+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Farklı ülke çoçukların giyim beslenme ve oyun tarzı ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Farklı ülke çoçukların giyim beslenme ve oyun tarzı





  2. Galus
    Özel Üye





    Cevap: Şimdilik bu bilgileri derledik yeni bilgiler temin ettikçe konuya eklenecektir..




    Dünya çocukları nasıl oyunlar oynuyor?


    Çocuk oyunları doğdukları kültürlerden etkilenir. Bu yüzden her kültürde farklı oyunlar oynanır. National Geographic KIDS, 23 Nisan öncesinde dünya çocuklarının oyun tercihlerini araştırdı.


    Farklı ülke çoçukların giyim beslenme ve oyun tarzı-farkli-ulke-cocuklari.jpg



    İSTANBUL - Oyun oynamayı kim sevmez! Oyunlar hem eğlendirir hem de fiziksel yetenekleri ve zekayı geliştirir. Bu yüzden insanlar yüzyıllardır sayısız oyun yaratarak keyifli vakit geçirmiştir. Kültürel farklılıklar oyunlarda da kendini gösterir. Her ülke kendi oyunlarını yaratarak halk kültürünü ayakta tutmaya çalışır. Örneğin ülkemizde sosyal paylaşımı ve sağlıklı egzersizi geliştiren oyunlar tercih edilir. Önemli olan kazanmak değil, iyi vakit geçirmektir. Bazı kültürlerde ise oyunlar daha çekişmelidir. Heyecanlı bir aktivitenin sonunda mutlaka kazanan birileri olur.

    Türkiye’de oynanan geleneksel çocuk oyunları çoğunlukla türkülü, tekerlemeli, bilmeceli ve danslıdır. Aç kapıyı bezirganbaşı, yağ satarım bal satarım, köşe kapmaca, seksek, yakan top, çelikçomak, uzun eşek ve istop en sevilen oyunlar arasında yer alır.

    Diğer ülkelerde yaşayan çocuklar nasıl oyunlar oynar?

    BÜYÜK FENER OYUNU
    Japonya
    Japon çocukların en sevdiği oyunlardan biri, büyük fener adını taşır. Bu şaşırtmacalı oyunda oyuncular, çember oluşturacak şekilde yere oturur. Oyun, bir oyuncunun ellerini birbirine yaklaştırarak “Büyük fener” demesiyle başlar. Yanındaki oyuncu ellerini açarak “Küçük fener” der ve oyun bu şekilde devam eder. Hızlı oynandığında daha da eğlenceli hale gelen bu oyunda yanlış yaparak sırayı bozan oyundan çıkarılır.


    farkli ulke cocuklari1.jpg



    ZIPLAMAK SERBEST
    İngiltere
    Ladder jump adlı oyun İngiliz çocuklar arasında çok popülerdir. Üç ya da dörderli gruplara ayrılan çocukların her biri bir numara alır. Her takımın bir numaralı oyuncusu başlama çizgisine gelir ve iki ayağını birbirine bitiştirerek en uzak mesafeye sıçrar. Daha sonra iki numaralı oyuncu bir numaralı oyuncunun bıraktığı ayak izlerini başlangıç noktası alarak aynı şekilde sıçrar. Gruptaki herkes bir kere sıçradıktan sonra ayak izlerini başlangıç noktasından en uzağa taşıyan grup oyunu kazanır.








