+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Gökyüzünde bulutların üzerinde çocuklarla ilgili hayal dünyası ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Gökyüzünde bulutların üzerinde çocuklarla ilgili hayal dünyası





  2. sagocu_kız
    Bayan Üye





    Cevap: Çocuğun Hayal Dünyası


    Çocuklar için hayal dünyası genelde gerçek hayattan daha önemlidir. Önemlidir, çünkü bu hayallerin hem psikolojik, hem sosyal işlevi vardır. Öyle ki, çocuklar hayal güçleri sayesinde özgüvenlerini tesis ederler, zamanlarını hoş geçirirler, yalnızlıklarını giderirler.

    Hayal kurmak, insanın önemli ruhsal süreçlerinden biridir. Zekâ düzeyi ile yakın bağlantılı olan bu kavram, ağırlıklı olarak duygusal zekâ boyutunun bir göstergesi olarak kabul edilir. Hayal kurmaya temel teşkil eden “hayal gücü” insanda doğuştan mevcuttur. Fakat varlığını hissettirebilmesi, potansiyelini sergileyebilmesi için uygun koşullar gerekir.

    Burada ele aldığımız hayal kavramı, bireyin ileriye dönük, makul sınırlardaki plan ve projeleri değildir. Örneğin, bir işletme sahibinin işyerini genişletmesi, kazancını arttırması bir hayal olarak adlandırılsa da bu daha çok plan veya
    tasarıdır.

    Çocukluğun zengin hayal dünyası ile yetişkinliğin hayalperestliğini aynı ele almamak gerekir. Hayale ilişkin bazı deyimler günlük konuşma dilimizde sıkça yer alır. Boş hayaller peşinde koşmak, hayalleri yıkılmak, geleceğe ilişkin hiçbir hayali kalmamak, hayallerindeki eve kavuşmak gibi. Şair demiş ki “İnsan yaşarsa şu alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.”

    Yetişkin insanların hayalleri daha çok bir maksada ve menfaate dönüktür. Bir modacı hayalindeki tasarımları uygulamaya geçirip daha önce rastlanılmamış tarzda sunum yaptığında ilgi çeker, alkış toplar, kişisel doyumu artar vs Bir hayal türü de vardır ki sağlıksız kişiliğe işaret eder. Kendisini takip eden gizli düşmanları olduğu, vahiy geldiği gibi sanrılar bu tür hastalıklı kişiliklere ait semptomlar sayılır.

    Hayal Gücünü Tanımlarken

    Hasta kabul edilmeyen ama başarısızlıklarla zedelenmiş kimliğini telafi etmek maksadıyla bol abartılı beklentiler içerisinde bulunan kişiler de vardır. Bir gün mutlaka piyango zengini olup eline geçecek parayı ne şekilde değerlendirip nasıl harcayacağı, servet sahibi olunca şimdi onu adam yerine koymayanların o zaman nasıl etrafında fır döneceği hayalleriyle günler geceler tüketen bu kimselere sadece “hayalperest” deriz. Bu tiplerden de pek hoşlanılmaz.

    Her şey bir hayal ile başlar, demişler. İşte burası son derece önemlidir ve hayalin kıymeti de buradadır. Çünkü hayaller somut veya soyut orijinal ürün veya eserlerin ham maddesini oluşturur. Mevcut ve görünür olanı yansıtmaları gerekmez. Bugünün birçok teknoloji nimetinin temelinde çocukça hayaller, çocukluk düşleri vardır.

    Uçağı icat eden mucidin hayat hikâyesini anlatan bir film izlemiştim. Çocukluğu tabiatla iç içe bir malikanede geçiyordu. O etrafındakilerin ilgisine, yönlendirmelerine pek aldırış etmiyor, sürekli kuşlara imreniyor, onlar gibi uçabilmeyi hayal ediyordu. Şüphesiz kendinin bir kuş olmadığını biliyor, sadece kuşların nasıl uçabildiğine çocuk aklını erdirmeye çalışıyordu. Ona mutluluk veren tek şey kuşların nasıl uçuşa geçtiklerini gözlemlemek, heyecanlandıran tek şey de bir gün kuş gibi uçabileceğine dair kurmuş olduğu hayalleriydi.

