+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Kuyumculukta kullanılan el aletlerinin görevleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Kuyumculukta kullanılan el aletlerinin görevleri





  2. Hasan
    Özel Üye





    Cevap: Kuyumculuk Terimleri

    -A-
    Açkı Tahtası;
    Sert şimşir ağacından yapılmış altın işlemeli kumaşların altınını parlatmak için işleme üzerine el ile sürülen küçük bir sabun kalıbı gibi olan alet,


    Ağartma:
    Gümüşü zaç yağında temizleyerek ak yapma, Zift üzerinde işlemesi tamamlanmış gümüş ısıtılarak ziftten kaldırılır, Eser üzerindeki zift bulaşığını temizlemek için de ateş yakılır, gümüş akkor durumuna geldikten sonra soğumağa bırakılır, sonra da zaç yağına daldırılır, Orada bir süre bekletilen gümüş çıkarılır ve suda yıkandıktan sonra talaşta kurutulur, Bu işlemler sonunda beyaz mat bir renk almış gümüşe ,ağarmış gümüş ve bu işleme de ağarma denir,


    Ajur:
    Delik işi, Kafes oyma Maden Oyma ,Akça: Osmanlılarda gümüş paraya verilen ad, Osmanlı devletinin 1327 yılından 1867 yılına değin kullandığı para birimi İlk Osmanlı akçası 1327 yılında Bursa’da Orhan Gazi (1324\1362) tarafından kestirilmiştir, Başlangıçta akça 900 ayar gümüşten 16 kırat 1 dirhem hesabıyla kesilmiştir, Genel anlamda akça, nakit para demektir,


    Akik:
    Hakik , kuvars cinsi çok sert ve güzel desenli bir taştır, Türklerce kutlu sayılır, Çeşitli renkleri vardır, Yemem akiği denileni en çok bilinen renklisi olup içi sarı benekli koyu kahve rengi olanıdır, Taşlar arasında gümüşle birlikte kullanılanı olmuştur ,zira gümüş ve akik birbirine çok yakışır, Değişik renklerde ve merkezleri bir olan kürelerden oluşan kalsedon katmanlarından oluşur, Bunlar silisli ve erimiş madeni maddeleri içeren suların aralıklı olarak kütle boşluklarında bıraktıkları silis ve öbür maddelerin çökeltilerinden ortaya çıkmaktadır, Özellikle püskürük kayaçların boşluklarında görünenleri akik bademleri,


    Altın:
    Asıl metal olarak bilinen altın kişi oğlunun en çok değer verdiği madendir, Tarih alanına çıktığı 5,000 yıl öncesinden bu yana değerini şimdi de korumaktadır, Yumuşak sarı renkli bu madeni tarihte ilk kez kullananların Sümerler olduğu sanılmaktadır, Simgesi Au ve atom sayısı 79’dur, İ,Ö, 700’lerde ilk para ,altını zenginlik olarak benimsetmiştir, Kral,şah,padişah vb, yöneticiler güçlerini sahip oldukları adına hazine denilen altın ve değerli eşyaların saklandığı binalarından almışlardır, Tabiatta saf olarak akar su yataklarında bulunur, Yine ocaklar içlerinde altın damarları bulundurdukları için işletilmişlerdir, Günümüzde ise altın, fizik ve kimya yöntemleriyle fenni bir biçimde filizlerinden elde edilmektedir, Bilindiği günden bu yana insanların özel ilgisini çekmiş olan altından yapılmış bilinen en eski altın eseri Firavun (Koca ev ,ehram ,dikilitaş) Tukankamon’un hazineleridir, Mısırlılarla aynı dönemde yaşamış olan Hititler’in Anadolu Alacahöyük’teki hazineleri ünlüdür, işleme kolaylığı ve güzelliği yüzünden altın, bütün madenlere üst gelmiş ve bilinen tüm tekniklere uygulanmış ve akla gelecek her alanda her çeşit sana eseri yapılmıştır. U yüzden kuyumculuk denildiğinde ilk akla gelen maden altın olur ve kuyum sözcüğü ile sanki bütünleşir. Kendi başına kullanılmasının yanı sıra ahşapta, mermerde kaplama ‘altın yaprak’, madende ‘tombak’, kağıtta ‘süsleme’ olarak da kullanılmıştır.


    Akkor:
    ışık saçacak duruma gelinceye değin ısıtılmış maden. Üzerinde çalışılan maden zamanla sertleştiğinde, akkor duruma gelinceye değin ısıtılır. Madenin bu durumuna aynı zamanda tavlama da denir. Ancak daha çok ısıtılırsa maden erir, dikkatli olmak gerekir.


    Alaşım:
    Bir madenin öbür bir madene katılması ile özellik ve görünüş bakımından başka bir madenin elde edilmesidir.Sözün gelişi bakıra çinko katılarak sarı pirinç, kalay katılarak tunç elde edilir. Ancak altına bakır yada gümüş katıldığında altının ayarı düşürülmüş olur. Tarihte adına tunç devri denilen ve iki yumuşak maden bakır ve kalayın birleşmesi ile elde edilen sert maden, tunç ile en büyük aşama kaydetmiştir. Elde edilen bu sert maden ile birçok nesneye biçim verilmiştir.


    Almes:
    Boncuk küpe.


    Altlık:
    Hasır örgüsü işlerin üzerinde dövülerek yassılaştırıldığı ağaçtan kalın levha.


    Arabesk:
    biri birine geçmiş yuvarlak ve helezonsu dal ve yaprakların oluşturduğu biçimlere Avrupalılarca verilen addır. Ancak yerinde kullanılmış bir değim değildir. Araplara özgü yada arap tarzı demek anlamındadır. İyi incelenmiş olsaydı Türk tarzı demek yerinde olurdu. Ayrıca Araplar, Farslar, Türkler bu adı kullanmaz. Türkler ise arabeske gırift bezeme derler. Bu sanatın kaynağı ise İslam öncesi olup Orta Asya’ dır. Daha sonraları eski mısır da, roma da, ve bizansta da kullanılmıştır. Sonradan İslam dinine giren Araplar, Farslar, Türkler arasında da büyük ilgi görmüş olan bu tarz, İslami bir üslup olarak tanınmıştır. Arabesk yerine İslam usulü denmesi daha doğru düşer.


    Amyant levha:
    Yanmaz yapma levha .Isıyı çok iletmediği için son dönemlerde gümüş ve altın gibi madenlerin tavlama ve kaynak işlerinde kullanılan altlık.


    Anahtar:
    İnci gerdanlık veya kolyelerin boyuna çıkarılıp takılması için yapılmış çeşitli biçimlerdeki birleştirici. Bir adı da klipstir. Ancak klipsler kimi durumlarda süslenip ğöğse getirilerek de kullanılır.

    Antika:Sanat değeri olan eski eşya. Ancak günümüzde eski olan herb nesneye antika denilmesi yanlıştır. Eskiler asar-ı atika derlerdi . Asar-ı atika aynı zamanda arkeolojik eserlere de verilen addır.

    Arma:Bir devlet ,bir şehir, bir firma ya da bir ailenin kendisine özgü ifadelerin bir araya getirilmesinden ortaya çıkmış biçimler . Bu biçimler madeni de içine alan bir çok nesneler üzerinde uygulanmıştır.

    Arnavut Zinciri:
    Gümüşten yapılan bir zincir çeşidi . Bir adı da geverseli zinciridir. Genellikle sanat kösteği olarak kullanılmıştır. Arnavut zinciri denilmesinin sebebi; Osmanlı döneminde Arnavut asıllıların bu zincire çok değer verip satın almalarından dolayıdır.


    Arpalı Zincir:
    Astar gümüşten arpa gözü biçiminde kesilip biri birine geçen halkaların üzerine kaynak yapılarak ortaya çıkarılan zincire denir.

    Asıl Metal:Altın ve gümüş madenleri için kullanılan bir deyim.

    Astar:
    Kalıp, külçe madenin levha durumuma getirilmiş biçimi,


    Avadanlık:
    her meslek erbabının , sanatkarın mesleklerini icra ederken kullandıkları alet ve edevatın genel adı.


    Ayak Çıkarma:
    dövücülükte maden kapların yere oturduğu kaide bölümünü hiçbir ekleme yapmadan madenin kendisinden dövülerek elde edilmesi.


    Ayar:
    Altın ve gümüş alaşımlarında altın ve gümüşün miktar ve oranını belirten bir deyimdir. Altının saflık ayarı 24 gümüşün saflık ayarı 1000’dir.


    Ayar Evi:
    Altın,gümüş,platin ve paladyum gibi madenlerin kimyalı yöntemlerle ayarının tespit edildiği yer.


    Ayıklama:
    Mıhlamada taşı tutacak geverseleri ortaya çıkarmak için zeminin oyularak temizlenmesi.


    Aykenar örs:
    dövücülükte tepsi kıyılarına ay biçimindeki çukurları yapmak için kalıp olarak kullanılan örsün adı .


    Aznavur işi:
    bir çarka bağlanan gümüş eşya kendi ekseni çevresinde döndürülürken madenin üzerinden çelik kalemle düz ya da zikzaklı birbirine eşit aralıklı çizgiler çizilmesiyle ortaya çıkan biçimler. Tekniğin adının yapan ustadan geldiği söylenmektedir.Bu teknikle özellikle fincan zarfları, sahan, kapakları,tas gibi küçük ölçekli eşyalar yapılmıştır.


    -B-


    Bakır:Esmer kırmızı renkte bir madendir. Tabiatta serbest bir madendir. Tabiatta serbest ve birleşikleriyle birlikte bulunur. İnsanlar tarafından kullanılan ilk maden bakırdır.