  3. Galus
    Özel Üye


    Farklı ülke çoçukların giyim beslenme ve oyun tarzı-farkli-ulke-cocuklari2.jpg

    PADAUNGLAR
    Zürafa Kızlar
    Karenni kabilesinin küçük bir üyesi olan Padaung halkı Myanmar’da yaşıyordu. Ancak ülkede meydana gelen siyasi karışıklıklar nedeniyle Tayland’ın kuzeyindeki dağlık bölgelere göç ettiler. O zamandan beri Tayland sınırında, mülteci kamplarında yaşam mücadelesi veriyorlar. Padaung kabilesinin kızları boyunlarını 5-6 yaşlarındayken takmaya başladıkları bronz halka kolyelerle uzatır. Halkalar takılmadan önce kızların boynuna merhemlerle masaj yapılır. Çocuk büyüdükçe halkalar da büyükleriyle değiştirilir. Aslında bu halkalar boynu uzatmaz, omuzları aşağı bastırarak vücudun şeklini bozar. Padaung kızlarının bunları takmasının bir nedeni var. Bazılarına göre ilk kolyeler kadınların köle ticareti yapanlara çirkin görünmesi için kullanılmış. Bazılarına göre de kadınlar bu kolyeleri kaplan ısırıklarından korunmak için takıyormuş. Nedeni ne olursa olsun, geleneklerine bağlı Padaung kızları bu halkaları takmaktan gurur duyuyor. Bir Padaung kadını hayatı boyunca ortalama 23 halka takar. Bu da yaklaşık 12 kilogram ağırlık demektir. Kadınlar uyumak için halkaları ve boynu destekleyen özel bir yastık kullanır. Farklı ülke çoçukların giyim beslenme ve oyun tarzı-farkli-ulke-cocuklari3.jpg


    KAYAPOLAR
    Amazon Çocukları
    Kayapo yerlileri Amazon Yağmur Ormanı’nın derinliklerinde, Brezilya’nın merkezindeki Xingu Nehri’nin yakınlarında yaşar. Kabilenin adı “maymun gibi” anlamına gelir. Bu ismin kaynağı, her yıl düzenlenen bir kutlama sırasında kabile erkeklerinin maymun maskeleriyle yaptığı danstır. Kayapolar hasırdan kulübelerde yaşar. Bu kulübelerdeki tek eşya, uyumak için kullandıkları hamaklardır. İlkel bir yaşam süren Kayapolar ulaşım için kanolardan faydalanır.
    Kayapo çocukları ormanda hayatta kalmayı erken yaşta öğrenir. Büyüklerinden kulübe inşa etmek, avlanmak, kano kullanmak, yaprak ve kök toplayarak ilaç yapmak gibi konularda eğitim alırlar. Okul nedir bilmedikleri için dünyayı pek tanımazlar. Ancak yakın dönemde bölgede kurulan bir okul, onlara okuma-yazma öğretmeye başladı. Kayapo çocukları çok yakında senin varlığından haberdar olabilir.

    ZULULAR
    Küçük Askerler
    Zulu, dünyanın en ünlü Afrika kabilesidir. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yaşayan Zulu halkı geleneklerine son derece bağlıdır. Geçimini tahıl yetiştiriciliği ve sığır sürülerinden sağlayan Zulular ekili alanlarını ve sürülerini çevrelerine inşa ettikleri barakalarıyla korumaya alırlar.
    Örgütlü bir askeri toplum olan Zulularda erkek çocuklar yaşlarına göre ordu birimleri içinde yükselir. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren tahta sopa ve kalkan kullanarak savaş becerilerini geliştirir. 15 yaşına geldiklerinde babaları onlara bir mızrak hediye eder. Zulu kızları ise su taşımak ve yemek hazırlamak gibi ev işlerinde annelerine yardım eder. Çocuklar için en büyük eğlence, ateş etrafında toplanıp aile büyüklerinin anlattığı hikayeleri dinlemektir.
    Zulu kültüründe müzik ve dansın özel bir yeri vardır. Savaşa hazırlık ya da kutlama gibi amaçlarla birçok tören düzenlenir. Bu törenlerde davullarla yapılan müzik eşliğinde av dansı, boğa dansı gibi farklı dans gösterileri yapılır.

    Dünya çocukları nasıl oyunlar oynuyor?
    farkli ulke cocuklari4.jpg

    SAMBURULAR
    Çalışan Çocuklar
    Samburu halkı, Kenya’nın kuzeyinde yaşayan yarı göçebe bir kabiledir. Yaşamları inek, koyun, keçi ve deveden oluşan sürülerine bağlıdır. Sürülerin bakımını kabilenin erkekleri üstlenir. Kadınların görevi ise kulübe inşa etmek, inek sağmak, su, yiyecek ve ateş için odun bulmaktır. Kabile içinde Samburu çocuklarının da önemli görevleri vardır. Erkekler küçük yaşlarda sığır ve koyunları otlatmayı, avlanmayı ve sürüleri korumayı, kızlar ise yemek yapmayı, su ve odun bulmayı öğrenir. Samburu kabilesinde cinsiyet ve yaşa bağlı sosyal sınıflar vardır. Kızlar ve erkekler yetişkinliğe kabul edilme sürecinden geçer. Bu geçiş döneminde yapılan tören ve kutlamalar çok önemlidir. Çocuklar yetişkinlerin sorumluluklarını öğrenir ve sünnet olur. Vakitlerinin çoğunu dışarıda oyun oynayarak geçiren erkekler plastik torba ve kumaşları iple sıkıca bağlayarak kendi toplarını kendileri yapar. Oyuncak yapmak içinse teneke ve boş kutulardan yararlanırlar. Samburu kızları ise şarkı söylemeyi ve dans etmeyi çok sever.