    Annesi ona istediği malzemeleri temin etmede ve istediği şekilleri vermede destek veriyordu. Ama yine de çocuğunun bu gerçekleşmesi imkansız hayallerine şüphe ile bakıyordu. Sırf mutlu olsun diye oğlunun tarifleri üzere ona bezden kanatlar dikti, uçuş denemeleri başarısız oldu. Sonra çocuk kuş tüyleri, kanat telleri topladı. Annesine bu malzemelerden tekrar kanat diktirdi. Küçük kazalar atlattı, nihayetinde kanadı koparılmış kuşların uçamayışından hareket ederek, yaşı ilerledikçe kuş tüylerinin anatomisini incelemeye koyuldu. Her gece uyumadan önce annesine uzun uzun uçuş hayallerini ve edindiği bilgileri aktarıyor, annesi ise inanmış görünüyor ve sabırla dinliyordu. Sonra, hayli emek ve tecrübeden sonra gerçekten de genç yaşta hayallerini gerçeğe dönüştürdü.

    Bugün artık insanlar Alaaddin’in sihirli halısı ile uçmuyor, uçağa biniyorlar. Belki bizim vademiz yetmez ama kim bilir bir gün herkes küçük bir halıyla uçabilir, ne dersiniz! Bu hayalin sponsorluğunu üstlenecek bir hayalperest(!) içimizden çıkar mı acaba?

    Küçük yaştaki çocuklar bazen hayal ile gerçeği ayırt edemezler. Hayalleri onlar için en az gerçekler kadar, hatta gerçekten daha önemlidir ve ruhsal işlevselliğe sahiptir. Psiko-sosyal ihtiyaçlarını doyurmada, özgüvenlerini oluşturmada, ruhsal zedelenmeleri onarmada, zamanını hoş geçirmede, yalnızlığını gidermede, etrafındakilere varlığını kanıtlamada hayaller vazgeçilmezdir.

    Ancak, çocukların kendi kendine veya arkadaşlarıyla gerçekleştirdiği her etkinliği yüksek hayal gücü ürünü olarak düşünmek yersiz olur. Yetişkinlerin mesleklerini ve rollerini taklit ederek bir takım oyunlar oynamak tam manasıyla hayal ürünü sayılmaz. Bunlar, yetişkin hayata yönelik küçük yaşam provaları olarak düşünülmelidir. Hayal gücünden kaynaklanan her ne ise bu bir taklit olamaz ve de orijinal olması gerekir.

    Zorunlu olarak yalnızlaşmış veya arkadaş ilişkilerinde başarısız olan, sağlıklı ilişkiler geliştiremeyen bir çocuğun kendine başarılı senaryolarda rol vermesi gerçek bir hayal ürünü değil, daha çok bir telafi etme mekanizmasıdır. Burada kuvvetli bir hayal gücünden söz edemeyiz.

    Mevcut oyuncaklar ile gittim geldim, aldım, yendim, kazandım gibi eylem ve temaları alışılagelmiş kalıplar içinde canlandırmak (buna dramatize etmek diyorlar), aynı anda iki üç rolü birden üstlenmek de hayal gücünün göstergeleri değildir. Bir kere her çocuğa drama yaptırılabilir ama büyük hayal gücü ender çocuklarda görülür. Sanatçı ruhu doğurur ve bilimsel merak uyandırır. Şaheserler böylelikle ortaya çıkar.

    Aile Masalsız Olursa

    Şu örnekteki çocuğa bir bakalım: Mert 5 yaşında. Orta yaşa gelmiş annenin çok özenle ve evhamla üzerine titrediği tek çocuğu. Öyle ki bu yaşa kadar sadece annesi tarafından beslenmiş, pirinç tanesi genzine kaçar da boğulabilir ihtimaline karşı tüm çorbaları dahi öğütücüden geçirilerek içirilmiş. Fizik ve zihin gelişimi 6-7 yaşında gibi görünüyor. Babasının önceki evliliğinden de çocukları olduğu için o sadece annesinin bir tanesidir.

