+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Osmanlı Devleti Bölümünden Osmanlı Devletinde Eğitim Öğretim Sistemi Hakkında Bilgiler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. RüzgarGülü
    Bayan Üye


    Osmanlı Devletinde Eğitim Öğretim Sistemi Hakkında Bilgiler





    Osmanlı Devletinde Eğitim Öğretim Sistemi Hakkında Bilgiler Forum Alev
    Osmanlı Devletinde Eğitim Öğretim Sistemi

    Bilindiği gibi eğitim, yetişen nesillerin topluma intibakını sağlamak, millî kültürü genç kuşaklara aktarmak, böylece fert ve cemiyet hayatında bir denge ve ahenk meydana getirme faaliyetidir. Eğitim ailede, okulda ve çevrede hayat boyu süren bir etkileşimin adıdır. Her devlet, kendi toplumunun değer yargılarına, zamana, ekonomik ve diğer şartlara göre bir eğitim sistemini ve anlayışını benimser.
    Osmanlı Devleti, kuruluşundan XVI. yüzyıl ortalarına kadar hızla ilerlemiş, sadece İslam dünyasının değil, aynı zamanda tüm dünyanın en büyük ve en güçlü devleti haline gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin bu büyümesi ve güçlenmesi devlete bağlı kurumların; özellikle de “eğitim kurumları”nın tâbi bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Devletin gereksinim duyduğu her türlü bilimsel ve entelektüel ihtiyaç bu kurumlar tarafından karşılanmıştır.

    Önceleri küçük bir beylik iken, Osmanlı Devleti’ni kısa bir zamanda “cihan devleti” yapan unsurların başında, asırlardır başarıyla uyguladığı eğitim politikası gelmektedir. Bu başarılı eğitim politikası nedeniyledir ki, Devlet-i Â’liye Osmaniyye, 400 atlıdan koskoca cihangir bir devlet haline gelmiş, 320 yıl dünyanın tek süper gücü olmuş; hangi din, dil, ırk ve coğrafyadan olursa olsun insanları adalet ve büyük bir hoşgörü örneği sergileyerek asırlardır bir arada yaşatmayı başarmıştır.

    Osmanlı Devleti, tarihte İslâmî esaslara göre yönetilen Türk-İslâm Devletidir ki, bu nedenle bütün sistem ve müesseselerde olduğu gibi, eğitim öğretim sisteminde de İslâmî eğitim usûllerinden ve kendisinden önceki İslâm Devletleri’nden (bilhassa da Anadolu Selçuklularından) yararlanmıştır. Bu İslam Devletlerinin ise, temelde Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerle, Müslüman Milletlerin kültür ve medeniyetlerinden yararlandıkları bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nin başta eğitim öğretim olmak üzere diğer hususlarda, daha önceki İslam Devletleri’nden istifade etmesi körü körüne bir taklit olmayıp, bir sentez ve özümleme hadisesidir. Gerçekten de Osmanlı devleti kendisinden önceki kültür ve medeniyetlerden en iyi şekilde yararlanmayı bildiği gibi, bu bağlamda kendisinden önceki tarihsel mirası ve birikimi en iyi şekilde değerlendirip çağına uyarlamayı da başarmıştır.
    ÖRGÜN EĞİTİM MÜESSESELERİ
    Bu müesseseler, belirli yaş ve bilgi seviyesindeki insanları, belirli eğitim ve öğretim kaidelerine göre yetiştirmek üzere kurulmuş müesseselerdir.
    I) İlk Seviyedeki Eğitim-Öğretim Müesseseleri
    Sıbyan Mektepleri: Osmanlılar da bu okullara “Daru’ttalim”, “Daru’l-ibn”, “Muallimhâne”, “Mektephâne”, “Mahalle Mektebi”, “Mekteb-i İbtidaiye” adları verilirdi. Osmanlılar’da bu mektebin hocasına “Muallim”, yardımcısına “Kalfa”, talebelerine de “Suhte”, “Puser”, “Şakird” denilirdi. Daha çok cami ve mescit bitişiğine yapılan bu okullar, medreselerin çekirdekleri idi. İlk tahsil veren bu mekteplerde 5-6 yaşlarındaki çocuklara okuyup yazmayı, başta Kur’an-ı Kerim okumak olmak üzere dinî bilgileri ve dört işlemden ibaret olan matematik dersini verilirdi. Bu mektepler camilerin veya mescidlerin yanına yapılırdı. Osmanlılar her mahalleye, her köye varıncaya kadar bu okulları yaygınlaştırmışlardı. Devletin sınırlarının ilerlemesine paralel olarak bu okulların sayısı da her geçen gün artmıştır. Bu mekteplerin en önemli özelliklerinden biri de mektebe başlama şekliydi. Çocuk, okuma çağına gelince mektebe büyük bir merasim ile başlatılırdı ki, buna “Âmin Alayı” denirdi. Mektepteki okuma müddeti içinde, çocuklara çalışıp kolayca öğrenmeleri için teşvikte bulunulur ve çocuklar hediyeler alınıp ödüller verilirdi. Bu mektepleri bitiren çocuklar, rüşdiye ve emsali okullara devam edebilecek duruma gelirlerdi. Bu okullarda Elifba, Kur’an-ı Kerim, Tecvid, İlmihâl, Ahlâk, Sarf-ı Osmanî, İmlâ, Kıraat, Mülahhas Tarih-i Osmanî, Muhtasar Coğrafya-ı Osmanî, Hesap, Hendese, Hüsn-i Hatt gibi dersler okutulurdu. Okuma yazma bilen ve bu işe uygun olan herkes, bu mektepte muallim olabilirdi. Okulun belirli sınıfları ve süresi yoktu. Her çocuk, öğretilen bilgiyi öğreninceye kadar mektebe giderdi.