    ŞERPALAR
    Dağların Fatihleri
    Himalayalarda yaşayan Şerpalar için yürümek ve tırmanmak günlük yaşamın bir parçası. Şerpaların bir bölümü yolu dahi olmayan 4200 metre yükseklikteki dağ köylerinde yaşar. Bu köylerde iki katlı, taş evlerde barınan Şerpalar her yere yürüyerek gider ve her şeyi sırtlarında taşır. Bu yaşam tarzı dikkate alındığında, Everest’e tırmanan en genç insanın bir Şerpa olmasına şaşmamalı. (16 yaşındaki Temba Tsheri Şerpa, Everest’in zirvesine ulaşmış bir genç. ) Şerpalar için çocuklar çok önemlidir. Yeni doğan çocuklara isim vermek için özel törenler düzenlenir. Kızlar ev işlerini üstlenirken erkekler oyun oynamaya daha fazla vakit ayırır. Dağlık köylerde okul yoktur. Okula giden çocuklar aşağı köylere inmek için 4,5 kilometrelik yol kat eder.

    DOGONLAR
    Maskeli Gençler
    Mali’de yaşayan Dogon halkı geleneklerine bağlıdır. Köylerini çoğu zaman yüksekliği 150 metreyi aşan kayalıklara kuran bu insanlar, kayalara yalın ayakla ve sadece ip kullanarak tırmanabilir. Dogonlar doğadaki her şeyin bir ruhu olduğuna ve hayvanların onlara bereket getirdiğine inanır. Bu yüzden erkekler boyları neredeyse 4,5 metreye varan ve hayvan yüzlerini andıran maskeler takar. Şanslı Dogon çocukları okula gitse de çoğu ilkokuldan sonra eğitimini yarıda bırakır. Çünkü ailelerine yardım etmeleri gerekir. Dogon kızları ev işlerini, erkekler ise çobanlık yapmayı öğrenek büyür. Toprağın sürülmesine yardım eden Dogon çocuklarının tek eğlenceleri futbol oynamak ve maskelerini takıp sırıklar üzerinde geleneksel danslarını sergilemektir.









  4. Galus
    Özel Üye
    Farklı Ülkeler ve Okul Öncesi Eğitimde Farklılıklar


    Bugün bilindiği kadarıyla Batı dünyasında çocuk bakımı ve gelişimi programlarının ortaya çıkışı on sekizinci yüzyıl sanayi devrimine eşlik eden değişimlerde yatar.
    Sanayi öncesinin büyük ölçüde kırsal ve tarıma dayalı toplumlarında çocuklar, genellikle parçalanmamış ve geniş aileler içinde bulunurlardı. Bu kırsal kesimdeki çocukların sosyalleşmesi, topluluk değerlerinde genellikle fikir birliği bulunan, göreli olarak sınırlı ve değişmeyen bir dünyada gerçekleşiyordu.
    Kırsal ortam, çocuklara keşfedilecek mekânlar ve uyarıcı bir çevre sağlıyordu. Çocukların bakım sorumluluğu kesin bir şekilde kadınlara aitti ve kadınların işleri, bebeklerini emzirmelerine ve ilk yıllarında onlarla doğrudan ilgilenmelerine olanak sağlıyordu. Geniş aileler vardı ve daha büyük çocuklardan çocuk bakımında yardımcı olmaları bekleniyordu. Gerçekten de çocuklar yetişkinler dünyasına çok çabuk giriyorlardı ve bir anlamda bugün olduğu gibi ayrı bir “çocukluk” dönemleri yoktu. Tıpkı bizim ülkemizde de olduğu gibi kırsal kesimde oldukça zor koşullarda bir yaşam sürüyordu.