    Lakin karıkocanın yoğun tempolu iş hayatı Mert’in çocukluğunu yaşamasına uygun bir zemin hazırlayamamış. Eve çok yorgun geliyorlar, ikisi de zaten biraz yaşlanmışlar. Gönül almalık kısa anların dışında çocuğu başları götürmüyor. Çocuk, çocuk ama hayalleri çocuk değil. Büyükler ona şaşırıyor. Belki diğer çocuklarla iç içe olmak ona hitap eder ve mutlu olur düşüncesiyle “iyi bir kreşe” verilmiş. Bu kez Mert’in başı diğer çocukları götürmüyor. Ne
    oyunlarını beğeniyor ne de onlara katılabiliyor. Özel çocuk tutulmaktan dolayı iletişim kurma becerisindeki sorunlar da eklenince, ne yapsın çocuk çareyi kendi kendine oyun kurmakta bulmuş. Elinde malzeme olarak iki bozuk eski ev telefonu cihazı var. Hattın diğer ucundaki kişi Levent diye bir arkadaşı. Aslında öyle biri yok. Ama Mert ile Levent’in öyle derin sohbeti var ki dinlemeye doyamazsınız! İlgi alanları, bilgi düzeyleri, orijinal fikirleri ile sanki birbirlerinin tıpatıp aynısı gibiler. Gelecek için ne işler planlıyorlar duysanız hayrete düşersiniz.

    Anne durumu fark ettiğinde, oradan buradan duyduğu bilgilerle çocuğunun otistik olduğuna hükmedip panik içerisinde psikologa götürüyor. Hayır, bu çocukta hiçbir hastalıklı durum olamaz. O sadece yüksek zekâ ve hayal gücü kapasitesine çıkış noktası sağlamayan marazî aile ve çevre şartlarına karşı makul bir çözüm geliştirmiş.

    Faaliyet Değil, Oyun Gerek

    Çocukların hayal gücünü açığa çıkarabilmesi için nasıl destek verilebilir sorusuna da hap gibi bir cevap vermek yanıltıcı olur. Bazıları diyor ki bol malzemeli oyun ortamları hazırlayın. Bu yeterli değildir. Hayal gücü olan çocuk adeta otomatik olarak maksadına yönelir. Tabir caizse yumurtlayacak tavuğun uygun bir yer aradığı gibi çocuk da kendi hammaddeleri ile baş başa kalmak ister. Kalabalığın curcunanın olduğu cıvıltılı ortamlar onlara yaramaz.

    Bir çocuk yuvasında “Yaratıcı Drama Eğitimi Verilir” diye reklam yazmışlar. Ne yaptırıyorlar çocuklara? Değişik kostümlerle tiyatroya benzer bir etkinlik. Drama var ama “yaratıcılık” neresinde. Bazı ailelerin anlayışına akıl fikir ermiyor. Çocuk okula alışsın, evde kapanıp kalmasın düşüncesiyle veya annenin çalışıyor olmasının verdiği mecburiyetle çocuğu kreşe veriyor.

    Resmi okullara bağlı anasınıfları veya hazırlık sınıfları dahil, müfredatları incelendiğinde, son derece yetersiz olduğu anlaşılır. Her Allah’ın günü önlerine bir kağıt koy, üzerindeki şekilleri bakalım önce kim taşırmadan, boşluk bırakmadan tertiplice boyayacak diye yarıştır! Bu etkinlikler daha çok el kaslarını kontrol edebilme maksadına yöneliyor. Veya ender zamanlarda oyun hamuru veriliyor. Sonra öğretmenler bir kenarda sohbete dalıyor. Oyun saatinde ise genelde çocuklar oyuncak başında kapışıyor. 2-3 yıl aynı sınıfa giden çocuklar oluyor ve neredeyse bu şartlandığı faaliyetleri gözü kapalıyken bile yapabilir hale geliyor.

    Oysa öyle yetenekli çocuklar var ki insana sürpriz yapabiliyor. Çalıştığım kurumda bazen özürlü öğrencilerimizle eğlensinler diye resim çizeriz. Kulağında işitme cihazı olan ve konuşma engeli olan 5 yaşında bir kız çocuğu odamın camından melül melül içeri bakıyordu, belli ki gelmeye çekiniyordu. İşaret ederek çağırdım, cesaret bulup içeri geldi. Masamın başında durdu, çekmecemden iki kağıt ve boya kalemlerimi çıkardım. Gözlerime baktı tebessümle. Sonra ona güzel bir çiçek çizdim. O sırada telefonum çaldı uzanıp ahizeyi aldım. Alo derken gözüm çocuğun önündeki kağıda ilişti, çiçekler iki tane olmuştu ve güzelce boyanmıştı. Çocuk adeta bir fotokopi makinası gibi şipşak yapıvermiş! Denemek için bir de kuş çizdim. Aynısını hemen yapıverdi. Yetenekliydi. Ondan değişik şeyler çizmesini istedim, bilemediğini söyledi. Çocuğun gittiği kreşte sıkı yönlendirildiğini ve sınırlandırıldığını anladım. Kendiliğinden, istediğini özgürce yapamıyordu.

