamanında onlarla beraber sefere katılırlardı.

    3. Türkmenler: Sınır boylarında (uç) yaşayan kalabalık Türkmenler, reislerinin kumandasında sürekli fetihler yapar, sınırlan muhafaza ederlerdi.

    4. Yardımcı Kuvvetler: Selçuklu devletine bağlı Arap, Gürcü, Ermeni gibi hükümetler, sultanın istemesi hâlinde sefere askerleriyle katılmak zorundaydı.

    HUKUK

    İslamiyet’in kabulü ile birlikte İslam dinine ait kurallar türklerin hukuk sistemine girerken, İslami esaslara ters düşmemek şartıyla eski Türk töresi de devam ettirilmiştir. Türk-İslam devletlerinde hukuk; Şer’i ve Örfi hukuk olarak ikiye ayrılıyordu.

    Şer’i Hukuk: Halk arasında olan davalar, İslâm kurallarına göre çalışan şer’i mahkemelerde kadılar tarafından çözülürdü. Kadılar, Selçuklular döneminde Bağdat'ta bulunan Kâdı’ül - Kudât'a yani baş kadıya bağlıydılar. Merkezde bulunan baş kadının yanı sıra vilayetlerde de kadılar görevlendirilmiştir. Kadılar halk arasında din ile ilgili davalara, ölüm, miras, boşanma, hayır işleri nafaka ve noterlik gibi işlere bakarlardı. Orduya mensup kişilerin davasına ise "kadıaskerler" bakardı.

    Örf î Yargı: Düzeni bozanların, kanunlara uymayanların davaları ile ilgili idi. Ayrıca vergilere, askeri teşkilata, ticari hayata ait davalara bakıyordu. Örfi davalara bakan görevliye “emir-i dad” denirdi.

    İlk Türk İslam devletlerinde Sultanın başkanlık ettiği haftanın belli günlerinde halkın şikâyetlerinin dinlendiği en üst mahkemeye “divan-ı mezalim” denirdi.


    SOSYAL VE EKONOMİK HAYAT

    Mısır’da kurulan devletlerde yönetici kadro ve orduda Türkler çoğunlukta iken, halk arasında Arap ve Berberiler, çoğunlukta olmuştur. Karahanlılar, yönetici, ordu ve halk olarak Türk idi. Gazneliler ve B.Selçuklular ise farklı unsurlardan oluşuyordu.


    İslâmiyeti kabul eden Türkler böylece yeni bir döneme girmişlerdi. Şüphesiz bu yeni dönem sosyal hayatta da bazı değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Ancak, yeni şartlara uyum sağlayan Türkler eski yaşantılarını, millî benliklerini de korumuşlardır.

    İslâmiyeti kabul ettikten sonra konar-göçer Türk boylan arasında yerleşik hayata geçişin hızlandığı görülmektedir. Köylere yerleşenler, tarım ve hayvancılıkla uğraşırken; şehirlere yerleşenler esnaflığa, sanata ve ticarete atılmışlardır.

    İlk Türk İslam devletlerinde esnaf ve zanaatkârların aralarında dayanışma sağlamak amacıyla kurdukları dini karakterli örgüte “Ahilik” denirdi. (Osmanlı’ daki karşılığı lonca)

    Ahilik Teşkilatının Faydaları:

    1. Üyeler arasında dayanışma sağlanır.

    2. Fiyatlar kontrol altında tutulur. Rekabet engellenir.

    3. Mesleğe eleman yetiştirilir.

    4. Kalite kontrol sağlanır.

    5. Bazı hallerde yaşanılan şehrin güvenliği sağlanır. (Hatta devlet dahi kurmuşlardır.

    NOT: Örgüte Müslüman olmayanlar alınmayarak Müslümanların bölge ekonomisinde etkin olması sağlanır.


    Konar-göçerlere hayvanlarını otlatacakları yaylak ve kışlakları temin etmek, güvenliklerini sağlamak da devletin başlıca görevi idi.

    Türk-İslâm devletlerinde iktisadî yapının özü ziraata dayanmaktaydı. Tarımın gelişmesi için Tolunoğlu Ahmet, Gazneli Mahmut gibi Türk Hükümdarları sulama kanalları yaptırdılar. Ancak, ticarî hayat da oldukça canlıydı. Uzakdoğu'dan Avrupa'ya uzanan ticaret yolları üzerinde bulunan Türk-İslâm devletleri, ticaret kervanlarını kontrol etmekteydi.

    Karahanlılar ve Gazneliler İpek Yolu ile Baharat Yolu'nu kontrollerinde tutuyorlardı. Madenî eşyalar, ipekli-yünlü dokumalar ve tarım ürünlerinin ticareti yapılıyordu. Bu sebeple Kaşgar, Buhara, Semerkant gibi şehirler ticaret merkezi hâline gelmişlerdi.

    Tolunoğulları ve Ihşidiler verimli Mısır topraklarında bir taraftan ziraat yaparlarken, diğer yandan Doğu-Batı ticaretinin de buradan geçmesini sağlayacak tedbirleri alıyorlardı. Nitekim Memlûklular zamanında Mısır ve Suriye büyük bir ticarî merkez hâline geldi. Kahire, İskenderiye, Şam, Halep gibi bölge şehirlerinin yıldızı parladı. Halkın refah düzeyi gittikçe yükseldi. Selçuklu çağında devlet daha da zenginleşmiştir. Sultan Alp Arslan, Melikşah, San-car ve hatta Kirman hâkimi Kavurd, adlarına altın para bastırıyorlardı.

    Büyük Selçuklularda Toprak Çeşitleri:

    1- Has Topraklar: Vergi gelirleri sultana ve hanedan üyelerine bırakılan topraklardır.

    2- İkta Topraklar: Geliri hizmet ve maaş karşılığı olarak komutanlara, askerlere ve devlet adamlarına verilen topraklardır. Köylülerin ziraat yaptıkları iktalar, vergilerini ödedikleri müddetçe ellerinde kalırdı. İkta sahibi fazla vergi isteyemezdi.

    İktaların faydaları şunlardır:

    a) Toprak gelirleriyle memur maaşları karşılanmış ve iktalarda savaşa hazır askerler (Sipahiler) yetiştirilir.

    b) Üretim kontrol altına alınarak artış sağlanır.

    c) Taşrada devlet otoritesi sağlanır.

    d) Vergi toplamak kolaylaşır.

    e) Göçebe Türkmenlerin yerleşik hayata geçmesi sağlanır

    3- Mülk Topraklar: Kişilere ait olan topraklardır. Kişiler istediklerine satabilirler, miras bırakabilir ve satabilirdi. Müslüman olmayanların arazilerine “haraci” denmiştir.

    4- Vakıf Topraklar: Devlete ait toprakların veya mülk toprakların bir kısmının ilmi ve sosyal kurumların ihtiyaçları gibi hayır işleri için ayrılan topraklardır. sosyal ve İktisâdi hayatın canlı tutulması için hükümdarlar veya devletin ileri gelenleri pek çok vakıf kurmuşlardır. Vakfiyesi ele geçen ilk Türk vakfı Karahanlı Hükümdarı Tamgaç Buğra Han oğlu Ebu İshak İbrahim'e aittir (1060–1068). Bütün Türk-İslâm devletlerinde Kervansaray, han, hamam, cami, medrese, köprü, çeşme, hastane gibi pek çok sosyal tesis inşa edilmiş, bunların masrafları vakıflar tarafından karşılanmıştır.


    YAZI, DİL VE EDEBİYAT

    Karahanlılar’da

    Her alanda Türkçe kullanmışlardır. Bu dönemde yazılan eserler:

    § Kutadgu Bilig: Yusuf Has Hacip tarafından Türkçe yazılmıştır.

    Önemi: Türk-İslam tarihinin ilk yazılı eseri ve siyasetnamesidir.

    § Divan-ı Lugat’it Türk: Kaşgarlı Mahmut tarafından Türkçe yazılmıştır. Türkçenin Arapça’dan aşağı kalır bir dil olmadığını ispatlamak için yazılmıştır.

    Önemi: İlk Türkçe sözlüktür.

    § Atabetü'l-Hakâyık: Edip Ahmet Yükneki tarafından Türkçe yazılmıştır.

    § Divan-ı Hikmet: Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.

    Önemi: İlk Türk tasavvuf kitabıdır.

    Gaznelilerde

    Edebiyat dili Farsça, bilim dili Arapça, sarayda ve orduda Türkçe konuşulurdu. Bu durum Türkçenin gelişmesine engel olmuştur. Bu dönemde yazılan en önemli eser Firdevsi’nin yazdığı Şehname’dir.

    B.S.D’de

    Edebiyat dili Farsça, bilim dili Arapça, sarayda ve orduda Türkçe konuşulurdu. Bu durum Türkçenin gelişmesine engel olmuştur. Bu dönemde yazılan en önemli eser Nizam’ül Mülk’ün yazdığı Siyasetname’dir.

    BİLİM VE SANAT:

    Türk-İslâm bilim ve düşünce hayatının merkezi medreseler olmuştur. Daha önceleri dağınık şekilde ve bir sistemden yoksun olan eğitim sistemi ilk defa Karahanlılar’da programa bağlanmıştır. Yine ilk medreseleri inşa eden, ilk burslu öğrencilik sistemini uygulayan Karahanlılar olmuştur. Büyük Selçuklular ise Selçuklu veziri Nizam’ül Mülk tarafından Bağdat'ta kurulan "Nizamiye Medreseleri" (1066), öyle büyük bir üne sahip oldu ki, bu medreseler İslâm medreselerinin ilk örneği olarak kabul edilmişti. Hâlbuki Samanoğulları ve Gazneliler devrinde de medreselerin bulunduğu bilinmektedir. Ancak, Nizamiye Medreseleri dinî bilimler yanında müspet ilimlerin de okutulduğu ilk medreseler olmakla, modern üniversitelere öncülük etmiştir. Daha sonra ülkenin çeşitli şehirlerine kurulan Nizamiye Medreseleri de Bağdat'taki medreseyi örnek almıştır. Harzemşahlar, Atabeylikler ve Memlûklular gibi diğer Türk-İslâm devletlerinde de hükümdarlar sayılamayacak ölçüde medreseler kurmuşlardır. Meselâ, Zengîler zamanında sadece Musul'da 28 medrese bulunmaktaydı.

    Türk-İslâm devletlerinde bilime ve bilim adamlarına büyük önem verilmiştir. Abbasiler zamanında başlayan eski Yunan ve Helen medeniyetlerine ait eserler ve felsefe akımlarının çevirileri, Türk hâkimiyeti devresinde zirveye ulaşmış idi. İslâm medeniyetinin öncüleri durumunda olan Türk bilginler bütün dünya tarafından tanınmış ve eserleri yüzyıllarca bilime rehberlik etmiştir. Bu Türk bilginlerinin en ünlüleri Farabî, Birunî ve İbni Sina'dır.

    İbni Sina: Matematik, tıp, astronomi, botanik, felsefe… Vb. pek çok alanda çalışmıştır. Tıp alanında yazmış olduğu El Kanun Fi’t Tıp (Tıbbın Kanunu) adlı eser Avrupa’da 500 yıl boyunca temel ders kitabı olarak okutulmuştur. Hastalıkların sebeplerinin mikroplar olduğunu, küçük ve büyük kan dolaşımını bulmuştur. Avrupalılar tarafından kendisine Avicenna denilmiştir.

    Farabi: Mantık, matematik, fizik, astronomi, müzik, tıp ve psikoloji gibi pek çok bilim dalında çalışmıştır. Aristo mantığını çok net açıkladığından dolayı kendisine ikinci öğretmen manasında “Muallim-i Sani” denir. Avrupa’da Alfarabius adıyla tanınır.

    Felsefe dalında; El-Harezmî, Şehristânî ve tasavvufun öncülerinden Gazali, İbni Rüşt, Fahreddin Razı, geometri'de Abdurrezzak Türkî, trigonometri'nin kurucularından Abdullah el-Baranî ilk akla gelenlerdir.

    Selçuklu Sultanı Melikşah, İsfahan ve Bağdat'ta birer rasathane kurdurarak, İranlı ünlü matematikçi ve astronom Ömer Hayyam'ı buralarda görevlendirdi. Ömer Hayyam'ın da içinde bulunduğu bazı bilim adamları, Melikşah adına güneş yılına dayanan Celâli veya Takvim-i Melikşah adlarıyla anılan bir takvim hazırladılar.

    Sanat ve mimarlık alanlarında da Türk-İslâm devletleri zamanında büyük gelişme görülmektedir. Türk-İslâm kültürü ve sosyal hayatına uygun olarak gelişen mimarlığın en önemli örnekleri cami, medrese, kervansaray(ribat), imaret, darüşşifa (hastane) vb.dir. Genellikle büyük devlet adamları ve hükümdarlar tarafından yaptırılan bu eserlerin yaşatılması için zengin vakıf gelirleri bağlanmış idi.


    İlk Türk-İslâm mimarî örneği, Tolunoğlu Ahmet tarafından Kahire'de yaptırılan Toluniye Camisi'dir ve bu gün dahi varlığını korumaktadır Aynı hükümdar burada çeşme, hamam ve su bentleri, fakirlerin tedavi edildiği bir hastane yaptırmıştır.

    Karahanlı şehirleri Kaşgar, Balasagun, Buhara ile Gaznelilerin merkezi Gazne'de birçok dinî ve sosyal yapı bulunmaktaydı. Selçuklular ve Atabeylikler zamanında birçok şehir, mimarî eserlerle donatılmıştı. Özellikle Selçuklu ve Memlûklu eserleri daha ihtişamlı ve sanatkârane yapılardan oluşmaktaydı.

    Bu mimarî yapılarda, Türkler tarafından geliştirilen kubbe, kemer ve sütun biçimleri kullanılmıştır. Bu mimarî tarzın geliştirilmesinde eski Orta Asya yaşantısının ve çadır kültürünün etkileri görülür. Özellikle tekke, kümbet ve camilerde bu özellikler daha çok hissedilir. Sultan Baybars ve Kalavun'un yaptırdığı Memlûk camileri, Sultan Melikşah'ın inşa ettirdiği İsfahan'daki Cuma Camisi. Merv'deki Sultan Sancar Camisi ve İldenizoğulları'na ait Nahcıvan'daki türbe, Türk üslubunu yansıtan en iyi örneklerdendir.

    Yazı, cilt, çini, minyatür sanatları ile seramik, dokumacılık, taş ve maden işçiliği vb. alanlarda Türkler eşsiz örnekler vermişlerdir. İslâmî anlayışa uygun düşmemekle beraber heykel ve kabartma sanatını devam ettirmişlerdir. Örneğin, birçok yapıda hayvan figürleri kullanılmış, Sultan Tuğrul, bastırdığı madalyona kabartma resmini koydurmuştur.

    Müzik alanında da Türkler yenilikler getirmişlerdir. Farabî, müzik üzerine iki eser yazmış ve bunlar dünya müzik tarihine geçmiştir. Eserinde ses ve müziğin fizik temellerini inceleyerek, ses perdesinin özelliklerini ilk defa ortaya koymuştur. Saraylardaki nevbet (bando), Osmanlı askerî mehterine örnek olmuştur. Ayrıca bazı tarikatların yaptıkları dinî müzik ve rakslar, Türk tasavvuf musikisinin ve semaların özünü oluşturmuştur.

  5. Ziyaretçi
    Çok teşekkür ederim harika olmuş.Çok işime yaradı..)

  6. Ziyaretçi
    çok sağolun cidden süper olmuş okulda çok işime yaradı teşekürler

  7. Ziyaretçi
    gerçekten çok işime yaradı teşekkürler

  8. Ziyaretçi
    çok teşekkürler.

  9. Ziyaretçi
    cok güzel olmuş teşekkürler

  10. Ziyaretçi
    çok teşekkürler çok iyi oldu buuu

  11. Ziyaretçi





    çok teşekkür ederim emeğinize sağlık

  12. Ziyaretçi
    Gerçekten çok güzel olmuş teşekkürler

+ Yorum Gönder
islamiyetin kabulüyle türklerin sosyal siyasi ve kültürel hayatındaki değişimler,  islamiyetin kabulüyle türklerin siyasi sosyal ve kültürel hayatında meydana gelen değişiklikler,  türkler islamiyeti kabul ettikten sonra neler değişti,  islamiyetin kabulüyle türklerin siyasi sosyal ve kültürel hayatında meydana gelen değişim,  islamiyetin kabulü ile türk toplumunda görülen kültürel değişimler
5 üzerinden 3.96 | Toplam : 25 kişi