    Sanayileşme ve kentlere göç ile birlikte değerlerde, yaşam koşullarında, aile yapısında ve çalışma düzeninde değişiklikler meydana geldi. Yeni koşullar çalışan annelerin çocuklarının bakım ihtiyacını da beraberinde getirdi. Bu koşullar, aynı zamanda yeni annelik-babalık becerileri ve farklı bir sosyalleşmeyi gerektiriyordu. Eski çocuk bakım ve gelişim alışkanlıkları değişim ortamında yeterli değildi.
    Farklı düzeydeki çocuklar için farklı programlar geliştirildi ve televizyonun da yayılmasıyla dünya global bir köye dönüştü. 20. yüzyıl boyunca gerçekleşen iletişim devrimiyle bilgiler kırsal bölgelere dahi iletişim araçları sayesinde ulaştı.
    1980’li yıllarda üçüncü dünya ülkelerinin çoğunda hüküm süren ekonomik sorunlar, ne çeşit olursa olsun eğitim programlarının yaygınlaştırılmasına çok az olanak tanıyordu. Genelde kaçınılmaz hâle gelen ekonomik düzenlemeler, sağlık ve eğitim gibi sosyal sektörlerin aleyhine işledi. Çocukları yaşatmaya yönelik sağlık programlarının vurgulanması yüzünden erken çocukluk yıllarındaki psiko-sosyal gelişimle ilgilenen programlara büyük ölçekli destek yapılmadı.
    Bu engellere rağmen belirli ülkelerde çocuk bakımı programlarında ve okul öncesi eğitim sektöründe bir büyüme gözlenmiştir. Bazı ülkeler büyük ilerlemeler kaydetmişlerdir ve yaratıcı, bazen de yaygınlaşmış programlara sayısız örnek geliştirmişlerdir. Ancak dünya geneli düşünüldüğünde durum hâlâ yeterli olmaktan çok uzaktadır. Genel durum kanıtlara dayalı olarak şöyle görülmektedir.
    1- Çoğu ülkede erken çocukluk dönemi bakım ve gelişiminin belirgin ve örgütlü programlarla kapsanma durumu hâlâ göreli olarak düşüktür. Bu durum özellikle Sahra’nın güneyindeki ülkeler için geçerlidir.
    2- Birçok proje ve program, yaratıcı ve etkili olsa da “önemli bir biçimde yaygınlaştırılmamış pilot çalışma” veya “yaparak gösterme” faaliyetleri düzeyinde olmayı sürdürmektedir.
    3- Programların, özellikle daha fazla kamusallaşmış programların, dağılımı bir iyileşme gösterse de hala kentlerde uygulanması tercih edilmektedir.
    4- Çocuklara üç yaşından önce, özellikle bir ve üçüncü yaşlar arasında ulaşmak, bir savaşım olmaya devam etmektedir. Hem çocukların, hem de çalışan annelerin ihtiyaçlarını dikkate alan gündüz bakım evleri, hem yaygınlık hem de nitelik açısından çok düşük düzeyde kalmaya devam etmektedir.
    5- Anne-babalara destek ve eğitim sağlayan programlar özellikle erken gelişimin psiko-sosyal ögeleriyle ilgili olarak-bazı ülkelerde belirgin bir biçimde artmışsa da bazı ülkelerde nerdeyse hiç bulunmamaktadır. Ayrıca, bu programlarda bilgiyi yeniden oluşturmak ve genişletmek yerine empoze etme eğilimi hâkimdir.
    6- Birçok “gönüllü” program, ilk heyecan noktasını geçmiş ve programları başlatmak için son derece önemli olan gönüllü ruhu zayıflamıştır. Bu programlar, hala kamudan maddî destek görme hususunda hak sahibi olarak kabul edilmemektedir ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.
    7- Çoğu kez programların niteliği düşüktür ve dolayısıyla çocuklar üzerindeki etkileri de en düşük düzeydedir. Bazı başarılara ve artan bilince karşın hâlâ çocuğa bütünleşmiş ilgi ile çocuk gelişimi programlarındaki ögeleri bir araya getirmek, bir mücadele gerektirmektedir.
    Bu noktalar, alanın önemli ölçüde büyüdüğünü, ancak, hâlâ çok kırılgan bir yapıda olduğu ve hem kazanılanları korumak, hem de belli başlı boşlukları doldurmak için daha çok ilgiye muhtaç bulunduğu sonucunu açıklamaya yardımcı olabilir.
    Farklı Ülkelerde Okul Öncesi Eğitim
    Üçüncü dünya ülkelerinde çocuk bakım ve gelişiminin ayrıntılı ve kapsamlı bir tarifini yapmak olanaksızdır. Bunun en az iki temel nedeni bulunmaktadır. Birincisi, çocuk bakımının önemli bir bölümü o kadar örgün değildir ve herhangi bir istatistikte yer almaz. İkincisi ise, çocuk bakımı, sadece bakım ve gelişimle ilgili ulusal ve uluslar arası kuruluşların dikkatinden kaçmakla kalmaz, ayrıca, üretken bir faaliyet olarak ulusal ekonomik hesaplamalarda da görünmez. Daha örgütlü programlar arasında bile çeşitlilik o kadar fazladır ki hiçbir istatistik, alanı tam olarak aktaramaz.