    Haydi Oyuna

    Şu güzel uzun yaz döneminde çocuklarımıza esin kaynağı olabilecek doğal ortamlar sunabilirseniz hayal güçlerini keşfedebilirsiniz. Değişik çiçeklerden dünyanın en güzel prensesi(!) kendi kolyesini örebilir. Irmak kenarında kurbağalar ile sonundan hoşlanmadığı bir masalı yeniden yazabilir. Büyük bir kayaya tırmanabilen bir erkek çocuk kendini harika hisseder. Canları sıkılınca kardeşler birbirini eğlendirecek, ortama özgü oyunlar icat edebilir. Ve bu oyunlara anne babaları da katılırsa ne unutulmaz olurlar.

    Çocuklar nehir kenarlarından veya sahillerden şekil veya renk itibarıyla kendilerine ilginç gelen taşlar toplayıp saklamanız için size verirlerse sakın onları atmayın. Mutlaka bir şey düşünmüşlerdir.

    Çocukların hayalleri ne kadar çeşitlilik ve derinlik içeriyorsa o denli onları meşgul eder, çaba sarf etmeye yönlendirir. Hayali bir güce çevirmek sebat ve duygusal zekânın işidir. Hayal gücünün ve hayalî ürünlerin çocuk için önemi, bir eğlencelik olması değildir. Aksine, onlar hayallerinin bir eğlencelik olarak basitleştirilmesinden rahatsız olurlar. Kendilerine gülüneceği veya alay edileceği çekincesiyle hayallerini başkalarına pek söylemezler, kendileri ile paylaşırlar. Mevcut olay veya nesnelere hayal gücüne dayalı olarak değişik anlam ve işlevler verebilirler. Bu küçüklük hayallerini yıllar sonra bize aktardıkları olur. İlkokulda bir erkek çocuk, öğretmenim diyor, ben küçükken Birinci Dünya Savaşı dendiğinde bu savaşın dünya üzerindeki bütün insanlar ile dünyanın dışında yaşayan düşmanlar arasında yapıldığını sanıyordum. Dünyadaki ulusların birbiriyle savaşabileceklerine aklım ermiyormuş!

    Bir çocuk çimenlere sırt üstü uzanıp dakikalarca gökyüzündeki bulut kümecikleri ile hayal kurabilir. Veya uzun yolculuklarda cam kenarına oturtun, onların manzaralı hayalleri olsun. Dolunay olduğunda “Ay Dede” onları ziyarete gelsin, bol bol konuşsunlar. Mantık aramayın, o zaman hayal değil proje olur zaten.

    En Güzel Gerçek Onlar

    Küçük yaş çocukları hayallerini büyükleriyle paylaşmada daha cömert olurlar. Oğlum üç dört yaşında iken dubleks evimizin arka balkonunda kocaman bir atımız olduğunu söylerdi. Atımız hakkında konuştukça nasıl da mutlu oluyordu. Bir zaman sonra atın arkadaşlarını özlediğini, kırlarda koşmak istediğini fark ettik, onu saldık!

    Şimdi kızım naylon mutfak oyuncakları ile oynamak yerine, oturuyor saatlerce odasına kapanıyor. Bir bakıyorum buzdolabından fırına, içinin yiyeceklerine, masaya oturtacağı bebeklere (pardon, arkadaşlara) kadar hepsini özenle çizmiş, boyamış makasla kesmiş ve yerleştirmiş. Ortalığı toplarken onun sanat eserlerini emeklerin çöp olarak atıyor olmaktan vicdanen tedirgin oluyorum. Bir müddet bekletiyorum, sonra kendisi atmaya karar veriyor.

    Hayal deyip geçmeyelim. Gerçeklerin bu denli acımasız olduğu dünyada el verelim, hiç olmazsa çocuklarımız çocukluklarında hayalleriyle mutlu olsunlar değil mi? Onlar en güzel gerçek.








+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
hayal dünyası ile ilgili kompozisyon,  hayal le ilgili kompozizyon,  hayal dünyasını arttıcı kısa metinler
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi