+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Atatürk inkilaplarını neden yapmıştır ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Atatürk inkilaplarını neden yapmıştır





  2. Fatal
    Özel Üye





    Cevap: Atatürk İnkılaplarının Nedenleri


    Atatürk'e göre bu devrimlerin amacı; Türk Milletinin son asırlarda geri kalmasına neden olan bütün kurumları kaldırarak yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve ilerlemeyi sağlayacak yeni kurumlar kurmak ve Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine çıkartmakdır.

    Osmanlı Devleti'nin içte ve dışta saygınlığını yitirmiş, vatandaşın sorunlarını çözmekten uzak hale gelmiş, ekonomisi bozulmuştu. Büyük devletler,Osmanlı Devleti'ne verdikleri borçların karşılığı olarak, üretilen malların çoğuna el koymaktaydılar.
    Birbiri ardı sıra yapılan savaşlar ve ayaklanmalar halkı bezdirmiş, toplum düzeni bozulmuştur. Vergiler adaletsizdi. Kanun karşısında kimseye eşit davranılmıyor ve halk gittikçe daha da fakirleşiyordu.
    Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşından da yenik çıkınca, ülke diğer devletlerce işgale uğradı. Artık Osmanlı Devleti, fiilen çökmüş, sadece ismen varlığını devam ettirmekteydi. Padişah kendi canının ve tahtının kaygısına düşmüş, işgal devletleri ile işbirliği içerisindeydi. Vatanın ve milletin kurtarılması gerekiyordu.Bu da ancak yeni bir devlet ve rejimi kurarak yapılabilirdi.
    Atatürk ve arkadaşları Türk Milletini bu durumdan kurtarmak için Kurtuluş Savaşını başlatmış, Samsuna'a çıkışından sonra Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaparak Anadolu'nun dört bir yanından gelen temsilciler ile birlikte vatanı kurtarmak için çalışmaya başlamışlardır. Sonunda 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM açılmış ve yeni bir Türk Devleti, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Bu yeni devlet içte padişah hükümetine, dışta işgalci düşmanlara karşı büyük bir mücadele başlattı. Vatan toprakları düşmandan temizlendi. Sonra da padişahlık yönetimi kaldırıldı. Yerine, akılcı, gerçekçi, ilerici bir yönetim kuruldu. Atatürk'ün yaptığı devrimlerle bugünkü çağdaş Türk toplum düzeni oluşmuş oldu.