    Alanı layıkıyla kapsamak için sadece işler halde olan merkezlerin sayısı hakkında bilgilerin değil, aynı zamanda ev ziyaretleri, anne-baba eğitim programları, kadınların gelir elde etme projeleri çerçevesindeki çocuk bakımı, toplumdaki bakım ve gelişim programları ve özürlü çocuklar için programlar hakkında bilgilerin de dahil edilmesi gerekir. Ayrıca, eğer gelişimde gerçekten bütüncül bir yaklaşım söz konusu ise, bütün sağlık ve beslenme, erken bakım ve eğitim programları da kapsanmalıdır. Topluluk, bölge ve ulus düzeyinde çalışan çeşitli kamu ve özel kuruluşların kalkınmanın farklı yönlerini vurgulayan programlardan sorumlu olduklarını düşünürsek bu iş gerçekten çok zor bir hâle gelir.
    Örneğin Brezilya’nın Sao Paulo Metropolitan alanında başlıca dört programı, federal hükümet, altı programı eyalet ve üç programı da belediye yürütmektedir. Bu on üç farklı kamu kuruluşunun her biri oldukça farklı modellerle çalışmaktadır. 0-6 yaş için “tam bir kreş”, 2-6 yaş için “tam bir anaokulu”, 5-6 yaş için “ana sınıfı” yine 2-6 yaş için tam bir anaokulunun daha az yaygın bir şekli olan “acil durum anaokulu” ve 0-6 yaşlar için “acil durum kreşleri” bulunmaktadır. Bunlara ek olarak “bebek parkları” ve özel işletmelerde örgütlenen ve 0-6 yaşlar için olan “çocuk bakımı merkezleri” vardır. Öğretmenler için ulusal bir müfredat yoktur. Öğretmenler okul öncesi uzmanlığı için bir yıllık ek eğitim alırlar.
    UNESCO’nun periyodik olarak yayınlanan eğitim istatistiklerinde okul öncesi eğitim ile ilgili bilgi bulunmaktadır. Ancak bu rakamlar her zaman örgün eğitimde olmayan programları kapsamamaktadır. Bu nedenle UNESCO rakamları sadece bir zemin sağlamakta veya erken çocukluk dönemi eğitim programlarının kapsamı hakkında asgarî bir fikir vermektedir.
    İstatistiklerin içerdiği programlar ülkeden ülkeye çok fazla farklılık gösterdiği için ülkeler arasında sağlıklı bir karşılaştırma yapmak imkânsızdır. Örneğin, Fas’ta okul öncesi Kur’an okulları, Kenya’da topluluk okulları ve Nijerya’da seçkinler için örgün anaokulları vardır.
    1979’da Uluslararası Çocuk Yılı ile başlayan gelişim 1989’da Birleşmiş Milletlerin Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalaması ile giderek hız kazanmıştır. Savaşı yaşayan Angola, İran ve Lübnan’da bir büyüme sağlanamamış, diğer birçok ülkede bu eğitim programlarına katılan çocukların sayısı gittikçe artmıştır. Örneğin Burkina Faso ve Dominik Cumhuriyeti’nde 5 kat, Umman’da 6 kat, Brezilya’da 2 kat, Tayland’da ise neredeyse 3 kat bir sıçrama görülmüştür. Endonezya, Çin ve Hindistan gibi en kalabalık ülkelerde oldukça düşük oranlarda okullaşmanın olduğu görülürken Bangladeş, Pakistan ve Nijerya’dan veri sağlanamamıştır.
    Bu istatistikler okula kaydolan çocuklar arasında kızların yüzdesinin % 45 veya daha yukarı olduğunu söylemektedir. Bu, okul öncesi programlarının olası bir eşitleyici etkisi olduğunu göstermektedir.
    Bunun yanı sıra üçüncü dünya ülkelerinde hâlen okullaşma oranının düşüklüğü ve birçok yerde kentler lehine bir yanlılık olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca bildirilen programların yarıdan fazlasının ücretli programlar olduğu da görülmektedir.
    Asya Kıtasında;
    Çin’de 3-6 yaşlar için okullaşma oranı 1988’de % 24’e,
    Sri Lanka’da 0-5 yaşlar için okullaşma oranı % 15’e,
    Filipinler’de 0-5 yaşlar için okullaşma oranı % 15’e,
    Filipinler’de 0-5 yaşlar için okullaşma oranı %24’e,
    Vietnam’da 0-3 yaşlar için okullaşma oranı % 30’a
    Vietnam’da 3-6 yaşlar için okullaşma oranı % 35’e ,
    Hindistan’da okullaşma oranı % 35’e,
    Laos’ta ise 4-6 yaşlar için okullaşma oranı % 4’e ulaşmıştır.
    Afrika Kıtasında;
    Kenya’da 3-5 yaşlar için okullaşma oranı % 20,
    Benin’de 3-5 yaşlar için okullaşma oranı % 1,
    Botswana’da 2,5-6 yaşlar için okullaşma oranı % 2,6 dır.
    Genel olarak Latin Amerika ve Asya ülkelerinin örgütlü programlar bakımından Afrika ülkelerine göre daha büyük ilerleme kaydettikleri görülmektedir. Bu sonuçlardan ayrıca erken çocukluk dönemi bakım ve gelişimine yeterli önceliği vermek veya önemli bir program veya programlar dizisi başlatmak için bir ülkenin zengin olması veya büyüyen bir ekonomiye sahip olması gerekmediği de açıkça görülmektedir.