    Barok:
    Avrupa sanat akımlarının birinin adıdır. Avrupalılaşma hareketleriyle ülkemizde de benimsenmiş ve bu yöntemle mimarlıktan süs eşyasına değin birçok eser verilmiş olup bizden aldıkları unsurlarda da karma bir tavır ortaya çıktığından adına da Türk baroku denmiştir.


    Batman:
    Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü birimidir.


    Baskı ile biçim verme:Döküm ya da sıkıştırma yolu ile üretilmiş süs eşyalarının üzerlerinin süslenmesinde kullanılırdı.

    Bedesten:
    Değerli bezlerin, kumaşların satıldığı üstü kapalı çarşı. Sonraları satılan eşyaların cinslerine göre, cevahir bedesdeni, sandal bedesdeni, silah bedesdeni gibi adlar almışlardır. İstanbul kapalı çarşıdaki cevahir bedesdeni içinde çoğunlukla eski gümüş eserlerin satıldığı bir yerdir.


    Bediz:
    tezniyat ve süsleme anlamına gelen Türkçe bir sözcüktür.

    Bektaşi: buhurdan ,fincan zarfları ,sürahi,vazo gibi gümüşten yapılmış işler üzerine dilim dilim kanallar açarak yapılan süsleme. Dilim sayısı işn güzelliğine göre ayarlanmıştır.

    Belgi:eskiden dükkanların önlerine asılan madenden yapılmış ayırıcı alamet, nişan ya da marka.

    Bezeme:
    süsleme,dekore etme, dekoratif süslemecilik,


    Biçimlendirme:astar gümüşten tasarlanan biçimi döverek ya da sıvayarak yapma.

    Bilezik:
    kadınların kollarına ,bileklerini süslemek için taktıkları halka.


    Broş:ziynet iğnesi

    Buhurdan:
    içinde hoş kokulu ağaç kabuklarının ve bitki dallarının yakıldığı, üst kısmı delikli alt kısmı kapalı maden kap.


    Bıçkı:
    kıl testeresi,testere


    Boğaz naresi:
    dışa dönük ve yuvarlak ağızlı bir çekiç olup iç bükey alanlarda çalışılarak dış bükey tümseklikler elde etmekte kullanılır.


    Bolat:
    sertleşebilen çelik.


    Bolatlamak:
    demiri demirle kaynatmak.


    Boraks:kuyumcu tozu

    Bosna kalemi:
    adını Saraybosna’dan alır. Bakır ve gümüşten yapılmış mutfak eşyaları üzerine yapılan bir işleme çeşidi.çelik kalemlerle zemimde oyularak yapılan nakıştır. Çoğunlukla yaprak, ıbrik,servi gibi işlemeler kullanılır. Bu teknikle en çok ibrik, kapaklı sahanlar ve siniler yapılmıştır.


    Bozmacı:
    modası geçmiş kabul edilen mücevherleri satın alıp onları bozarak ,değerli taşlarını, altınını , gümüşünü ayırıp tartı ile hurda olarak esnaflara satanlara denir.


    Burma:
    Feshe dikilen altınlar.


    Burta:
    Altın kırıntısı,altın tozu ve altın parçacıkları.


    Bute:
    Badem çekirdeği biçiminde içi desenli biçimli halıdır. Türkistan`da bu biçimin adı kaliçe-i büteidir. Türkler badem ve selvi derler


    -C-


    Cendere:
    Tahta mengene dökümcülükte derileri yan yana getirdikten sonra, dağılmalarını önlemek için kullanılan iki üzün demir çubuklu, uçları yivli iki yanı ağaç plakalı Mengen.


    Cevahir Bedesteni:
    İstanbul bedestenlerinden “bedestan-ı atik”, 1453-1454 yılında Fatih tarafından yapılmıştır.günümüzde kapalıçarşı içinde bulunmaktadır.


    Ceviz levha:
    eskiden gümüşçü ustalarının her türlü kaynak işleri yaptıkları ceviz levha. Kesilen kütük yada levha ceviz ağacının önce yakılarak yağı giderilir, yağı giderilen levha ağırca bir demir altında dinlendirilir. Bu işlemlerden geçen ceviz levha altlık olarak kullanılırdı.


    CIMAR:bir altın kaplama tekniğidir. Elektrikli ayrıştırma yöntemi ile kaplama tekniğine,(yaldız) geçilmeden önce (civa ile kaplama yöntemi zehirleyici olduğundan) tercih edilen yoldu. Hazırlanış ve yapılış şekli şöyledir: 24 ayar altın silindir haddelerden geçirilerek olabilecek en ince kalınlığa getirilir. Bu şerit birkaç kez üst üstte katlanır ve yeniden silindere verilir. İnce defter yaprağı durumuna gelen altın yapraksilindirdeki yağından, temizlenmek için ataşe tutulduktan sonra zaç yağına atılır. Temizlenen altın ,makasla milimetrik karelere kesilir ve içinde kezzap (nitratlı asit) olan, adına balon denilen ateşe dayanıklı üst kısmı boru ağızlı olan cam atılır ve üzerine yeterince tuz ruhu eklenir. Bu karışım ölü ateş üzerinde tepkimeye geçer ve altın bu karışımda erir. Daha sonra bu karışım binlik şişeye aktarılır ve üzerine barut, kaya tuzu ve yeterince su eklenir. Böylece karışım tamamlanır. Öbür yandan kaplanacak cisim her türlü yağ ve pislikten arıtılmak için önce tavlanır , ardından zaç yağına atılır ve sonra da sarı tel fırça ile temizlenir ve yıkanır. Bu aşamadan sonra önceden hazırlanan altın eriği tas biçimindeki porselen kaba aktarılır ve kaplanacak nesne içine daldırılır. Kızıl altın elde edilmek istendiğinde karışım bir bakır çubukla 10 dakika karıştırılır. Böylece kaplama tamamlanır. 1950’lere değin Anadolu’da her yer elektriğe kavuşmadığı için bu yöntem yakın bir geçmişe değin kullanılmıştır.


    Cila:
    cila motora bağlanmış bir mil üzerine geçirilen ortası boşaltılmış ve yuvarlak biçimde kesilmiş bezin üzerine cila pastası sürüldükten sonra izin beze veya keçeye bastırılmasıyla ile yapılan parlatma işçiliğidir.

    -Ç-

    ÇAKMACILIK:
    Madenden çivi, levha ve tellerin , ağaç zemin veya çeşitli madenlerin üzerinde kanal ya da çukurlar açarak ortaya yerleştirme işidir. Bu uygulamada genellikle gümüş kullanılmış olup çoğunlukla baston, çerçeve, çubuk, kutu, sehpa gibi eşyalarda kullanılmıştır.


    ÇAPAK:
    dişi ve erkek olarak hazırlanan döküm kalıplarındandöküm esnasında boşluklardan sızan madenin adı.


    ÇARK:
    Yuvarlak biçimde bileği taşı gibi ilkel makine


    ÇARK-I FELEK:
    Çok kollu döner biçimde çizilmiş çiçek biçimi


    ÇEŞNİ-ÇEŞNE:
    Gümüşten ayar tespiti için alınan parça.


    ÇEVİRME KALEMİ:
    Desenlerin çevresindeki çizgileri belirtmek ve zeminle işlemeği birbirinden ayırmak için kullanılan biraz keskin ,biraz sivri , biraz da yassıca olan kaleme denir.


    ÇIRAK:
    Bir sanat ya da zanaatı öğrenmek için küçük yaşta usta yanına verilen çocuk.


    ÇİFT:Cımbıza benzeyen çok küçük ve değerli taş vb nesneleri zedelemeden tutmaya yarayan aletin adı .

    ÇİFT GÖZ:
    Tel ile yapılan bir işleme . tek parça iki yuvarlağın yan yana getirilmesinden ortaya çıkan biçim .


    ÇOKUBARI:
    Pota yapılan çamur, lüleci çamuru.


    ÇÖKERTME:
    Gümüş kakmacılıkta zemine çizilmiş desenin çevresindeki boşlukları çelik kalemler aracılığıyla vurarak indirmeğe çökertme denir.


    ÇÖRŞÜMEK-ÇÖRÜŞMEK:
    Altın veya gümüş levhanın kaynak yapılırken yada tavlama sırasında çok ısıtılması sonucu büzülmesi. Bir çok eser dikkat edilmediği için çok ısıtılmıştır ve çörşümüştür. Yeniden düzeltilmesi çok güçtür.


    Çukurlama:
    Dövücülükte astarın, yani gümüş levhanın kıyılarından başlayarak ortaya doğru döve döve çokor hacmi elde etmek.


    Çukurlama Demiri-Örsü:
    Dövücülükte astarı çokurlamak için kullanılan örsün adı.


    -D-


    DAMGA:
    Mührün Türkçesidir. Ancak mührün kağıt üzerine vurulan alamet olmasına karşılık damga maden üzerine vurulanıdır.


    DARA:
    değerli metallerin tartılırken kendileri dışında kalan kağıt, kap yada yabancı unsurların ilk tartıdan sonra toplam ağırlıktan düşürülmesine denir.


    DARPHANE:
    Madeni para basılan yer.


    DARPHANE EMİNİ:darphane amiri yada sorumlu müdürü .

    DELİK:
    Biçimlendirilmiş yada levha durumundaki maden üzerinden bir yandan öbür yüzü görünecek şekilde burgu, delgi ve kalem gibi aletlerle açılan boşluklara denir.


    DELİK İŞİ:Çelik kalemle gümüş üzerinde öncelikle gaye düşünülerek ,ancak güzellik göz ardı edilmeden yapılan zemini oyularak boşaltılmış eserlere denir.


    DENDAN:
    Yapılan her çeşit eserin kıyısına gelen girintili çıkıntılı askılar.


    DERECE:
    Dökümcülükte modelden asıl dökümü elde etmek için birbiri üzerine bir pim ile geçen dişili erkekli yüksek çerçeve.


    DERİN KALEM
    :Kalın astar yada dökümü yapılmış maden üzerinde keskin uçlu çelik kalemlerle zeminde derince kanallar açarak yapılan kalem işi.Daha çok Kafkas işi dediğimiz eserlerde derin kalem atılmıştır.


    DESEN:
    Süslemede kullanılan her türlü çizgi, biçim, bezeme, ve bütünlük.


    DEVE BOYNU:
    Dövücülükte kullanılan bir örs adıdır.


    DİBA:
    Gümüş yada altın sırma tellerle ipek karışık olarak dokunmuş bir ipek kumaş çeşididir.kaynağı orta Asya’dır.Daha sonra oradan Avrupa’ya yayılmıştır.


    DİLLİDEMİR:
    Kemer tokası, toka.


    DİRHEM:
    Arap para sisteminde gümüş sikke yerinde kullanılmıştır.


    DİVARE:
    Yastık aynalarının ayna yüzü ile arka yüzü arasındaki ayna kıyısının geldiği ve aynayı kıyı olarak dolanan 1 cm enindeki astara denir.


    DOLAMA DAL:Süslemelerde kullanılan birbirine dolanmış, sarılmış dallar ve yapraklar için söylenmiş bir değimdir.

    DÖKÜM:
    Birçok süs eşyalarının hazırlanmasında çok eskiden beri uygulana gelen bir üretim yöntemidir.


    DÖKÜM KANALI:
    Sıvı durumdaki madenin kalıba yürümesi için kumda açılan yola denir.


    DUDAK:
    İçinde sıvı bulunan kaplarda, kabın, içindeki suyu dışarıya aktarmaya yarayan dışa doğru kıvrık ağza denir.


    DUDEY:
    Telkaride kullanılan helezonsu çizgileri bulunan arpa biçiminde bir desenin adı.


    -E-

    EBCED:
    Arap a,b,c’sinin sayı karşılıklarıdır.Her harfin bir sayı karşılığı vardır.


    ECNEBİ KURUŞU:
    Osmanlılarda riyal yerine kullanılan bir değimdir. 1650-1656 yıllarında iki yabancı gümüş kuruşu bir altın karşılığı idi.


    EGDİ:
    Kılıç kını ve benzeri nesneleri oynakta kullanılan ucu eğri bıçak.


    EGİŞ:
    Potoda maden eritilirken üzerinde ayrışan pislik, yabancı madde.


    EKME SAVAT:
    Savat sanatında çalışılan iş üzerine açılan kanallara toz durumuna getirilmiş savat baş ve gösterme parmakları arasından tuz eker gibi ekilmesine denir. Üzerisine savat ekilen gümüş Alevileşmiş, olgun kor durumundaki mangal ateşine tutulur ve bu işlemle toz savat eriyerek kalem boşluğunu doldurur. Daha sonra tesviyesi ve cilası yapılan eser tamamlanmış olur.Savatlamada ikinci yol sürme savat yoludur.


    ELMAS:Saf kömürdür regüler düzeneğinde kristallenir. Sertliği 10, özgül ağırlığı 3.52’dir. Bütün minerallerden serttir ve onları çizer. Renksiz, saydam, sarı, külrengi, kırmızı, mavi ve kara renklerde bulunur. 770 derecede kül bırakmadan yanar ağırlık ölçüsü kırat’tır.

    ELALMAK, ELVERMEK:
    Ustasının yanında iyice yetişmiş bir kalfaya, ustasınca “yetişkin oğul” demektir.el almak eskiden çeşitli tarikat ve mesleklerde bir gelenek idi.


    ELEK:
    İncilerin kalınlıklarını belirlemek için büyük delikliden küçüğe yukarıdan aşağıya doğru elekler dizilir ve elenirdi. En üstte kalanı ise kalbur üstü denirdi.


    ELİKIRILMAK:
    Eli sanata alışmak. Usta çırağa alkış(iyi dilek) sözü olarak elin kırılsın derdi.


    ESNAF ŞEYHİ:
    Esnafın büyüğü yerine kullanılan bir adtır. Şeyh’ler, esnafın yakınmaları ile ve devletin esnaf arasındaki işlerle, teşkilatın meseleleriyle ilgilenirlerdi.


    EVANİ:
    Altın, gümüş, bakır, pirinç gibi madenlerden yapılmış ibrikler, kahve takımları, leğenler, sofra takımları ve benzeri hakkında kullanılan bir deyim.


    -F-

    FINDIK ALTINI:
    Üçüncü Ahmet Han (1703-1730) döneminde kesilen bir altın paranın adıdır. Bu para 23 ayar olup ağırlığı 1 dirhem yada 5 buğday 3,3475 gr’dır.


    FİRADE:
    Osmanlı darphane ıslahatlarındandır. Altında 916 2/3 gümüşte 830 olan nizami ayarı ifade eder.


    FİL DİŞİ:
    Altın ve gümüşten sonra en çok sanat eseri yapılan malzemedir. Yalnız kullanıldığı gibi birçok değerli maden ile de kullanılmıştır.


    FİRE:
    Bir sanat eseri tamamlanırken ortaya çıkan maden yitimi.


    FİRUZE:
    Mavi renge çalan yeşil bir taştır. Madeni, bakır madenidir. Bakır buharından olur, sertliği 5-6 özgül ağırlığı 2,7’dir.


    FOYA:
    Mıhlamada taş yatağı. Bu yatak kurşun ve kalay karışımı bir alaşımdan yapılır. Karışım 0,20 mikron dolayında, çapı bilinen elmasın ölçülerinde çok köşeli tıraşlanmış atik kalıbının bastırılıp iz bırakması yani tıraşlanmış elmasın görüntüsü ile elde edilir.


    -G-


    GEVERSE:
    Kalaylama sırasında ortaya çıkan kalay döküntüleri.


    GERDANLIK:
    boyna bağlanan ziynet. Çeşitleri sayılamayacak denli çoktur her çeşit ağaç, cam, kabuk, maden, taş gerdanlık olarak kullanılmıştır.


    GISBİT MIHLAMA:
    Mıhlamacılıkta taşın oturduğu zeminin kıyılarından çıkarılan çapaklarla tutturulması.


    GİRİF BEZEME:
    İç içe girmiş süsleme. Hatayı, rumi, ve hendesi, desenler çoğunlukla girif süslemelerdir.


    GÖZ BONCUĞU:
    Süs taşı olarak kullanılan yeşil renkli bir tür “kriz opraz” yani bir kalsedom’dur.


    GÜFTEKARİ:
    Üzerlerinde kalem işi tekniğinde, şiir ve güzel sözlerin yazıldığı sanat eserleridir. Özellikle taşlarda görülür. Güftekari tas denildiğinde, üzerinde şiir yada dileklerin bulunduğu tak akla gelirdi.


    GÜL:
    Bir çiçek çeşidi olarak bilinen gülün bilinen ve işlenecek gümüşe uygulanması. Sanatta, kullanıldıkları yerlere göre aşir gülü, cüz gülü, gülbezek, güçle gibi çeşitli adlar alırlar.


    GÜLBAHAR:
    Altın parlatma tozu.


    GÜĞÜM:
    Kulplu, emzikli madeni su kabı.


    GÜLABDAN:
    Gülsuyu kabı. Çoğunlukla bakırdan, gümüşten civa ile kaplanarak (tombak) yapılmıştır.


    GÜMÜŞ:Asıl metal olarak bilinen gümüş madeninin bulunuşu İ.Ö.2500 yıllarına değin dayanır.O tarihlerde gümüşün Çinliler, Parslar Ve Türkler tarafından kullanıldığı bilinmektedir.

    GÜMÜŞ KAPLAMA:
    Elektrikli ayrıştırma yöntemi ile bir madenin gümüş ile kaplanmasına denir.


    GÜVERSE:
    Güherse de denir. Küçücük küreciklere verilen ad.


    -H-


    HABBE
    :2 arpa ağırlığı 71 mgr. Bk. Arpa.


    HADDE:
    Külçe madenden tel elde etmek için kullanılan, üstünde genişten dara doğru sıralanmış delikleri demir.


    HAK:Bir tür kalem işçiliği. Gümüş kazımasına ise hakketme denirdi.

    HAKKAK:
    Hak yapan, mühür kazıyan. Osmanlılarda hattatlıktan sonra en çok önem verilen işti.


    HALHAL:Sıcak yöre kadınlarının ayak bileklerine taktıkları genellikle gümüşten yapılan ayak bileziği.

    HAMAİL:
    Hamayıl. omuz bağı, omuz askısı. Bir zincir yada iple boyna asılan, içinde hastalıklara ve büyülere karşı yazıların konulduğu, çoğu gümüşten yapılmış muhafaza. Kare yada parmak biçiminde iki ucu kapalı, içinde yazı bulunan takı. Çoğu sanatkarca yapılmıştır. İslam’da büyü reddedilmekle birlikte hamail ve muska taşımaya cevaz verilmiştir. Aslında kılıçbağı demektir.


    HAMLAÇ:
    Kuyumcuların, kaynak yaparken maden üstüne alev göndermek için, bir yandan üfleyerek kullandıkları içi delik ince boru. Bk. Boru, üfleme borusu



    HAS:
    Altının 24 ayarına gümüşün 1000 ayarına, esnaf arasında verilen ad’ tır.Altın, gümüş gibi değerli madenler haslarının yumuşak olması dolayısı ile doğrudan doğruya kullanılmazlar. Altın genellikle bileziklerde 22 , kolye, küpe vb. 18 ile 14 ayara indirilerek kullanılır. Gümüşte ise 900 yada 800 e indirilerek kullanılır.


    HASIR ÖRGÜSÜ:
    Hadden geçirilmiş ince tellerle örülen örgü. En çok Trabzon yöresinde genç kızlar tarafından yapıldığı için bir adı da Trabzon işidir. Cımbızla biri öbürünün Altından ve üstünden geçerek örülür. En çok kemer yapılmıştır. Günümüzde bu biçimle kemerden başka bilezik, boyun zinciri, küpe gibi çeşitli takılar yapılmaktadır. Zenginler için altından da yapılmaktadır.