  3. Ziyaretçi
    atatürk cumhuruyeti kurmak için ikılapları yaptıııııııııı







  4. Ziyaretçi
    tabi ki de milleti zor durumda olduğu için.

  5. hades_seçil
    Üye
    Atatürk İnkılaplarının Nedenleri
    Atatürk’e göre bu devrimlerin amacı; Türk Milletinin son asırlarda geri kalmasına neden olan bütün kurumları kaldırarak yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve ilerlemeyi sağlayacak yeni kurumlar kurmak ve Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine çıkartmaktır.
    Osmanlı Devleti’nin içte ve dışta saygınlığını yitirmiş, vatandaşın sorunlarını çözmekten uzak hale gelmiş, ekonomisi bozulmuştu. Büyük devletler,Osmanlı Devleti’ne verdikleri borçların karşılığı olarak, üretilen malların çoğuna el koymaktaydılar.
    Birbiri ardı sıra yapılan savaşlar ve ayaklanmalar halkı bezdirmiş, toplum düzeni bozulmuştur. Vergiler adaletsizdi. Kanun karşısında kimseye eşit davranılmıyor ve halk gittikçe daha da fakirleşiyordu.
    Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşından da yenik çıkınca, ülke diğer devletlerce işgale uğradı. Artık Osmanlı Devleti, fiilen çökmüş, sadece ismen varlığını devam ettirmekteydi. Padişah kendi canının ve tahtının kaygısına düşmüş, işgal devletleri ile işbirliği içerisindeydi. Vatanın ve milletin kurtarılması gerekiyordu.Bu da ancak yeni bir devlet ve rejimi kurarak yapılabilirdi.
    Atatürk ve arkadaşları Türk Milletini bu durumdan kurtarmak için Kurtuluş Savaşını başlatmış, Samsuna çıkışından sonra Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaparak Anadolu’nun dört bir yanından gelen temsilciler ile birlikte vatanı kurtarmak için çalışmaya başlamışlardır. Sonunda 23 Nisan 1920′de Ankara’da TBMM açılmış ve yeni bir Türk Devleti, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Bu yeni devlet içte padişah hükümetine, dışta işgalci düşmanlara karşı büyük bir mücadele başlattı. Vatan toprakları düşmandan temizlendi. Sonra da padişahlık yönetimi kaldırıldı. Yerine, akılcı, gerçekçi, ilerici bir yönetim kuruldu. Atatürk’ün yaptığı devrimlerle bugünkü çağdaş Türk toplum düzeni oluşmuş oldu.
    CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDAKİ DURUM
    Fransız inkılâbının mahsulü olan cumhuriyet fikri, Türkiye’de Osmanlı Devleti’nin yıkılışıyla birlikte kurulan yeni devletin hükûmet şekli olarak ancak 1923 yılında benimsenmiştir. Cumhuriyetin ilânı sürecine gelinceye kadar Osmanlı toplumunun yenileşme döneminden geçtiği de hatırlanırsa Cumhuriyetin ilânı meselesini sâdece 1923 yılı Ekim ayında aniden ortaya çıkmış bir sosyo-kültürel hareket olarak değerlendirmemek gerekir. Cumhuriyetin ilânına giden yolda Osmanlı toplumunun özellikle Meşrutiyet devrinden itibaren gerek sosyal hayatında gerekse hukukî yapısında gerçekleştirdiği yenileşme hareketlerindeki dönüm noktaları unutulmamalıdır.
    Cumhuriyete giden yol…
    Osmanlı Devleti’nde, hükümranlık haklarının Osmanlı toplumu lehine çok cüz’î ölçüde de olsa sınırlandırılması yolundaki ilk teşebbüs Ayanlar’ın Osmanlı Padişahı ile akdettiği Sened-i İttifak’tır. Bu sözleşme ile bir takım siyasî hakların elde edilmesi ve yönetimin ilk defa zayıf da olsa sınırlandırılması mümkün olabilmiştir. 1839 yılında ilân edilen Tanzimat Fermanı ile ilk kez Osmanlı padişahının yetkileri üzerinde kanun gücünün varlığı kabul ediliyordu. Bu özelliği ile Tanzimat, hukuken bağlayıcı olup, padişahın yetkilerini sınırlamaktaydı. Ancak bu ferman anayasalı bir hareket özelliğine sahip olmayıp tek taraflı bir irade beyanından başka bir şey değildi. Tanzimat Fermanı, mutlak yetkilere sahip bir devlet başkanını dünyevî ve beşerî mânâda müeyyidesiz de olsa kendi isteği ile yetkilerini sınırlayan ve kanun üstünlüğünü ortaya çıkaran bir belge olarak demokratik gelişmelerin başlangıcı sayılabilir. Bununla birlikte aydınlarımız Tanzimat dönemini siyasî rejim bakımından mutlakıyetle millî hâkimiyet rejimi arasında bir intikal devresi olduğunu da ifâde etmektedirler.
    1876 yılına gelindiğinde gerçekleştirilen I.Meşrutiyet’in ilânı, anayasalı yeni bir sistemin ortaya çıkmasını sağlamış, bu tarihten itibaren Türk siyasî hayatında anayasalı dönem başlamıştır. Bu gelişme cumhuriyete giden yolda önemli bir aşama olarak kabul edilebilir. Bu önemli gelişmeye rağmen I.Meşrutiyet Anayasası devlet şeklini monarşi dışına taşıyamamıştır. Saltanat yine babadan oğula intikal etmiş ve yine bazı müesseselere tayin padişah tarafından yapılmıştır. Hâkimiyet bu anayasaya göre millete değil, Osmanlı soyuna aitti. Ancak bilindiği gibi Osmanlı’nın devlet telâkkisinde hâkimiyetin kaynağı Tanrı’dır. Ortaya çıkan mevcut bu yeni duruma rağmen 1876 Anayasası ile Osmanlı Devleti’nin dinî telâkkilere dayalı bir devlet olma vasfını kaybettiği söylenemez. Bütün bu gelişmeler sonrasında Meşrutiyet anayasalarının Batı’lı mânâda anlam kazandıramadığı “Millî Hâkimiyet” kavramı; siyasî hayatımıza ancak Atatürk ile birlikte girmiştir.
    Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde yaşanan sıkıntılardan istifade etmeye çalışan ve Batı’dan iktibas ettikleri birkaç bilgiyle donanmış bazı aydınlar, millî bir devlet meydana getirme hususunda İslâm’ı başlıca engel olarak görmüşlerdir. Hâlbuki o dönemde Cumhuriyet, sanılanın aksine İslâm’ı terk etmek sûretiyle başka bir dine intisap etme niyetinde olmamıştır. Çünkü bu süreçte Cumhuriyet’in istediği hem modern hem de Türk olan İslâm dininden başka bir şey değildi.
    Bütün bunlara rağmen seksen yıllık Cumhuriyet kendi insanını hiçbir dönemde etnik farklılığı sebebiyle sosyal ve siyasî hayatından dışlamamıştır. Türk toplumu “ırk” mefhumu üzerine değil, “millet” mefhumu üzerine kuruludur. Cumhuriyet’in kuruluşunda rejime kimlik kazandıran ve anlam yükleyen aydınlardan biri olan M. Kemal Paşa da bu şuurla hareket ederek “Ne mutlu Türk olana” yerine “Ne mutlu Türküm diyene” lafzı ile çıkış noktasını göstermiştir. Dolayısıyla Cumhuriyet’i kuranların kafalarındaki millet mefhumu, bu ülkenin yurttaşlarının hiçbir ayrım yapılmadan bütünüdür ve söz konusu olan bu millet, hâkimiyetin yegâne sahibidir. Birtakım ideolojik saplantılardan yola çıkılarak, Türk kimliğini tartışmak ve bütüncü yönünün dumura uğradığını söylemek seksen yıl önce tesis edilen yeni devleti anlayamamak hatta kabullenememek anlamına gelir.
    Maksatlı bir şekilde, zenginlik olarak kabul edilmesi gereken, milletin bünyesindeki her farklılığı abartarak yansıtanlar ve bu farklılıklardan yola çıkarak etnik bölücülük yapanlar, bizatihi ırkçı olanlardır. Bu anlamda düşünüldüğünde “Türkiyelilik” kavramını dillendirenler ve kendilerinin Türk milletinden farklı olduklarını vurgulayarak etnik farklılıkları kurcalayanlar, bütün hayatlarını ve siyasetlerini etnik farklılık üzerine kuranlardır. Bugün bazı yarım kafalı sözde aydınların yazılarında Cumhuriyet’in ilk yıllarında “ırkçılığın devletin resmî ideolojisi hâline geldiğini” ima etmeleri, Türk kimliğinin sıkıntılı olduğu iddiasını ispata yöneliktir. Bu tür iddialarla yapılmak istenen ise Cumhuriyetin sahip olduğu kimliği problemli göstererek, Türk kimliğinin bütüncü yönünü gizlemek ve inkâr etmektir. Ülkemizdeki oportünistler, kozmopolitler ve etnik bölücüler Türk kimliğinden rahatsız diye, “Türkiyelilik” adıyla yeni bir kimlik ihdas etmeye çalışmak yeni Türk devletini ve Cumhuriyeti kuran “Kuva-yı Milliye Ruhu”nu reddetmek anlamına gelir. Bugün Türkiye’de soy ve kültür bakımından çatısı altında toplanılacak bir ve tek kimlik olarak Türk kimliği ve bu kimliğe bağlı bir siyasî yapılanma yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti mevcuttur.enleri

  6. Ziyaretçi
    çagaş ve uygar yaşamal için

  7. Ziyaretçi
    Valla çok teşekkür ederim kim yazdıysa çok makbule geçti!

  8. Ziyaretçi
    teşekkür ederim kim yazdıyda ellerine sağlık

+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
atatürk inkılapları neden yapmıştır,  atatürk neden inkılapları yapmıştır,  atatürk neden devrimler yapmıştır,  atatürk neden inkılapları yaptı,  atatürk devrimleri neden yapmıştır
5 üzerinden 3.50 | Toplam : 8 kişi