    II) Orta ve Yüksek Seviyedeki Eğitim-Öğretim Müesseseleri
    Medreseler: Medrese, Arapça bir kelime olan “derese” türevinden gelmektedir. “İlim öğrenilen yer” anlamına gelir. Medrese teşkilatlı bir kuruluş olup, dershane ve etrafında öğrencilerin kaldığı odalar, medreselerin bel kemiğini teşkil eder. Kütüphane, imaret, hamam gibi kuruluşlarda medresenin ayrılmaz parçalarıdır. Çoğu zaman cami ve mescid bitişiklerine yapılırdı. Diğer İslam Devletleri’nde olduğu gibi Osmanlılarda da temel eğitim ve öğretim kurumları medreseler idi. Osmanlılar, medreselerini Büyük Selçuklu, Anadolu Selçukluları ve diğer İslam devletlerini örnek alarak kurdular. Kısa zamanda şöhret bulan bu medreselere, İslam dünyasındaki diğer ülkelerden çok sayıda talebe ve âlim akın etmeye başlamıştır. Osmanlılar medreselerinde naklî ilimlerde Şam-Mısır; aklî ilimlerde Bağdat-Semerkand bölgelerinde yetişmiş ûlemadan istifade etmiştir.

    Osmanlılar, eğitim öğretim sistemlerinin temelini oluşturan medreseleri, Büyük Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti ve diğer İslâm Devletlerini örnek olarak kurdular. Bu yüce devlet, ilmiye sınıfı mensuplarına büyük bir itibar gösterdiği için İran, Turan, Horasan, Dağıstan, Hindistan, Buhara, Halep, Şam, Mısır’dan birçok âlim İstanbul’a akın etmiştir. Osmanlı’larda ilk medrese, 1330’da İznik’in fethini müteakip bir manastırın medreseye çevrilmesiyle İznik’te Orhan Gazi tarafından açılmıştır. Burası kısa zamanda bilim yuvası haline gelmiş, uzun müddet hizmet vermiştir. Davudî Kayserî (öl. 1350) bu medresenin ilk baş müderrisliğini (rektör) yapmıştır. Ayrıca Orhan Gazi bu medrese için vakıflar tesis etmiştir.
    Osmanlılarda ikinci medrese Bursa’nın fethini müteakip yine Orhan Gazi döneminde, şehrin en büyük manastırının(Manastır Medrese’si) medreseye çevrilmesiyle Bursa’da açılmıştır(1335). Osmanlı Devleti’nin sınırlarının hızla gelişmesine paralel olarak medreseler de aynı hızla artmaya başlamıştır. Orhan Gazi’den sonra sırasıyla I. Murat, Yıldırım Bayezıt, I. Çelebi Mehmet, II. Murat’ın yaptırdığı medreseler izlemiştir. Yine pek çok devlet ricali, medrese ve diğer hayır kurumları açmakta âdeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Açılan bu medreseler Osmanlılarda bilim ve düşünce hareketliliğini ve faaliyetlerini artırıyor, devletin her alanda büyük bir ilerleme ve gelişme kaydetmesini sağlıyordu. Kuruluş döneminin en önemli medreseleri aynı zamanda devletin de başkentliğini de yapmış olan İznik, Bursa ve Edirne medreseleri idi.
    Medreselerin doruğa çıkışı ise Fatih ile gerçekleşti. Çağ kapayıp çağ açan Fatih, Fatih Camii yanına Sahn-ı Seman (Semaniye) adını taşıyan sekiz medrese yaptırdı ve sekiz kiliseyi de medrese haline getirdi. Sahn-ı Seman medresesinin programı Ali Kuşçu ile Mahmut Paşa tarafından hazırlandı. Ayrıca Ayasofya’nın papaz odalarını medreseye çeviren Fatih, buranın baş müderrisliğine de Molla Hüsrev’i getirmişti. Ali Kuşçu ve Hızır Çelebi gibi büyük âlimler de burada dersler vermekte idi. Kanunî Sultan Süleyman’ın Süleymaniye Camii civarında yaptırdığı ve Süleymaniye adıyla anılan medreseler ise Osmanlılarda öğretim yoluyla atılan en büyük adımlardan biri oldu. Burası aynı zamanda İslâm dünyasının en büyük ilim ve kültür merkezi haline geldi. İslâm dünyasının diğer bölgelerinden bu medreselere çok sayıda âlim ve talebe akın etti. Bu medreseler darü’l hadis, tıp, tabiiye, riyaziye ve diğer ilimlerin okutulduğu 6 fakülteden ibaretti. Ayrıca sitenin hastane, imaret, tabhâne(mutfak), hamam da bulunmaktaydı. Sonraki yıllarda bunlara yenileri eklendi. II. Selim zamanında Edirne’de Selimiye, III Murat döneminde III. Murat Medresesi, III. Mehmet devrinde III. Mehmet Medreseleri inşâ edilerek yüzyıllarca bu böyle devam etmiştir. Bu medreselerde Davudî Kayseri, Molla Fenari, Kadizâde Rumî, Ali Kuşçu, Celaleddin Hızır, Zenbilli Ali Efendi, Gelenbevi İsmail, Mirim Çelebi, İbn-i Kemâl, Taşköprüzâde Ahmet, Meşhur Hekim Âhî Çelebi, Kınalızâde Ali, Kanuni’nin meşhur Şeyhülislamı Ebussuud Efendi gibi pek çok âlim yetişmiş ve yine bu medreselerde ders vermişlerdir.
    Medreselerin vakfiyesi vardı. Bu vakfiye de medresenin çalışma sisteminden, çalışanların günlük yevmiyelerine varıncaya kadar her türlü bilgi yer alırdı. Ayrıca hoca ve talebelerin ihtiyaç ve masrafları da bu vakfiyelerden karşılanırdı.