    HAT:Daha çok güzel yazı anlamında kullanılmıştır. Yazı Türkler elinde güzel sanatlar arasına girmiştir.

    HATAYİ:
    Türk süsleme sanatındaki süslemelerden birinin adıdır. Bakıldığında sanki dikine kesilmiş bir çiçek kesidini andırır.


    HATTATLIK:İslam dinince canlı varlıklarının resimlerinin yapılmış olması, yazıya dayalı hattatlık sanatının gelişmesine yol açmıştır. Osmanlı sanatlarını en önemlilerindendir.

    HAVYA:
    İki parçayı birbirine birleştirmek, lehimlemek için çekiç biçiminde bakırdan yapılmış saplı alet.


    HAYRİYE ALTINI:
    2. Mahmut Han (1808-1839) ‘ın 21. ve 22. culuş yıllarında (1829-1830) iki kez olmak üzere kestirdiği paradır.


    HENDESİBEZEME:
    Keskin hatlarla yapılan birbirine geçmeli biçimler.


    HURDA:
    a-) Aşağı derecede yıpranması sonucunda kullanılamaz hale gelmiş eser.
    b-) Bir eserin yapımında artan ve başka işe yaramayan ve yeniden eritilmek üzere hurda kabına konulan artık malzemeler.Bu parçalar ve onarımı mümkün olmayan hurda eserler yeniden eritilerek gümüş durumuna dönüştürülürler. -İ-

    İBRİK:
    Emzikli ve kulplu su kabı. El, yüz ve ayak yıkamada kullanılırdı. Bir dönemler ibriksiz ev olmadığı gibi kimilerinde birden çok ibrik bulunurdu. İbrikler ailelerin maddi, içtimai mevkilerine göre yapılmışlardır. Devletin ileri gelenleri için yapılanlar birer sanat şaheserleridir.


    İBRİK NAYI:Üzerine oturulan tezgaha raptettirilen ve yere yatay olarak tespit edilen bir örstür. İki çeşidi vardır adından da anlaşılacağı gibi ibrik ve güğüm gibi kapların yapımında kullanılır.

    İDARE:Telkaride kaynak yapımında kullanılan armut cam veya kandil. İdare, tabanı geniş ve yuvarlak olan bir koni olup koni küçük parmak kalınlığında içinde pamuk fitili olan bir kısımdan ortaya çıkmış olup içine konan yağ ve gaz yakıt olarak kullanılırdı.

    İĞNEDEN:İğnelik. İçine toplu ve dikiş iğnelerinin konulduğu mahfaza. Savatlı iğnedenlikler çoktur.

    İKİLİK:
    1787 yılında basılmış, gümüşü içinde bakırı çok olan bir para.



    İMAME:
    Tespihin ucuna geçirilen, ağaçtan, altından, gümüşten ve değerli taştan yapılan başlık.tespih imameleri tespih tanesi genişliğinde olup uzunluğu ise tanenin 5 ile 7 katı olmalıdır.


    İNCİ:
    İstiridye, midye türü deniz yumuşakçaları su içindeki mikro organizmaları yemek için kapaklarını açtıklarında kum vb tanecikleri su ile birlikte içlerine girdiklerinde hayvan bunu dışarı atmaz ancak kendisine zarar vermemesi için bir salgı salgılar.


    İNCİ BANYOSU:
    İnci sudan çıkan bir madde olduğu için suyu sever. Seyrekte olsa yıkanmalıdır. Yıkanan inci parlar. Ancak bu yıkamalarda deterjan kullanılmaz.


    İSKENDER TAŞI:Ural dağlarından çıkartılır. Kristalleri altı köşeli krizoberil. Sertliği 8,5 özgül ağırlığı 3,7 dir.

    İSKELET:
    Telkaride kalınca tellerle yapılan kılavuz ve taşıyıcı işi gören kısım.


    İSTANBUL KAPALI ÇARŞISI:
    İçinde karşılıklı dükkanların bulunduğu, ana cadde ve sokakların üstü kapalı olan, ayrıca cadde ve sokakların sonunda akşamları kilitlenen kapıları bulunan 400 yıllık dünyanın en büyük kapalı çarşısı.


    İSTİF:
    Türk süslemeciliğinde yazı ve desenleri resim gibi dengeli ve uyumlu olacak biçimde yerleştirme, bütünlük.


    İZABE:Bir madeni ateşte bir pota içinde sıvı durumuna getirmeye denir.

    -K-


    KABARA:
    Kadın takılarındaki süs biçimlerinden birinin adıdır. Yarım küre biçiminde olup içleri boştur.


    KABARTMA:
    Gümüş kakma işçiliğinden değil de görüntüsünden yola çıkılarak verilen ad.


    KAFKAS KALEMİ:
    Kalemkarlıkta bir çeşit uygulamanın adıdır.


    KAL:
    maden külçelerini ateşte eriterek arıtmak.


    KALEMKAR:
    Kalemle, kalem işi denilen tekniği uygulayan usta.


    KALIP:
    Sıvamacılıkta, tasarlanan biçimin kağıt üzerinde çizilmesinden sonra tornada ağaç ve kütük demirden hazırlanan biçim.


    KALP AKÇA:
    Taklit gümüş para hakkında kullanılan bir deyimdir.


    KAPLAN GÖZÜ:Altın sarısı yada esmer renkli, ince damarlı yada telsi yapıda bir kuvarstır.

    KARA KURUŞ:
    Osmanlı memleketlerinde kullanılan yabancı paralardan Portekiz Escudo’su ile Alman Taler’ine verilen ad.


    KARA KUYUMCU:
    eskiden kullanılan bir kuyumculuk deyimidir.Her işi yapan usta demektir.


    KAŞIKÇI ELMASI:İstanbul’un Kumkapı semtinde yaşlı bir kişi tarafından bulunup iki tahta kaşığa ekiciye satıldığı söylenir.

    KAHİ:
    Türkçe’de kake. Telkaride kullanılan bir süsleme adı. Yuvarlak yay biçiminde olan telden yapılmış küçük yuvarlaklar.Eski dilde kake açma, simit açma bir hamur içişinin adı idi.


    KAKMA:Gümüş eşya üzerinde çelik kalem darbeleri ile hazırlanan her türlü kakma ve çökertme tekniği ile yapılmış işçilik.

    KALAY:
    Ak kurşun. Hafif kül renginde ve gümüşe benzer ak, yumuşak bir madendir. İçine %50 oranında kurşun karıştırılarak lehim elde edilir.


    KALEM:
    Altın ve gümüş levha yada eşya üzerine çizilmiş her türlü biçime kakma, kesme ve sade kalem işçiliklerini işlemekte kullanılan ucu sivri çelik çubuk. Yapılacak işin durumuna göre kullanılan birçok çeşidi vardır.


    KAYNAK: Birleştirme, gümüş kaynağı, lehim, perçin.

    KAYNAK YÜRÜTME:
    Kaynak yapılacak gümüş ile kaynak olarak kullanılacak gümüş arasında ayar farkı az olur ise gümüş kaynak yürümez, yani kaynak güç gerçekleşir.90 ayar gümüş eser için en az 800 ayar kaynak gümüş hazırlanmalıdır.


    KALHANE:
    Kal’ın arıtıldığı iş yeri. Süprüntü durumunda her çeşit pislikle kalhaneye gelen karışım, burada çeşitli fizik ve kimya yöntemleri ile içindeki istenilen madenlere ayırtılır.


    KANAL MIHLAMA:Alafranga mıhlamada karşılıklı kıyıların içinde kanallar açarak taşların bu gizli kanallara oturtularak tutturulup yerleştirilmesine verilen adtır. Geversesiz, çapaksız bir mıhlama biçimidir.

    KANIŞKA:
    Para kesesi.


    KAPLAMA:Değerce düşük olan madenlerin, kendisinden daha değerli altın ve gümüş gibi bir başka madenle kaplanması işlemidir.

    KATMER: Asar üzerinde oluşan kabuk kaldırılır, ince ve yada maden zımpara kağıdı ile tesfiyesi yapılarak astar yeniden eksiksiz duruma getirilir.

    KEDİGÖZÜ:
    Sarı yeşilimsi ve kül renginde yada sarı saydam bir kuarstır.


    KEHRİBAR:
    Çam gibi reçineli ağaçların reçinelerinin yüzyıllarca toprak altında basınç altında kalması ile oluşur.


    KELEP:
    İkiden çok inci dizisinin burulup kolye yapılmış biçimine denir.Bu diziler birbirleri üzerine buruldukları için ardalı burma kolye yada gerdanlıktır.


    KEMESE:
    Levha altın.


    KESE:
    İçine altın yada gümüş paraların konulduğu meşin yada kumaş para torbası.


    KILTESTERESİ:Delik işi denilen uygulamada kullanılan ince dişli kesici alet. Eskiden delik ileri keskin ağızlı kalemlerle yapılırdı.Yarım yüzyılı aşkın bir dönemden beri Delik işleri kıl testeresi ile yapılmaktadır. Bu çelik testere kıllarının, yani bıçkılarının maden kesenleri için ½ mm. incelikten 2mm kalınlığa değin çeşitli diş kalınlıkları olanları vardır.

    KIRAT:
    Elmas ve zümrüt gibi değerli taşların tartısında kullanılan iki desigramlık ağırlık ölçüsü birimi. 1 kırat 0,2 gr’ dır.


    KILAVUZ:
    Tuna Bulgarcısı’nda alet adı.


    KIZIL YAKUT:Açık kırmızı ile koyu kırmızı arasında renk gösterir. Güvercin kanı kırmızısı olanı en beğenilenidir.