    UNICEF ve UNESCO raporlarından hükûmetlerin, sivil toplum örgütleri ve uluslar arası kuruluşların bakım ve gelişimin örgütlenmesi ve desteklenmesine ne düzeyde yardımcı oldukları konusunda açık bir bilgi edinilememiştir. Anne-baba ve yetişkin eğitimi programlarına ilişkin de çok az bilgi bulunmaktadır. (Myers, 1996).


  5. Galus
    Özel Üye
    Farklı ülkelerin sağlıklı yemekleri ve beslenme alışkanlıkları

    Yetersiz ve dengesiz beslenme ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Kalp hastalığı, bazı kanser türleri ve şeker gibi birçok hastalık riskinin azaltılmasında, beslenmenin önemi inkar edilemez.



    Sağlıklı yaşam ve beslenme yazarı Amerikalı Harley Pasternak, son kitabında farklı ülkelerin sağlıklı yemeklerini anlatıyor.

    Sağlıklı yaşam ve beslenme yazarı Amerikalı Harley Pasternak, en düşük obezite oranları ile en uzun yaşam süresine göre seçtiği ülkelerde, insanların sağlıklı kalmayı nasıl başardıklarını araştırdı ve onların beslenme alışkanlıklarını yeni kitabında yazdı:

    Japonya/Obezite oranı: Yüzde 1,5; Ortalama ömür: 82 yıl

    Japon mutfağı lahana, brokoli, Çin lahanası ve karalâhana gibi turpgillere özgü sebzelere odaklanıyor. Japon diyetindeki proteinin temel kaynağı olan balık ve soya kalp dostudur. Japonlar yüzde 80 oranında doyunca yemeyi kesiyor.