    Medreselerde “baş müderris” (rektör), “müderris” (profesör), “müfid” (doçent), “muid” (asistan), öğrenciler ise “danişmend, sûhte, talebe, mülazım” adıyla anılırdı.
    Şimdi bunlardan kısaca bahsedecek olursak:
    a)Müderris: Belirli bir tahsilden sonra icazet, mülâzemet, ve beratla medreselerde ders veren kimsedir.
    b)Müfîd(Doçent): Günümüzdeki doçentin karşılığı diyebiliriz. Talebenin derste anlamadığı bir konu varsa talebenin dikkatini derse yoğunlaştırmak suretiyle talebenin daha iyi yetişmesini sağlardı.
    c)Muid: Müderrisin yardımcılarına denirdi. Müzakereci de denilirdi. Müderrisin, dersten ayrılmasından sonra, onun dersini talebeye tekrar anlatan kimsedir.
    d)Danişmend(Talebe): Medreselerde ders gören talebelere, tahsillerine göre değişik isimler verilirdi. Genelde aşağı seviyedeki talebelere “sûhte”, yüksek seviyedeki talebelere de “danişmend” adı verilirdi.
    Medreseden imtihanla mezun olan her öğrenciye “icazetname” denilen diploma verilirdi. İcazetnamede, medresede okunan derslerin ve müderrislerin adı yazılırdı.
    Osmanlı medreselerinde değişik zamanlarda, farklı dersler okutulurdu. Dinî ilimlerden Fıkıh, Kelâm, Hadis, Tefsir, Feraiz, Usûl–i Fıkıh; aklî (müspet) ilimlerden Mantık, Belâgat, Lügât, Sarf, Nahiv, Hendese, Hesap, Heyet (Astronomi), Botanik, Tarih, Kimya, Tıp, Felsefe gibi ilimler okutulurdu.

    Medreseler, eğitim öğretimi bir zümrenin, sınıfın imtiyazı olmaktan çıkarmak ve toplumda sosyal adaleti, fertler arasındaki fırsat ve imkan eşitliğini temin etmek için parasız eğitim yapılırdı. Talebenin ve öğretim elemanlarının masrafları vakıflar tarafından karşılanırdı. Böylece eğitim öğretimin finansmanı işinde devletin yükü hafif tutulurdu. Medreseler sadece, din ve dünya işlerini Osmanlı medreselerinde ilk dönemlerde müderrisler günde 4 ders vermekle yükümlüydüler. Eğitim, medreselere ve müderrislere göre değişirdi. Haftanın en çok üç günü (salı-perşembe-cuma) tatildi.










  2. Filiz
    Bayan Üye





    Osmanlı devletinde eğitimin en temel yeri medreseler idi.Dini eğitim ile pozitif bilimlerin aynı anda öğretildiği bir sistem vardı.Osmanlı devletinde eğitime büyük önem veriliyordu.Bu eğitimlerin başında dini eğitim geliyordu.Ayrıca bilimsel çalışmalar da fazla yapılıyordu.









+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
osmanlı devletinde eğitim kurumları hakkında bilgi,  osmanlı eğitim sistemi hakkında bilgi,  osmanlı devletinin eğitim sistemi hakkında bilgi,  osmanlıda eğitim sistemi,  osmanlı döneminde eğitim hakkında bilgi
5 üzerinden 4.00 | Toplam : 3 kişi