    KOL:
    Hasır örgüsünde zigzag biçimleri verilmiş tellerin çukur kısmının adı.



    KOLYE:
    Yivig, Çındar. Sağlam bir ipe yada zincire geçirilmiş çeşitli maden, porselen, cam gibi nesnelerden yapılmış boyna takılan ziynet eşyası.


    KORAK:
    Dövücülükte sıkça kullanılan bir örstür. Her iş kesinlikle bir kez korak üzerinden geçer tezgahı ters “L” biçiminde tespit edilir.


    KOVŞAMAK:
    Koğuş ağacı dalı ile cilalamak.


    KÖSTEK:
    Saat zinciri. Cep saatlerinin gümüş bir zincirle boyna asılması yada yeleğe iğnelenmesi biçiminde kullanılmasına denir. Kösteklerin çeşitleri çoktur, en ünlüleri ise Arnavut kösteği, arpalı kösteği, İstanbul işidir.


    KÖZEĞİ:
    Köyde denilen maden eritme ocaklarına, ocak ateşini karıştırmaya yarayan uzun demir çubuk.


    KUFİ YAZI:
    Adını il yazıldığı şehirden alan bir arap çeşididir.Süslü nesih,talik ve rikadan sonra kullanılmıştır.Daha çok kitap kapaklarında ve bina alınlarında ve kitabelerde görülür.


    KUMPAS:
    Çukurları ve tümsekleri olan kalıpların ölçülerini almaya yarayan pergel cinsi bir alet.

    KUNTRES:30-40 cm yüksekliğinde tezgaha dik tespit edilen bir dövücü örsüdür. Sahan örsü’de denir. Bu örste işlerin perdahları vurulur.

    KURBA:
    Kadın takılarındaki bir süsleme adı çoğunlukla gümüş’te bu adı alır.


    KUYUMCU: a-)
    Kuyum işçiliği yapan sanatkar.
    b-)Kuyum işini satan esnaf. Her ikisine de kuyumcu denilmektedir. Başlangıçta yapan ve satan tek kişi idi. İş dükkanın arka kısmında yapılır önde satılır.

    KUM,DÖKÜM KUMU:
    Dökümcülükte kullanılan kalıp kumu.


    KUM KALEMİ:
    Gümüş kakmacılıkta zeminde yada istenilen yerlerde ustanın kendisini hazırladığı ucu pütürlü kalem.


    KUMLAMA:
    Gümüşçülükte pütürlü yüzey elde etmeye denir. 1. Gerçek kumla yapılan kumlamalar. 2. Kum kalemi ile yapılan kumlamalar.


    KUŞAK:
    Manda derisinden yapılma madeni halkaları bulunan ve haddeden tel çekmek için kullanılan kuşak.


    KUYUM:
    Değerli madenler ve taşlardan çeşitli teknikler kullanılarak yapılmış sanat değeri yüksek takı.Çeşitleri sayılamayacak denli çoktur.



    KUYUMCUBAŞI:
    Saray kuyumcularının başkanı idi kuyumcu başı saray dışında kendisini kabul ettirmiş, güvenilir ve işinin uzmanı kişiler arasından seçilirdi.



    KÜLÇE:
    24 ayar altın yada 1000 ayar gümüş’ün potada eritilerek kalıba dökülmüş durumu.


    KÜPE:
    Kulak memesinin delinmesinden sonra, ince bir tel çengelle kulan memesine geçirilen sayılamayacak derecede çeşitleri olan, kadınların ve kimi erkeklerin taktıkları ziynet eşyası.


    -L-

    LAL:
    Yakuta benzer, parlak al renkte, billurlaşmış, saydam bir alüminyum oksidi olan değerli bir taş.


    LAL MERCAN:
    Koyu kırmızı renkli bir mercan çeşididir.Gümüşte, alaturka mıhlamada çok kullanılmıştır.


    LAHİT:
    Aslında mezar kabir, çukur. Bakır, demir gibi madenler altın gümüş gibi değerli madenleri kakma, çakmada kullanılan bir yöntemdir. Lahit yönteminde madende açılan kanalların tabanları lahit gibi genişletilir. Bu genişletme çakma ile madenin tabana tutunmasını sağlar ve böylece çakıldığı yerden çıkmaz. Çok eski bir Türk sanatı olan bu çakma tekniği ile Selçuklular ve Osmanlılar Türk ve dünya müzelerini süsleyen çok sayıda kalkan, kılıç,top,tulga,tüfek(namlusu) yapmışlardır.



    LEHİM:
    Kimi madenleri birbirine birleştirmek için %50 kalay ve % kurşun karışımından ortaya çıkarılan bir alaşım. Kolay yapılır olması dolayısı ile leyim her derdin çaresi gibi görülmüş, güzelim eserler mahalle aralarında dolaşan leyimcilerin ellerine teslim edilerek perişan edilmiştir. Bu konuda ilke altına altın, gümüşe gümüş kaynak gibi her madeni kendi madeni ile kaynak yapmaktadır.


    LEVHA
    :Yüzeyi geniş,kalınlığı az olan nesne.Hangi maddenin levhası ise o adla adlandırılır.Bakır levha,gümüş levha,pirinç levha gibi.Gümüşçülükte,külçe madenin dövülerek yada merdaneden geçirilmesi ile elde edilir.


    LİRA
    :Bir para birimidir.Bugün kullanılan para sistemi olup 100 kuruş 1 lira karşılığıdır.


    -M-


    MADALYA
    :Kazanılan bir savaşın yada önemli bir hadisenin anısı olmak üzere,genellikle altın ve gümüşten yapılan ve hak edenlere verilen nişanın adı



    MADEN
    :Tabiattaki filizlerden elde edildikten sonra eritilip dökülmeye,istenilen biçimlerde kesilmeye dövülmeye,her biçimlendirmeye elverişli ve üzerinde çeşitli nakışlar yapmaya elverişli maddeler.


    MAHARET
    .Bir işi ustalığından da ötesinde,öbür yapanlardan daha iyi yapma.Beceri .


    MAHÇE
    :Hilal.Ayın gökyüzündeki ilk 3günlük ile son 4 günlük görünüşü.


    MARTELA
    :Çekiç işi.Dövücülükte ve kakmacılıkta geniş yüzeylerin çekiç yada yüzeyi pürüzsüz kalemlerle işlenmesidir.Kendisine özgü bir görünüşü vardır. Eserin aynı zamanda pres ve fabrikasyon olmadığının göstergesidir.


    MAHFAZA:
    Eşyayı korumak, saklamak, bozulmaya, darbeye vb. dış etkilere karşı korumak için yapılmış madeni kutu.Mahfazaların çeşitleri çoktur. Ve bilinen tüm tekniklerle yapılmışlardır.


    MANDİREN:
    kalıbın arkasına astar sıvamak için dişi diş yuvasını açmakta kullanılan alet.


    MASİF:
    Dışı ve içi aynı madenden olan.İçi boş olmayan, yani iç ve dış yüzeyler arası başka bir madenle doldurulmamış olan. Kaplama olmayan. Bir maden başka değerli bir madenle kaplanmış ,ise altın kaplama, gümüş kaplam gibi o madenin adı ile adlandırılır.


    MASTAR:
    Doğruluk , düzlük, doğru çizme, düzeltme için kullanılan bir değimdir. Meslek mastarları değişiktir.


    MASURA
    : Kısa ve ince kamış. Bu biçimden hareketle Gaziantep yöresinde küçük hamaillere bu ad verilir. Küçük parmak hamaylısı .


    MATKAP:
    Birdelik açma aletinin adıdır. Çeşitleri çoktur. Uç kısmına takılan çeşitli kalınlıktaki çelik burguları ile her cins malzemede istenilen kalınlıkta delikler açar. Açtığı delikler yuvarlak çaplı ve düzgündür. Delik işi tekniğin ana aletlerindendir.


    MAZGALA:
    madenlerin yüzeylerini sürerek parlatmaya yarayan aletin adı. Sıvamacılıkta kullanılan biçimlendirme çubuğu.Aşağı yukarı 30 cm uzunluğunda ve 10 cm çapında uzun bir sopaya geçirilmiş, yine sapı uzunluğu boyunda ve 2 cm çapındaki çelik demirden ortaya çıkan uçları işin çeşitlerine göre değişik biçimlerdeki aletin adı. Bir eserde bulunan ayak, dip, gövde boğaz kısımları değişik mazgalalarla sıvanarak biçimlendirilir. Boğma için deve boynu mazgala, düz mazgala, kordon mazgalası, tabak mazgalası, desenli tam mazgala, tırtıl mazgala gibi çeşitleri vardır. Mazgalalar sıvamacılığın en önemli aletleridir.


    MECİDİYE:
    I. Abdülmecit Han (1839-1861) döneminde basılan 20 kuruş değerinde, 24,055 gr ağırlığında 37 mm çapında ve 830 gümüş ayarlı paranın adıdır.


    MEMELİK:
    Göğüs üzerine büyükçe çift badem biçiminde ve uçları bir kanca ile bir birine iliklenen gümüşten yapılan eski bir kadın ziyneti .


    MERCAN:
    Deniz dibindeki kayalıklarda oluşan, kalker yapılı ağaç gibi dallı budaklı görünüşlü taşlaşmış hayvan fosilleri.


    MERDANE:
    Gümüş kalıbını astar durumuna getirmekte kullanılan çelik boru .


    MESKUKAT:
    Kesilmiş madeni para ve madalyalar hakkında kullanılan değimdir.


    METELİK:
    Düşük ayarlı gümüş Osmanlı parası.


    MELEKE:
    El alışkanlığı.Bir iş sürekli olarak yapan kişinin kazandığı ve yanlışsız iş yapma alışkanlığı.


    MİHENK TAŞI:
    Balmumu ışıldamlı sarı, kırmızı ve sincap renkli, yani saydam olmayan bir kalsedon taşı çeşidine jasp denir.