    Singapur/Obezite oranı: Yüzde 1,8; Ortalama ömür: 82 yıl

    Gün boyunca beyaz pirinç yiyen Singapurlular, en sağlıklı diyetlerden birini uyguluyor. Karbonhidrat hammaddesi genellikle sebze ve balık porsiyonlarından geliyor. Eti idareli tüketiyorlar. Tatlıları tropikal meyve ya da az yağlı mango puding.

    Çin/Obezite oranı: Yüzde 1,8; Ortalama ömür: 73 yıl

    Yemeklerin üçte ikisi sebze, meyve, tam tahıllar ve fasulyeden oluşuyor. Bunlar arasında ise Çin lahanası gibi yapraklı yeşillikler; soya, sarımsak, zencefil ve daikon turpu gibi kök sebzeler var. Yemekleri daha çok kızgın yağda çabucak kavurarak, buharda ya da kaynatarak pişiriyorlar.

    İşveç/Obezite oranı: Yüzde 1,8; Ortalama ömür: 81 yıl

    Süt ürünleri, koyu renk ekmekler, çilekler ve balık bakımından zengin. Çavdar ekmeği lifle doluyken, çilekler ise antioksidan özelliğe sahip. Somon ve ringa balığı da kalp dostu. İsveçliler, kalorilerinin çoğunu yıl boyunca karda kayak ve diğer kış sporlarını yaparak yakarlar.

    Fransa/Obezite oranı: Yüzde 6,7; Ortalama ömür: 81 yıl

    Fransızlar düzenli olarak peynir ve çikolata gibi bol yağlı gıdalar tüketiyor. Ana yemek et olunca, sebzeler başrol oynuyor. Tereyağı kullanmaktan korkarken yemeklerini fırında, kızartarak, kavurarak yapıyor ve az yağlı yemek pişirme yöntemlerini kullanıyorlar.

    İtalya / Obezite oranı: Yüzde 13; Ortalama ömür: 80 yıl

    Geleneksel İtalyan mutfağında fasulyeler ve sebzeler bol bulunuyor. Hamur işi çok seviliyor, ancak sınırlı miktarlarda yeniliyor. İtalyanlar, yemeklerini zeytinyağı ile buharda, ızgarada, kaynatarak ve kaynar suya atarak hazırlıyorlar.

    Güney Kore / Obezite oranı: Yüzde 10; Ortalama ömür: 79 yıl

    Güney Koreliler, tofuya, erişteye, balığa ve kimçiye (lahanadan yapılan Kore'ye özgü turşu) önem veren az yağlı beslenmeden hoşlanıyorlar. Barbeküde biftek en sevilen ana yemek olmasına rağmen, Güney Koreliler, yılda sadece 7,2 kilogram biftek tüketiyorlar. Amerika'da bu oran ortalama 30 kilogram.

    İsrail / Obezite oranı: Yüzde 24; Ortalama ömür: 81 yıl

    İsrail mutfağı, kuru baklagiller, patlıcan ve zeytinyağını da kapsayan sağlıklı gıdalardan oluşuyor. Ayrıca, baharat, şifalı bitki ve çekirdekler; anti-inflamatuar özelliğe sahip olan zerdeçal, baharatlı yemeklerde sık kullanılıyor. Tabouli (maydanoz salatası) olarak bilinen salatada nane de kullanılıyor. Humus yapımında etkin olan tahin, kalsiyum, çinko ve folik asit bakımından zengin olan susam çekirdeğinden yapılıyor.

    Yunanistan / Obezite oranı: Yüzde 25 Ortalama ömür: 80 yıl

    Yunanlılar göründükleri gibi zayıf değil, yüzde 60'ından fazlası aşırı kilolu. Bu mutfakta doymamış yağlar, tam tahıllar, kuru baklagiller, sebzeler ve balığa ağırlık veriliyor. Et az tüketiliyor. En yaygın besinler omega-3 bakımından zengin olan sardalye, leblebi, arpa ile patlıcan ve biber gibi sebzelerdir.

+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
farklı ülke çoçukların giyim beslenme ve oyun tarzı,  ülkeler ve çocuk oyunları,  japon çocukların ğiyım beslenme oyun tarzları,  farklı ülkelerin giyim beslenme ve oyunları,  farkli ülkelerdeki çocuklarin beslenme giyim ve oyun tarzlari aynimidir
5 üzerinden 2.85 | Toplam : 26 kişi