    MİKAMOTO İNCİSİ:1912’de aşılaam yöntemi diye incide bir yöntem geliştiren, Japon Mikomosto Mayozda’da izafetle geliştirdiği inciye verilen addır.

    MİNYATÜR:
    Türk kitap içi resmine Avrupalılarca verilen bir addır.


    MİKRON:
    Astar kalınlığını belirtmek için kullanılan kalınlık ölçü birimi. Mikronlar kumpas denilen bir aletle ölçülür. 100 mikron = 1 milimetre’dir.


    MİNE:
    Değişik maden oksitlerinin cam tozları ile karıştırılmasından ortaya çıkarılan birleşim.


    MUNTAÇ:
    İskelet. Telkaride ince tellerin kendisine kaynak yapıldığı kalın iskelet görevi yapan tel.


    MÜCEVHER:
    Elmas, İnci ;pırlanta Zümrüt gibi taşlarla yapılan sanat eserleri.



    MÜHÜRDAR:
    Osmanlı döneminde sadrazam, nazır ve valilerin mahiyetinde resmi evrakı mühürlemekle görevli bu günkü genel sekreter konumundaki memur.Ancak mühürdarlar amirlerinin görevleri ile ilgili bütün devlet sırlarını bildiklerinden amirinin görevleri değişince onların da görevleri değiştirilirdi.



    MÜHÜRCÜ:
    Mühür kazıyan sanatkara halk arasında mühürcü denilmesine karşılık, meslhek dilindeki adı hakkaktır.


    MÜZAYEDE:
    Batıda Eski, ülkemizde ise yeni olaüni, eski eserlerin soy kazandırılıp geniş mekanlarda açık arttırma yöntemi ile yapılan satışı ve pazarlanışı biçimidir.


    -N-

    NAKKAR
    .:Ağaç,taş ve madeni eşyayı oyarak ve çukurlaştırıp kabartarak ona hacim kazandıran sanatkar.Hakkak ile farkı şudur:hakkak madenin düz sathı üzerinde yazı ve resimleri kabartma durumuna getiren sanatkardır.



    NALIN
    :Ağaçtan yapılmış olup bir tasma ile ayağın üst yanını kaplayan,tabanı düz,yere basan kısımlarının topuk ve parmak kısımları yüksek olan ayakkabı.


    NARE
    .: Dövücülerin kullandıkları sert lifli ağaçtan yada demirden yapılmış toplama çekici.


    NECEP TAŞI
    .: Dağ kristali.Renksiz,saydam yada saf bir kuvarstır.


    NOKTA KALEMİ
    .:Kakmacılıkta saydam kağıtta çizilmiş deseni gümüş levha yada hacimli biçime aktarmakta kullanılan sivri çelik kalem.


    NUKRA.
    :Eritilerek külçe durumuna getirilmiş gümüş.


    NÜMİZMAT
    ikkeşinas.Madeni para uzmanı,derleyicisi.


    -O-

    OCAK
    .:Altın,gümüş gibi madenlerin bir pota içine konulup eritildiği yer.Altın ve gümüş eritmek için yüksek ısı gerektiğinden ocakta taş kömürü kullanılır.Ateşe dayanıklı yapılmış olan kuyumcu potaları kalın bir su bardağı görünümdedirler.İçine yerleştirilen madenle birlikte pota uzun bir maşa ile ocağa yerleştirilir.Kullanılmış maden ise başka pisliklerden arıtılır ve sıvı durumuna gelen maden aynı maşa ile kalıplara dökülür.


    OKSİTLEME
    :Yeni yapılan gümüş esere eski süsü vermek için yapılan işlem.


    OKSİT
    :Havadaki nem ile madeni eşyaların yüzeyinde ortaya çıkan pas.Bu havadan oksijen alma işine demirde pas,gümüşte oksit adı verilir.Demir oksitlenince zamanla çürür,gümüş ise koruyucu ölü tabaka teşekkül eder ve kimileri bu görünüşü daha çok sever.


    OLTU TAŞI:
    Erzurum’un Oltu ilçesinde çıkarılan bir taş çeşididir.Rengi siyah , kullanımı kolay olup iyi cila tutması dolayısıyla kuyumculukta altın ve gümüş işçiliklerinde birlikte kullanılmıştır.En çok kolye, tespih, yüzük kaşı yapılmıştır. Bir adı da Erzurum kehribarıdır.


    ONİKS:
    Daireleri düzgün, kalınca ve renkleri de ak ile kara olan akiklerdir.


    ORİJİNAL:
    a) Dökümde model olarak kullanılan ilk örnek. b) sahte olmayan özellikle antikacılıkta asıl iş, eski eser için kullanılan bir deyimdir.


    OYMA İLE BİÇİM VERME:
    çeşitli delici, kesici, tırmalayıcı aletlerin ve sık sık da kimyalı maddelerin yardımı ile yapılırdı. Oyma bir çok süs eşyalarına uygulanırdı.,bunların arasında bilezikleri , jeton biçimindeki parçaları ve kolyeleri sayabiliriz. Oyma işleminden geçen süs eşyaları çoğu zaman altın gibi değerli metallerle veya başka yöntemlerle süslenerek kullanılmaya hazır duruma getirilirdi.


    -Ö-


    ÖRGÜ:
    Hasır örgüsü. Trabzon işinde yapılan örme yöntemi. Birçok kuyumculuk mesleklerinin erkeklerce yapılmasına karşılık bu sanat Karadeniz yöresinde özellikle genç kızlarca yapılmaktadır. Haddeden (yumuşak olduğundan) yüksek ayar çekikmiş ince teller genç kızlarca dantel örer gibi kolayca örülür. Daha sonra örgü, hadde merdanelerden geçirilerek yassılaştırılır. Baş ve son kısımları çözülmesin diye kaynak yapılır.


    ÖRS:
    Dövücülükte külçe gümüşün astar durumuna konduğu geniş yüzeyli demir aletin adı.


    -P-


    PAMUKTA MÜCEVHER SAKLAMAK:
    İnci yahut elmas gibi değerli mücevherler pamuk içinde saklanır. Çünkü bunların çizilmeleri,bozulmaları ve oturtulan madenin değişime uğrama ihtimali vardır.


    PAS:Madenlerin, havadaki nemin etkisi ile üzerlerinde ortayakoyu ölü tabaka.Gümüş pasına oksit denilmektedir.

    PERÇİN:
    Kaynak ve leyim yapma yerine parçaları üst üste getirip sonra bir delik delinir ve deliğe geçirilen aynı madenden yapılmış çivi geçirilir ve çekiçlenir.


    PERDAH:
    Dövücü ustasının tasarladığı biçimi ortaya çıkarmasından sonra, işin üzerindeki göze hoş gelmeyen çekiç darbelerini perdah denen çekiçle giderme çalışması.


    PERTAVSIZ:Bakılan nesneleri büyük gösteren büyüteç.Üzeri ince süslenmiş desenleri ayar, tuğracık ve ustanın adı olan damgaları okumak için kullanılır.Eser üzerinde çirkin iz bırakmasın diye damgalar küçük vurulur.

    PERDAH ÇEKİCİ:
    Perdah yapılan çekiç.


    PEŞTAMAL KUŞANMAK:Eskiden lonca kuruluşunun var olduğu devirde kalfa yada ustaya kendi başına dükkan işletme ve sanatını icra etme yetkisinin verilmesi için yapılan tören.

    PEVLE:
    Altın yada gümüş bir ziynet eşyasını üzerinde işlemekte kullanılan havan sapı biçimindeki araç.


    POTA:
    Yüksek dereceli ısılara dayanıklı maddelerden yapılan ve içinde altın, gümüş vb. maden filizlerinin, maden artıklarının ve maden karışımlarının eritildiği kap.


    PUL:
    Küçük gümüş levha.Akçeden daha ince, küçük ve yuvarlak para.Tepelik top vb. süs eşyaları için yuvarlak kesilen ve üzerine işlenen eserler.


    -R-


    RAMAT:
    a-)Dövücülerin altın veya gümüş döverken tırşenin kıyısından dışarıya taşan parçalara ramat denirdi.
    b-)Kuyumculukta ramat ise kuyumcu atölyelerinde uçuşarak yada çeşitli yollarla yere düşen zerrelerin, atölye zemininin deki ızgaraların arasında her türlü çöple birlikte olmasına denir.Bu çöpler haftada veya ayda bir tenekede toplanıp ramakçılara gönderilir.Ramakçı bu çöplerin içindeki altını yeniden elde eder.

    RASLAMA:
    Alafranga mıhlamalarda açılan taş yuvalarda yerleştirilen taşlara çelik kalemlerle taşı sıkıştırma.


    RODAJ:
    Radyum cilası.Ak maden üzerine sır çekme, kaplama.


    RONDELA:
    Kalıptaki salgıları sarsıntı, titreme ve çarpık dönmeyi gidermek için kullanılan halkalar.


    RUMİ:
    Süslemecilikte süslemecilik adlamalarındandır . Sterilize bitki ve hayvan işlemeleridir.Adını Selçuklu Türkler ’inden almıştır.


    -S-


    SADE:Üzerinde herhangi bir süs bulunmayan, nakışsız iş.

    SADEKAR:
    Altın ve gümüş gibi değerli madenlerin üzerlerine herhangi bir süs işlemi yapılmaksızın öze bağlı kalınarak yapılan sanat.


    SAF GÜMÜŞ:İçin de başka madde bulunmayan arıtılmış gümüş. Has gümüşte denir ayarı 1000 dir.

    SAHİB_İ AYAR:
    Darphanede kesilen, basılan paraların ölçü ve ayarlarını tespit eden görevli.


    SAHTE:
    Hakiki olmayan kopya edilmiş hakiki diye satılan altın ve gümüş kaplandığı durumda üzerin de ayar damgası olan.


    SANAT:
    Sanatkarların, zaman için de elde ettikleri beceri ve deneyim birikimlerini bilinen biçimlerin dışında içine kendi duygu ve düşüncelerini katarak ortaya koyduğu tek eser.


    SANATÇI-SANATKAR:
    Doğuştan yetenekli kişilerin atölyelerden bir usta gözetiminde yada eğitim kurumların da belli bir eğitimden geçerek yetişmesi sonucu onların değişik biçim,tasarım ve özelliklerde içine kendi kişiliğini de kattığı yeni başka eserler ortaya koyan kişi.


    SARI YAKUT:
    Saydam, güzel görünüşlü ve renkli.Sertliği 8 özgül ağırlığı 3.5 tur.


    SAHAN:
    İçine yemek konularak sofraya getirilen üstü kapaklı yada kapaksız tabak.Çoğunlukla Bakır sar ve gümüşten yapılır.Bu sahanlar işçilikleri bakımından çok önemlidir.Özellikle sahan kapaklarına çok güzel kalem işi tekniklerinde nakış işlenmiştir.


    SAHAN ÖRSÜ:Perdahlama işlerinde kullanılan örstür.

    SAKALLI NAY:
    Kazan nayına benzer bir örstür.Alt yanındaki toparlak kısmında yuvarlak biçimler şişirilir.Düz kısmında da kazan nayındaki işler yapılabilir.


    SAVAT:
    Bir kalemkarlık çeşididir. Eser üzerinde çelik kalemlerle açılan kanalların içine bir kapta hazırlanmış adına savat denen karışım ekme yada sürme biçiminde yerleştirilir,daha sonra da ocak ateşine tutularak eriyen savat boşlukları doldurunca soğumaya bırakılır. Soğuyan savat birkaç tesviye aşamasından sonra gümüş cilalanır ve eser tamamlanmış olur.


    SAVAT ÇAMURU:
    Savatın bir kap içinde boraks ile çamur durumuna getirilmiş biçimi.


    SEDEF :
    Sıcak deniz yumuşakçalarının omurgasız yapılarını düşmanlarından korumak için salgıladıkları salgı sonucunda kendilerine yaptıkları yuva.



    SELVİ:
    Kış Yaz yaprağını dökmeyen uzun ağaç. Türklerde bu ağaç,ölümsüzlüğün ve doğruluğun alametidir.Gümüş eserlerde sık görülen bir biçimdir.Çeşitli biçimlerde sterilize edilmişlerdir.


    SEMAVER ÖRSÜ:Semaver onarımlarında kullanılan bir örstür.Hatırlanacağı gibi semaverin ortasından geçen bir boru boşluğu vardır.Bu boşluk dolayısıyla dış yüzeyde görülen ezilmeler ancak özel bir örs üzerinde dövülerek giderilebilir.

    SİKKE:
    Değer i bastıran devlet tarafından güvence altına alınan, üzerinde yazı, tarih ve bastıranın adı bulunan madeni para.


    SİKKEŞİNAS:
    Para uzmanı.Eski paraları ve madalyonları toplayıp onları sınıflandıran kişi.


    SİM MECİDİYE:
    Gümüş para.Osmanlılar ’da ilk gümüş para Orhan Gazi (1324-1362)döneminde akça adıyla basılmıştır.


    SİNİ:
    Üzerinde yemek yemeğe yarayan büyük tepsi.


    SIRMA:Haddeden defalarca geçirildikten sonra ince iplik durumuna getirilen gümüş ve altın teller.Bu tellerin ipek ipliklerle sarılması ile kılaptan elde edilir.

    SIRMAKEŞ:
    gümüş veya altını haddeden çeken usta.


    SIVAMA:Torna biçimlendirme.

    SİKKEHANE:
    Osmanlılarda para basılan yere verilen addı.Sonraları bunun yerine darphane denilmiştir.


    SİKKEGEN:
    Sikke kalıbı kazıyan sanatkar.


    SİMENDUT:
    Gümüş kaplamalı, gümüş yaldızlı.


    SİMİN:
    Gümüşten yapılmış eser.


    SİNEKLİ:
    Bir bilezik türü.


    SU GÜMÜŞÜ:
    potada eritilen has gümüş, içi su dolu bir kaba boşaltılınca, suya düşen gümüş küçük kürecikler ortaya çıkarır.Bu bu küçük küreciklerden oluşan gümüş.


    SU VERMEK:
    Bıçak, kılıç, makas gibi kesici para, madalyon, kalıpları gibi demir aletler yapıldıktan sonra sertlik vermek için yapılan işleme su vermek derler.


    SÜLÛK:
    Gümüşçülükte göz biçimine benzeyen bir işleme.


    SON MIHLAMA:
    Alafranga mıhlama taşların tespih taneleri gibi yan yana dizilmesi ile yapılan mıhlama.


    SÜRME SAVAT:
    Boraks ile sulandırılarak çamur durumuna getirildikten sonra gümüş sathında açılmış kanallara savatı sıvayarak boşluk doldurma biçimi.


    -Ş-


    ŞAHMERDAN:Külçe gümüşten astar elde etmek için iner çıkarlı kütük çekiçleri olan basit bir dövücülük tezgahı.Eskiden şahmerdanlarla gümüş para da basılmıştır.şahmerdanların yerini daha sonraları bugünde kullanılan merdaneli silindirler almıştır.Kalıplara dökülen maden defalarca silindirlerin arasından geçirilir ve istenilen incelikte levha durumuna getirilir.Ancak bu inceleme sırasında maden sertleştiğinden birkaç kez tavlanması gerekir.Günümüzde gelişmiş şahmerdanlarla gemilik kazıkları veya kaygan zeminlere ve su bendi alanlarında kazıklar çakılmaktadır.

    ŞALİMO-SALOME:
    Sıvılaştırılmış gaz ile çalışan bir ısıtma aleti.Bu aletin değişik ağızları vardır.Gümüş tavlamadan tutun, Kaynağa varıncaya değin her türlü yakma ısıtma işlerinde kullanılır.


    ŞAKİRT
    ~ŞERT:Sanat öğrenmek üzere bir ustanın yanında işe başlayan yaşı genç, deneyimsiz kişi.Çırak.


    ŞAMDAN:
    Kandillerden sonra ve elektriğin buluşundan önce üzerine mum dikilerek evleri aydınlatmada kullanılan gümüş ve değişik madenlerden yapılmış, Sapında yada gövdesinden tutularak taşınan alet.Cami, tekke, zaviye gibi yerlerde ise taşınmayan büyük şamdanlar bulunurdu.En büyüğü camilerde mihrabın iki yanına konulurdu.


    ŞEKKE:Kadın zülüflüklerini Gaziantep yöresinde verilen addır.Kare yada üçgen biçiminde olan şekke ’nin yukarı düz yanı fese yada dolağa tespit edilir.Şekke kulağı örter, yürüdükçe sallanır.

    -T-


    TAÇ:
    Gaziantep yöresinde tepeliklere verilen ad.


    TAGGA:
    Kadın fesinin üs kısmına konulan yuvarlak madeni para.


    TAKI:İ
    nsanların ayak bileği, bel, burun, boyun, kulak, parmak vb. vücudun birçok yerine çıplak yada giyerek üzerine taktıkları değerli maden ve taşlardan yapılmış süs eşyaları.


    TALAŞ:
    Ağacın testere ile kesilmesi sırasında ağaçtan dökülen kırpıntılar.Gümüşçülükte talaş ciladan, zaç yağından, yaldızdan ve temizlemeden sonra madenin lekesiz olarak kurutulması için kullanılır.


    TAMİR:Zaman içinde sanat eserleri çeşitli yollarla ezilir, kırılır, dökülür.Hasara uğramış eserleri aslı bozulmadan, genel çizgileri korunarak eski durumuna getirme işlemi.

    TARZ:Üslup, tavır.

    TAKOZ:Hasır örgüsü yada Trabzon işi denilen örgüden yapma bilezik, kemer gibi takıların tesfiyelenmesinde, yassılaştırılmasında kullanılan tahta parçası.


    TAŞ:
    Kimyalı ve fizikli durumu değişiklikler gösteren, rengin içindeki madenler, tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde.


    TAŞ EVİ:Mıhlama tekniğinde değerli taşların yerleştirildiği yada oturtulduğu, çevresi çerçevelenmiş ve tırnakları aracılığıyla taşı koruyan yuva.

    TAŞLI KÜPE:
    Üzerinde değerli taş bulunan küpe.


    TELFIRÇA:Tel fırça maden üzerindeki yakılmış zifti temizlemede, gümüşü yaldız yapımında, temizlik işlerinde ve daha bir çok yerde ara aleti olarak kullanılır.


    TELKARİ:
    Tel ile yapılan sanatların birinin adıdır. Birinin adıdır diyoruz, çünkü çeşitli kaynaklar tel ile yapılan bütün sanatlara telkari denmiştir. Bu yanlıştır.Tel ile yapılmış olmasına rağmen kimi sanatlar hasır örgü yada tel çakma olarak adlandırılırlar. Haddeden çekilen ince teller ki bunlar da yine aynı iş yerinde aynı ustalar tarafından hazırlanırdı: Örnek olarak bir tepsiyi ele alalım. Sanatkar önce bir kağıt üzerine tasarladığı biçimi çizer, çizmeye gerek görmeyen ustalar ise daha önce ona benzer yüzlerce iş yaptıklarından yaptığı işler ve yapacağı iş kafasında biçimlendiği için doğrudan doğruya uygulamaya geçer. Önce genel iskeleti hazırlar hazırladığı bu iskelete toz kaynak ile kaynak yapar. Telkaride kaynak çok beceri isteyen bir iştir. Kaynak üfleme borusu ile az ateş verilerek yapılır, ateş çok verilirse işin kendisi de erir.İskeleti ile ana çizgileri hazırlanan işte sıra boşluk doldurmalarına gelmiştir. Bu boşluk doldurmaları çeşitli süslemelerin bir uyum içinde yan yana gelmesi ile sağlanırlar.Bu süslemeler Mardin yöresinde vav kâkedudey gibi adlarla adlandırılırlar. Boşluklara bir çift ile konulan, biçimlendirilmiş biçimler, yine toz kaynağı ile birbirine kaynatılır ve eser tamamlanır.


    TEKNE:Zaç yağının içinde bulunduğu ağartma kabı.Bu kabı gümüş ateşle kor durumuna getirdikten sonra atılır ve ağarıncaya değin bekletirler.

    TENZİL:
    Ağaç zemin üzerinde oyuklar ve kanallar açarak bu boşluklara gümüşler yerleştirilerek işlenen bir süsleme tekniği.


    TENEKAR:Gümüş kaynağında kullanılan, sürüldüğü yerde gümüşün yürümesini sağlayan toz yada sulandırılmış oraks

    TEPE:Hasır örgüsünde zigzag biçimleri verilmiş tellerin yüksek kısmı.

    TEPELİK:
    Kadın fesleri üzerine dikilen, Çoğunlukla gümüşten yapılma süs eşyası.


    TERBİYE KAPISI:
    Eskiden mühürcüler yada hakkaklar çarşısında çıkarılan çırakların kalfa oluncaya değin dükkana girip çıktıkları küçük arka kapı.


    TESFİYE:
    gümüş eserin üzerinde her türlü teknik çalışma bittikten sonra düzeltilmesi.Çeşitli eğelerle tesfiyeleme ile her türlü çapak, derin çizgi ve istenmeyen çıkıntılar, ince dişli su zımparası ile temizlenirler.


    TEZGAH:
    Her meslek erbabının işinin üzerinde çalıştığı işinin özelliğine göre değişik malzemeden yapılmış, değişik ölçü ve biçimlerde çalışma tezgahı.


    TIRNAK:
    Mıhlamacılıkta aş evine yuva yapılan taşın düşmemesi için taşın güzelliğinide bozmamak için, gölgelememek kaydıyla taş üzerine yatırılan üçgen, dışbükey yarım daire gibi biçimlerle yapılmış taş koruyucular.


    TIRTIL:
    Telkari tekniğinde bir süsleme.


    TİRŞE:Eskiden yaprak altını ve gümüş dövücülerinin, madeni arasına koyup dövdükleri deri.Yaprak dövücüleri çekiç darbelerini doğrudan doğruya madene değil deriye vururlardı.Madene çekiç vurulduğu taktirde darbenin ağır geldiği yer hemen kesilir.Tirşe ile dövülen madenin kalınlığı mikronla ölçülür.Elde edilen madenin levha saç kılından ince olurdu.Bu altın ve gümüş yaprakları hattatlar, tezhipçiler, mermerciler ve mobilyacılar kullanırlardı.

    TOMBAK:Civalı altın kaplama.Kimilerince tombak bir tunç karışımının adı.Kimilerine göre yalnız bakır üzerine civalı altın kaplamaya tombak denildiği gibi, Avrupalılarca da tombak, bakır üzerine altın olmayan, altın görünüşünde bir kaplama çeşidinin adıdır.

    TOPUZ:Dövücülükte çukurlamada kullanılan şimşir ağacında yapılmış çekiç.Topuz dokusu sert, gözenekleri sıkı ağaçtan olmalıdır.

    TUĞRA:Osmanlı padişahlarının nişan ve alametleridir.

    TÜRKKARİ:
    Türk sanatı ve tarzı hakkında kullanılan bir değimdir.


    TÜRK YOLU:
    Rumi, hatayi ve hendesi biçimlerden yapılan karmaşık istifler.Türkler’ e özgü olan bu yol zamanla birçok İslam ülkesinde, özellikle Arap aleminde benimsendi ve uygulandı.


    -U-


    ULAMA:
    Aynı cinsten olan biçimlerin yan yana getirilmesinden ortaya çıkan biçim.


    URFA ZİNCİRİ:
    adını yapıldığı yerden almıştır. Urfa’ da ise bu zincire arpa zinciri denilmektedir. Masif köşeli tanenin uçlarına küçük ince yuvarlak halkaların kaynatılması ile biri öbürüne eklenerek yapılan bir zincir çeşididir. Çok zarif bir görünüşü vardır.


    -Ü-


    ÜFLEME BORUSU:
    Telkaride gümüş kaynağı yaparken alevi gümüş üzerinde sevk etmek için kullanılan ince ,uç kısmı eğri boru.Tek karide kaynağı son derece titizlik isteyen bir iş olduğu için dikkat gerekmektedir.Bu bu tekniğin terk edilmiş olması Türk sanatı için büyük kayıptır.


    ÜÇ İPLİK RUMİ:
    Rumi desenler ile iç pervaz ve çerçeve olarak yapılan biçimler.Eskiden gümüş ve altın çerçeveler Türk usulü üç iplik rumi ile yapılırdı.


    ÜGMEK:
    Kadınların kulaklarına taktıkları altın yada gümüşten yapılmış küpe.



    ÜZENGİ:
    Binek hayvanlarının eyerlerinin iki yanında binicinin ayaklarını geçirip at üzerinde rahat ve güven içinde durmasını sağlayan demir, sarı, kimi de gümüşten yapılmış ayakça.Üzengiler çeşitlidirler ve zenginler için üzengileri maden çakmalı çok güzel olanları vardır.


    -V-


    VARAK:
    Yaprak. Çok çok ince altın ve gümüş levhalara da denir.Ağaç, cam ve değeri az olan madenle yapıştırılarak kullanıldığı gibi bir kap içinde arap zamkı ile birlikte ezilerek minyatür süsleme ve yazı sanatlarında fırça ile sürülerek de kullanılır.


    VARAKÇI:
    Altın ve gümüşü döverek saç kılı inceliğinde levhalar durumuna getiren usta.


    VAV İŞİ: Telkari tekniğinin öbür adı.Telkari tekniğinde ana süslemeler Osmanlı Türkçesi ’ndeki (vav) harfine benzediği için ustalarca bu tekniğe aynı zamanda vav işi de denir.

    -Y-

    YAĞ TAŞI:
    Kesici ve delici kuyumcu aletlerini keskinleştirmek, bilemek için kullanılan taş

    YAKUT:
    Damarları dar, ince;suyu ve inceliği durucu ve kalıcı değerli bir taş.Kızıl, sarı ve gök olur. Ateşe dayanıklıdır, etkilenmez.Bütün taşlardan ağırdır.Erimez.Elektriği bir iki saat saklarmış.


    YALAMA KALEMİ:Kakmacılıkta kullanılan bir kalem çeşidi.Bu kalemle gümüş kakmada bezek, zemin de parlak, pürüzsüz yüzeyler elde edilir.


    YALDIZ:
    Kimyalı yöntemle malzemeleri değerli madenlerle kaplama.Yaldız kaplamaların ömürleri kısadır.Gerçek kaplamanın yerini tutmaz.


    YAMA:Değişik sebeplerle delinmiş ya da yırtılmış yerlere yine aynı malzemeden parça koyarak yapılan işlem. Yamalar kesinlikle aynı malzemeden parça koyarak ve kaynakla yapılmalıdır.İyi bir ustanın yaptığı yamanın yeri çoğu zaman belli bile olmaz.

    YAPRAK
    :Kiraz yaprağı biçiminde olan küçük biçim.


    YEDİRME:
    Bir parçayı başka bir nesne içinde eritme. Savatta pota içindeki eriyiğe kükürt yedirme gibi.


    YETİM İNCİ:
    Süzme inci dizisinde en altta ortaya gelen ve öbürlerinden büyük kükürt yedirme.


    YONGA:
    Kalemkarlıkta kalem atarken zeminden çıkan parçacıklar.



    YÜZÜK:
    Parmağa takılan,kimileri yalnızca halka, kimileri kaşlı çok çeşidi olan bir süs ve erk belgisi.


    -Z-

    ZANAAT:
    Belli bir tekniği öğrenerek, bilinen biçim ve nesnelerin tekrarlanarak aynı vasıflarda işlerin çoğaltılması.


    ZANAATKAR:
    Kendisinden bir beceri eklemeden, teknikte usta olmuş kişilerin sürekli yaptıkları uygulama.


    ZEMİN:Eserin işleme dışındaki kalan yüzeyi.

    ZERGER:
    Kuyumcu. Eskiden resmi dilde savatçıların adına zerger denirdi.


    ZİFT:
    Gümüş ve altın kakmacılığında çalışırken üzerine yatırıldığı, hacimli ise içine doldurulduğu zift+çamsakızı+horasan+aslfalt+yağ’ dan ortaya çıkan karışım.



    ZİYNET:
    İnsanların güzel görünmek gayesi ile giyeceklerine ve vücutlarının her hangi bir yerine taktıkları değerli maden ve taşlardan yapılmış süs eşyaları.Tarihinin insanlık tarihi ile başladığını söyleyebiliriz.



    ZİNCİR:
    Herhangi bir nesneyi asmak, takmak yada bir arada tutmak için tellerin kısa kesildikten sonra iki ucunun birleştirilerek yapılan ve adına halka denilen yuvarlakların, yine aynı biçimdeki öbür halkalara kaynak yapılan yada geçirilerek ortaya çıkarılmış ince uzun taşıyıcı.


    alıntı







+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
kuyumcu aletleri nelerdir,  kuyumculukta kullanılan eşyalar,  kuyumcunun kullandığı malzemeler,  kuyumcuların kullandığı malzemeler,  kuyumcuların kullandıkları malzeme alet eşya ve cisimler nelerdir
5 üzerinden 2.83 | Toplam : 6 kişi